|
Deneme
|
|
Avaşin Yorulmaz
|
|
Bir zamanlar içindeki uçurumları kapatan bendim, karanlığı akla yıkayan; şimdi bir gölgeyim. İçim acıyor.
İçinizde doğan güneş karadığında, gece ile gündüz arasında hiçbir fark kalmadığında gitme vaktidir.
Bir zamanlar içinizi titreten şarkılar sabahlarınıza ve gecelerinize
konmuyorsa, bir korku filminde çıkmış gibi rüyanızda ölü serçeleri
bahçenizde görüyorsanız gitme vaktidir.
İçinizdeki mezarlar çoğaldığında, şehrin sokaklarındaki herkes öldüğünde, siz de ölü gibi göründüğünüzde gitme vaktidir.
Bir şarkı dahi ısıtmıyorsa içinizi gitme vaktidir.
Nedensiz ağlamalar gözlerinizde beliriyorsa, bazen bir çiçeğin
narinliğine bile ağlarken bazen de kıyamet kadar cinayetler
işlendiğinde ağlayamıyorsanız gitme vaktidir.
| Görüntüleme sayısı: 51 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Geziyoruz
|
|
Sema Selvioğlu
|
|
Öyle bir yer ki her an karşınıza
dev çıkacak, cadı süpürgesine binip uçup gidecek, Anka kuşu
dağın ötesinden gökyüzüne süzülecek, yedi cüce çalışmaya
gelecek, kırmızı başlıklı kız sepetiyle yanınızdan geçecek
ve siz hiç şaşırmayacak yolunuza devam edecek gibisiniz.
Hatta bunlar hala neden olmuyor diye
düşünüyorsunuz. Döndüğünüzde sevgilinize anlatsanız sizi
bilinmez bir yere gitti. Şizofren oldu döndü zannedip bırakabilir.
Tanıdıklarınıza anlatsanız hiç ifade edemeyecek, hiç
anlatamayacak gibi hissediyorsunuz. Bu anlatamamaktan dolayı
kendinizi karabasanda zannediyorsunuz. İçiniz daralıyor.
| Görüntüleme sayısı: 88 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Öykü
|
|
Melih Özuysal
|
“Geldiğimden
beri iki laf etmedin” der, Saime. Feridun masanın kenarındaki
sandalyeye oturmuş, dirsekleri masaya dayalı, elindeki gazeteyi
bükerek, “Etmedik!” diye düzeltip, sinirlenir. Saime, neden
böyle olduğunu anlamamış gibi bakınca, “Çünkü” der,
Feridun, “başından beri, en başından beri uzağız
birbirimize.” Saime cam kenarındaki sedirde her an kalkabilirmiş
gibi eğreti otururken, başını eğer, yirmisine gelmektedir,
sıkılır, “Ee?” gibisinden, başını kaldırıp bakar. Feridun
yüzünde sivilceler, o da yirmibeşinde, “Olmuyo işte, yani
beceremiyoz. Ya, hep böyle değil miydik zaten biz?” Saime
fabrikada işçi, iplikte, başını önüne eğmiş, “Evlencez de
demiyon.” Feridun elindeki gazeteyi önce kaldırır sonra
bırakır, ellerini üzerine koyar, “N’oldu şimdi?” Saime
başını kaldırmadan, “Ne bilem… Hep böle...
| Görüntüleme sayısı: 52 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Okuyoruz
|
|
Derya Cebecioğlu
|
|
Acıyı hangi dilde tanımazsınız?
Çığlığı, hıçkırığı, gözyaşını? Ya ağıtları? Hangi
dilde tanımazsınız? Requem’i dinlerken eğleneniniz var mı? Bir
Afrikalı ağlarken tanır mısınız gözyaşlarını? Bir Hinduyu
yalvarırken gördüğünüzde “ne diyor bu?” der misiniz mesela?
“Acıyı anlamak için dil
gerekmiyor, yürek aynı yürek” diyor Seyit Soydan. Ya siz ne
diyorsunuz?
Biliyor musunuz, bugün bile rahat
rahat konuşulamayan “açılım”ları hayatları boyunca isteyen,
dileyen, bu uğurda ömür çürüten insanlar ne acılar çekti
senelerdir? Sorgu, işkence, zindan… Hele ölümler… Hele
ölümler… Sadece barışı savunmak bile savaş nedeni. İronik
değil mi?
| Görüntüleme sayısı: 80 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Öykü
|
|
Derya Cebecioğlu
|
Yemek
kuyruğuna girdikleri koridorun pencerelerinden arka kapı
görünüyordu. "Okuldan kaçmak " öğrenciler için her
zaman özenle akılda saklanan bir düşünce olduğu için kuyruk
beklenirken bu kapı hep gözlenen bir yerdi. Kalın bıyıklı, iri
yapılı Bekçi Recep Efendi bir gün bile o kapıyı boş
bırakmamıştı şimdiye dek. Soğuk günlerde kapının sağındaki
küçük kulübede oturur, hava güzelse de sürgülü demir kapı
boyunca bir sağa bir sola dolanır dururdu. Bugüne kadar hiçbir
boşluk yakalayamamalarına rağmen, çocuklar yine de, o genç
beyinlerinin inatçı sabrı ile bıkmadan usanmadan kapıyı
gözlerlerdi.
| Görüntüleme sayısı: 71 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
İzliyoruz
|
|
Türkan Coşkun
|
|
Savaş
tozları Kabil’in üzerine dökülürken, yüreğimin üstünü
örttü. Nefes alamadım. Derisi gibi kaderi de kararmış bir hazara
oğlunun gözlerinde kayboldum. Ana figürü yaratan bir yan karakter
Hasan Can; saf bir teslimiyetin, güven ve dostluğun ete kemiğe
bürünmüş hali. Tanımsız bir yakınlık, bilmediğim bir
kirletilememişlik duygusu sıcak bir his yayıyor içime, gözlerine
mıhlanıyorum.
Emir Can;
temiz yüzlü, kırılgan, hatta içine kapanık. Yine de Emir Can
yerine, Hasan Can’ın hayattan silinip gitmesinin haksızlık
olduğunu düşündüm. Yazara kızdım. Sırf Emir Can’ın korkak
çocukluğunun izlerini örtmek ve ona daha onurlu bir hayat
verebilmek için Hasan Can’ı harcamasına içerledim. Öyle böyle
değil, bayağı bayağı içerledim. Hele filmin sonuna doğru üvey
kardeş olduklarını öğrenmek, beni büsbütün çıldırtmaya
yetti.
| Görüntüleme sayısı: 107 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Deneme
|
|
Sema Selvioğlu
|
|
Hayatta en kötü
şey, dağın seni kabul etmemesi
Ben bozum
olmamak için dağın eteklerinde bile dolaşmıyorum.
Dağın
yarısında yolumu kaybetmekten,
Acıdan,
Soğuktan,
Çirkinlikten,
Çığ
düşmesinden
Korkuyorum.
| Görüntüleme sayısı: 87 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Şiir
|
|
Cengiz Kılçer
|
|
"Eskiden
sevgililer, ayrılmadan önce, akşamları bakışlarının birbirini
bulabileceği bir yıldız ararlardı kendilerine.
Biz kendimize neyi
arayacağız?" Chirista Wolf (Bölünmüş Gökyüzü)
Kırık zar
Kara muska
Bana bir yara
Bana bir yara, aç
Yıllar sonra
Yeniden kanayacak
Bir bıçak!
Ayrılırken bile ikimizin içini
kazıyacak
İ
| Görüntüleme sayısı: 60 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|