|
Okuyoruz
|
|
Derya Cebecioğlu
|
Özcan Sapan
güncenin son sayfalarında şu sözlerle özetlemiş kitabını:
“Edebiyat yapmaktan olabildiğince kaçınmaya çalışmakla
birlikte, aktardığım olayların birçoğunun içerdikleri yakıcı
gerçeklerden ötürü, bazen bize çok kurgusal (uydurma) görünen
yazınsal metinlerdekine kıyasla çok daha öteye giden ve okuyanda
‘inanılmazlık’ duygusu uyandıran bir edebîlik içerdiği
farkedilecektir. Ne var ki bu edebîlik, André Gide’in sözünü
ettiği, hayatın gerçekliğinin her türlü kurgusal gerçekliğe
rahmet okutacak türden bir zenginliğe sahip olduğu savı
çerçevesinde düşünülmelidir. Gerçekten de, muhalif bireyin
örgütlü devlet şiddetiyle eşitsiz bir savaşta yapayalnız
kalışının dramatik boyutlarını aktaran tanıklıklar, hayatın,
Türkiye’deki son 35 yıllık serüveni içinden alınmış korkunç
sahnelerdir.”
| Görüntüleme sayısı: 214 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Deneme
|
|
Meltem Tekin
|
Bu gece şeb-i yelda bize. Bu
gece bitmez tükenmez acı. Korkuların biriktiği, tebessüme
karışan dalgalarla denizine ulaştığı. Bu gece vuslat. Tutunma
bu gece. Gözbebeklerine sığmış bir 'ben', kara tanelere. Bu gece
şimdi ayrılık. Bu gece şimdi düş. Bu gece şimdi gelme
ihtimalinin kıblesi. Bırakılandan sonra gelen bitmişlik bu gece.
Kapının arkası, tren garı, eski otelin sükut dolu odası.
Karanlığın süsü, gölgenin tarumar hali, gönlümün çılgın,
ellerinin kocaman, saçlarımın kısa, sakallarının uzun hali. Bu
gece şeb-i yelda. Bitmez bu gece sensiz kucağımda.
Bu gece
ziyan şimdi. Denizlere sığmış dünyaya sığmamış bir
olasılık. Lacivert bu gece, sokaklar siyah beyaz. Bir ilaç
kutusuna sığar hayat, bir ilaç kutusundan çıkar ölüm,
kumlarda... Kar taneleri dolar ağıza bembeyaz taşar. Aşk
kalabalıkları yalnızlaştırır bu gece.
| Görüntüleme sayısı: 182 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Tanıyoruz
|
|
Gülçin Erim
|
|
1.Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
Kendimi anlatmada işe yarayacağını düşündüğüm 3 tane anahtar kelimem
var. Onları sıralayarak başlayayım: "makul","merak" ve "mizah".
Öncelikle "makul" bir insanım ben :) yani rasyonel manasında söylüyorum
bunu. Akılcılık, ya da rasyonellik dendiğinde aklınıza hemen "sıkıcı"
bir portmanto (Ben portmantoları nedense çok ciddi ve otoriter bulurum.
Her şeyi koyacak çekmeceleri, askıları, gözleri vardır. Sanki sana
sürekli "şuraya koy" "buraya getir" diye emir verirler) ciddiyeti
gelmesin. Akıl her türlü tuhaflığın, hınzırlığın, keyfin, maceranın
hizmetine girmeyi seve seve kabul eder. Yani illa ötekilerin "ciddi"
bulduğu işleri yapmak zorunda değilsinizdir onunla. İşte ben de aklı
"merak" ve "mizah" ile inceltip tadını çıkarmaya çalışıyorum.
| Görüntüleme sayısı: 161 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Şiir
|
|
Sadık Yılmaz
|
|
"Yine uykusuz yine dalgın yine agresif bir adam oldum..
yine mutsuzluk denen lanetli ejderha taktı pençesini sertce sağ
yanıma..
Sol yanım zaten kan revan..
Kedileri sevmiyorum artık yada cama vuran yagmurun
sesini
Korkuyorum rüzgarın pencere arasından gelmesinden ve
karanlıktan da
Ne bu beni boyle yapan acaba cezamı??
| Görüntüleme sayısı: 116 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Öykü
|
|
Melih Özuysal
|
Hayaller
Ve Gölgeler 15
Elindeki tebeşir tozunu üzerine silerken zil elinden kayıp aşağıya
çiçeklerin üzerine düştü ama ancak yalnız gezen bir yarasanın
duyabileceği kadar çınlayabildi. Tebeşir kokusu kalmış mı,
diye parmaklarını kokladıktan sonra kendini duvardan aşağı
sarkıtıp yavaşça yere bıraktı. Doğrulurken tıpkı filmlerdeki
gibi başucunda elfeneriyle -zamanı olsaydı bu hayali gaz
lambasıyla değiştirecekti- bekçiyi ve köpekbalığı dişleriyle
zili tutan köpeği göreceğini sanıyordu ama ikisi de yoktu. Oysa
başucunda olacaklarından o kadar emindi ki, en azından gölgeleri
vardır diye şöyle bir bakındı; “hayret”; sanki hiç olmamış
gibi yoktular. Bu yokluk onu canlandırdı; zili çabucak yerden
kapıp beline sokarak hemen giriş kapısına yöneldi.
| Görüntüleme sayısı: 117 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Öykü
|
|
A. Kadir Konuk
|
|
“Lütfen biraz doğru
oturur musunuz” dedi moderatör, “İki dakika sonra canlı yayına
gireceğiz.”
“Nasıl doğru oturayım”
diye sordu program konuğu, “Hazır ola geçeyim mi?”
“Hayır, öyle söylemek
istemedim. Koltuğa öyle yayılmasanız…”
“Müthiş rahat bu
koltuk. Kahvenin sandalyelerine hiç benzemiyor. Üstelik burası
oldukça sıcak, adamın uykusu geliyor hemen.”
“Öyle de,
seyircilerimiz…Pardon, reji arıyor. Evet, tamam, hazırız,
başlayabiliriz.”
Moderatör içinden beşe
kadar ağır ağır saydı, programın jeneriği göründü ekranda,
moderatör iki kez yutkundu, “Sayın seyirciler” diye başladı
konuşmaya.
| Görüntüleme sayısı: 145 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Deneme
|
|
Beyhan Yılmaz
|
Bütün
tanışmalar bir merhabayla başlar. sonra konuşursun… muhakkak
vardır iki tarafın da anlatacakları, söyleyecekleri… bazen
ağızlar konuşur, bazen gözler, bazen şarkılar, bazense vücut
dili… nasıl denk gelirse, nasıl anlatabiliyorsa insan kendini.
karşısındaki bundan pay çıkarır kendine. ruh haline göre bazen
iyi, bazen kötü. hep iyi olmasını ümit ederken sırf hayal
kırıklığına uğramamak adına kötüyü alırsın kendi payına…
onu tanımaya çalışırsın… tanıdıkça için ısınır ya da
tam tersi itici gelir sana. bazen mesafelere yenilirsin bazense
mesafeler vız gelir sana… yanındayken bile özlem duyarken, insan
uzakta olana katlanmayı öğrenir gün gelir…
| Görüntüleme sayısı: 120 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Deneme
|
|
Sema Selvioğlu
|
|
Ben, küçükken daha çok kelebek
görürdüm.
Ben, küçükken kelebek yakalamak için
arkalarından koşardım.
Ben, küçükken sarı, kırmızı,
yeşil kelebekler vardı.
| Görüntüleme sayısı: 120 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
|
|
<< İlk < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>
|
| Sonuç 1 - 16 Toplam 187 |