|
Masal
|
|
İdil Nalbantoğlu
|
|
Rüzgarların
yaşadığı bi yer vardı.
Ama
yalnızca meltem gibi hafif rüzgarların yaşadığı.
Kasırgalar
fırtınalar başka yerlerde yaşarlardı.
Rüzgarların
yaşadığı bu yere hiç insan uğramamıştı.
Hep
rüzgarlar kalkıp insanlara giderlerdi.
Bunun
tersi olsun istediler.
Bir
insan onları görmeye yaşadıkları yere gelsin.
| Görüntüleme sayısı: 195 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Öykü
|
|
Berkant Örkün
|
Doğanın
yeniden yeşile büründüğü bir ilkbahar sabahı göçmen kuşların
sesiyle uyanıyordu insanlar. Selim de uyandı. Gözlerini ovuşturdu,
sonra da sevinçle penceresine doğru uzandı. Göçmen kuşları
selamladıktan sonra yemyeşil meşe ağaçlarının bir vadi boyunca
uzandığı ormana baktı. Derin bir nefes çekti. İçine dolan
oksijenle birlikte kendine geldi. Yüzünü yıkadıktan sonra
kahvaltıya oturdu. Annesi bugün onun için özel bir kahvaltı
masası hazırlamıştı. Dün akşam Devrim Meydanı’nda verilen
bahar konserinde Selim de viyolinle orkestraya eşlik etmişti.
Yıldızların altında on binlerce insan şehir orkestrasının bu
güzel konseriyle bahara merhaba demişti.
—Selim dün gece çok
geç yattın. Konserden geldikten sonra da saatlerce bilgisayar
başındaydın. İstersen bugün okula gitme, dedi babası.
| Görüntüleme sayısı: 213 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Öykü
|
|
Melih Özuysal
|
|
Odasını
oda arkadaşına bıraktığı için, sinirinden çatlayacaktı.
Asıl, zorunlu kalışına, ama ondan da çok, arkadaşının bir
kızı odalarına getirecek olmasına sinir oluyordu. Daha doğrusu,
arkadaşının kızla sevişecek olmasına, yani aslında kendisinin
hala hiçbir kızla sevişmemiş olmasına.
Odadan
apar topar çıktığından beri, yani sabah onbirden beri anlamsızca
dolaşıyordu. Hatta ona genellikle dendiği üzere, ruh gibi
dolaşıyordu. Sürekli içi kıyıldı, arkadaşı, dolabının
kapağındaki -büyük olasılıkla onlara bakıyor olacak olan-
fotoğrafının karşısında sevişecek diye. Bu, kıyılma
gerekçelerinden sadece bir tanesi tabii. Dolaşırken farkında
olmadan, kızlara dik dik bakıyor ve içinden söyleniyordu. Ama ne
baktığının ne de söylendiğinin farkındaydı, aklı odadaydı.
| Görüntüleme sayısı: 167 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Okuyoruz
|
|
Zehra Başar
|
(PATATES) - Unuttun sanıyordum.
Haftalardır, balkondaki küçük sepette bekleyip duruyorum.
Filizlendiğimi bile görmedin benim. Şimdi neden çağırdın ?
(KADIN) - Bu sabah, Enis
Batur’un Patates isimli kitabını okudum. Kitaptan haberdar
etmek istedim seni. Hem de, söyleşelim, dedim.
(PATATES) - Kitaptan haberim var.
Bizi anlatmış galiba.
(KADIN) - Hayır, sizi anlatmak
için yazmamış kitabı. Sizi yazma hazırlığında, bir konuyu
yazma hazırlığında yaşadığı, merakla başlayan süreci
anlatmış.
(PATATES) - Tuh... Sadece bizim için
yazıldı, diye sevinmiştim ben de. O zaman... Nasıl bir kitap bu ?
(KADIN) - Kitabı için, ‘ortaya
çıkmamış bir metni konu edinen bir söyleşi- deneme kitabı’
diyor.
(PATATES) - Haa, anladım...
(KADIN) - Neyi anladın, sayın
patates ?
| Görüntüleme sayısı: 283 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Öykü
|
|
Derya Cebecioğlu
|
|
-Valla
bizim manzaramız da çok güzel ama… yine de buraya gelince içim
bi başka oluyor şekerim.
-Amaaan,
yok be şeri. Boğazın eski tadı mı kaldı? Ne zaman başımı
çevirsem sinirleniyorum inan. Her yer beton yığını.
(
Hıh, gudubet. Sanırsın yalıda doğmuş. Bu villaları buraya kim
kondurdu acaba?...)
