|
Öykü
|
|
Melih Özuysal
|
|
Yıllar
önceymiş. Çocukmuşuz. Çok eski bir şehirde,
aynı sokakta, karşı karşıya oturuyormuşuz. Ve bu kez, sen
benden çok büyükmüşsün.
Güneşli
bir gün. Az önce annen seni çarşıya yolladı. Yine
kendi başına olmanın tadını çıkara çıkara
döküldün yollara. Saçların aynı. Koşarak,
zıplayarak, kedilere, köpeklere sataşarak indin yokuşu. Yolun
sonunda bir çocuğun kasketiyle oynadın. Gördüm.
Yaşıtın erkek çocuklar sana laf attılar, güldün,
kıskandım. Annen pencereden sizi gördü, “Oyalanma!”
diye bağırıp uyardı. Annene teşekkür ettim içimden.
Başını çevirip bana baktı ve kapımızın eşiğinde
oturup, seni beklediğimi ilk o bildi. Ben tabii içeri girdim,
annen bunu öğrenince.
| Görüntüleme sayısı: 340 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Öykü
|
|
A. Kadir Konuk
|
|
Bir çocuk, el kadar bir çocuk dünyamı karmakarışık etti. Hiç evlenmeyi düşünmediğim bir zamanda birden bir eşim, üstelik bir de çocuğum oldu.
Hep o minik çöpçatan açtı bunları başıma. Ne zaman onunla karşılaşsam, “Sen neden işe gitmiyorsun” diye soruyordu.
Küçük bir çocuğun sorusunu “Sana ne, oğlum musun, torunum musun” diye yanıtlayacak bir odun olmadığımdan ne zaman sorsa suratıma en tatlı gülücük maskemi takıp, “Ben evde çalışıyorum” diye yanıt veriyordum.
“İnsan evde çalışarak para kazanamaz. Benim babam her sabah işe gidiyor, gece de çok geç dönüyor, onu göremiyorum. Kaç gece bekledim, ama uyumuşum. Benim babam zengin. Çok çalışıyor o. Bizim çok paramız var. Bu ev de bizim. Senin niye evin yok?”
| Görüntüleme sayısı: 1477 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Deneme
|
|
İdil Nalbantoğlu
|
|
Kim onlar? Nasıl insanlar? Şu mayınları, kitle imha silahlarını icat edenler. Bunların icadını ve yapımını talep eden, bunun için çok büyük paralar harcayan, satışından da çok paralar kazanan güçlerden daha ziyade, bu silahların icadı için çalışan insanları merak ediyorum ben.
Kafalarını; daha çok insanı, daha etkili bir şekilde nasıl öldürebiliriz gibi bir konuya yoran, yeteneklerini bu konuda harcayan insanları...
Bunlar bilimadamları, mühendisler filan değil mi? Aptal olmadıkları umulan bu insanlar, nasıl oluyor da kafalarını böyle acımasızca birşeye yorabiliyorlar?
| Görüntüleme sayısı: 369 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Tanıyoruz
|
|
ikiçiftlaf
|
|
1. Bize biraz eğitiminizden bahseder misiniz?
İlkokulu İngiltere ve Türkiye'de okudum. Resmi olarak öğrendiğim ilk dil İngilizce'ydi. Sonra Türkiye'de ilk okula gelince çok zorlandığımı hatırlıyorum. Daha sonra Nijerya'da okula gittim ve liseye başlayacağım yıl Amerika'ya taşındık. Lise ve üniversiteyi orada okudum. Ben edebiyat okumak istedim ama babam sağlam bir iş sahibi olmamı istiyordu ve bana İşletme veya İktisat oku dedi. Denedim ama her ikisini de beceremedim...sevemedim.
| Görüntüleme sayısı: 537 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Anasayfa
|
|
Ferial Akış
|
İnanç sahibi oldukları için,
İnançlarının peşinden gittikleri için,
Kıyıda kenarda unutulmuş duygularımızı canlandırdıkları için,
Yaşamımızı güzelleştirdikleri için,
Bu sitenin kurucularına ve emeği geçenlere sonsuz teşekkürler.
Yazılarınızı takip eden, iki çift lafı olup da paylaşmayı bilmeyen
sessiz bir çoğunluk olduğunu unutmayın.
|
|
Devamı...
|
|
|
Öykü
|
|
A. Kadir Konuk
|
|
Kahvehaneden içeri girdim, çıt yoktu. Bir kısmı okey oynuyordu arkadaşların. Sulhi gene gazete okuma havalarındaydı. Belli ki ortalık dumanlıydı. Kemancı Tevfik gökyüzünün bütün kara bulutlarını yüzüne toplamış, büyük okey masasının yanında, tek başına oturuyordu. Elindeki kibrit kutusunu zar gibi atıyor, bir yandan da “Ben senin gelmişini geçmişini Tevfik” diyerek kendi kendisine sövüyordu. Dalmıştı iyice, yanına yaklaştığımı hissetmedi.
“Nasılsın Tevfik” diye sordum.
Şöyle lütfen çevirdi başını, bir süre yüzüme baktı, sonra tersin tersi bir sesle “Niye sordun” dedi, “Bir hıyarlık düşünmesen sormazdın!”
| Görüntüleme sayısı: 983 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Dinliyoruz
|
|
Gülçin Erim
|
Japon
pianist Keiko Matsui'nin aynı adlı albümünde yer alan Whisper From The
Mirror (aynadan fısıltı) parçasını dinliyorum bu günlerde. Albümün
bütünü gerçekten çok başarılı ama benim kulağım hep bu parçada. Biraz
da kendine, içine çekilmenin zamanı geldi diyor bu müzik. Sadece
"kendi" içine. Bestecinin, piyanonun tuşlarına sığınmış zamanının bir yerinde
kendinle karşılaşıyorsun. Çıplak ayaklarla yemyeşil çimenlerin üzerine
basarak acelesiz yürüyorsun. Çünkü sadece "kendin" varsın başka kimse
yok burada.
| Görüntüleme sayısı: 593 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Tanıyoruz
|
|
Derya Cebecioğlu
|
|
“ Hoppala! İyi de hani insan ayrımı yapmayacaktık! Din, dil, ırk, renk, milliyet, … her türlü ayrıma karşı bir insanın böyle başlık atması hangi vicdana sığar? Seni yalancı, ikiyüzlü sahtekar!” diyorum aynaya bakıp. Ve fakat içimdeki o ses bir türlü susmuyor :
Erkeklere GICIK oluyorum.
“Kızım kendini kandırma. Sen hayatta en çok, iki tane erkeği sevdin. Biri babandı, biri de oğlun. N’oluyoruz şimdi?”
Evet… Ama… Ben… Erkeklere GICIK oluyorum.
| Görüntüleme sayısı: 549 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Okuyoruz
|
|
İdil Nalbantoğlu
|
İçi dışı bir bi şiir kitabı. Kitabın boyutu, içindeki resimler ve şiirler birbirleriyle öylesine uyumlu ki bu kadar olur. Ahmet Necdet, dört mevsim için 99 haiku yazmış, Yonca Aşçı onları resimlemiş.
Kısacık şiirlere, minicik bi şiir kitabı.
Yağmur ve yaprak
sevişiyorlar işte
aya bakarak
| Görüntüleme sayısı: 430 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
|
<< İlk < Önceki 11 12 Sonraki > Son >>
|
| Sonuç 161 - 176 Toplam 187 |