-Sorma
sorma. Aklım çıkıyor valla bizim oralara da bulaşacaklar diye.
-Yok
şekerim yok. Kimin gücü yeter senin kocana. Hükümet gibi
maşallah. Her yerde eli var.
(
Bak bak. Mafya demeye çalışıyor. İşleri düşünce öyle
olmuyor ama… Ah Sadun Beyciğim, vah Sadun Beyciğim.)-
-Ay ne
kötü evsahibiyim. Ne alırdın şekerim? Mokka, English tea ya da
hafif bir aperatif?
| Görüntüleme sayısı: 260 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Şiir
|
|
Esra Deniz
|
|
Bir küçücük
insandı Gülbahar, bir kocaman yürekle
Bebekleriyle
oynardı, masum, pazarlıksız
Sarı saçlı,
mavi gözlü bebekleriyle.
Masallar anlatırdı
onlara
Prenslere, iyi
kalpli perilere dair.
Mutlu biten
masallar anlatırdı.
Ninnilerle
uyuturdu onları öpe koklaya,
| Görüntüleme sayısı: 144 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Öykü
|
|
A. Kadir Konuk
|
|
-Tüm annelere-
Onun dilinde rakamlı
tarihler hiç olmadı. Yaşadığı olayların hiç birini şu gün,
şu ay, şu yıl diye açıklamadı. Yaşanmış da yaşanmamış
gibiydi her şey, masalımsı…
Dal gibiydi, ince
bir söğüt dalı gibi, ama kuru değildi. Öldüğü güne kadar
yaşam fışkırdı her yanından. Ellerinin
üzerinde birer nehir gibi uzanan masmavi damarları onun yaşam
kökleriydi.
Yaşlanmıştı, eskiden
sapsarı olan saçları bembeyaz olmuştu ama yaşam bükememişti
onun servi boyunu. Dimdikti, bir genç kız gibi yürürdü hasta
olmadığı zamanlarda.
| Görüntüleme sayısı: 211 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Geziyoruz
|
|
İsmail Fatih Maraşbey
|
Dokuz Kasım sabahı,
mavi göğün gözlerinde buğulanan beyaz bulutların alaca
ayazında, rehberimizin öncülüğünde yola koyulduk.
Tokat-Niksar’ın tenha Pazar’ında daha tenha yaylalara
çıkacaktık. Ekipte on üç kişiydik. Daha kalabalık bir gurupla
çıkacaktık ama bazı arkadaşların mazereti nedeniyle birkaç
kişi ekibimizde olamadılar.
Arabamız Niksar’dan
Bürücek Yaylasına doğru yol alırken güneşin bulutlar
arasında bir görünüp bir kaybolması nedeniyle endişeliydik.
Hava her an bozabilirdi. Yolumuz kıvrım kıvrım ormanın
derinliklerine doğru yol alırken izlediğimiz manzara bizi
büyülemişti adeta. Sonbaharın tüm hüzünlerini eteklerine
toplayıp veda valsi yapan yorgun ormanların saçlarına dokunan
sonbahar rüzgârı bizi farklı iklimlerin kucağına çekiyordu.
| Görüntüleme sayısı: 288 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Öykü
|
|
Ergin Akış
|
10 temmuz 19:53
YOL:
motosikletimi garaja bıraktıktan sonra ağır ağır evime doğru yürümeye
başladım. birkaç dakika sonra suyun altına girip vücudumdaki teri
akıtmak düşüncesi bana büyük bir keyif veriyordu. buzdolabında iki şişe
siyah bira vardı. duştan hemen sonra birini yuvarlarım diye geçirdim
içimden. sonra votka. buzlukta yarım şişe olmalıydı. birkaç gündür
kafamda esmerşeker, böğürtlen ve buz parçacıkları ile votka yapmak
fikri vardı. şu sıralar manavlar paket paket böğürtlenle doluydu. kapış
kapış gitmiş olmalılar ki evimin hemen yanındaki manavdan son böğürtlen
paketini de ben kaptım. demek birileri esmerşeker, böğürtlen ve buz
parçacıklı votka içiyor diye düşündüm...
EV:
duşumu yapmış siyah biranın tekini afiyetle yuvarlamıştım. o kadar
soğuktu ki tekrar terlediğimi hissettim. mutfağa gittim ve tom waits'in
salondan gelen "tom traubert's blues" şarkısıyla votkamı hazırlamaya
koyuldum. -waltzing matilda... you'll go waltzing matilda with me...
| Görüntüleme sayısı: 177 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
|
<< İlk < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>
|
| Sonuç 49 - 64 Toplam 187 |