|
Deneme
|
|
Derya Cebecioğlu
|
|
Biraz fazlaca sallanma, oyalanma ve de
mayışma sebepleri ile ödevinin başına oturması gecikmişti
çocuğun. Matematik ödevi çabucak bitti fakat Türkçe ödevi bir
türlü bitmiyor. Sabırsız anne “uyku saati geldi. Hadi… hadi…
hadi…” şeklinde dırdırlanmaya başladı bile. Sonunda canı
sıkılan çocuk ile annenin diyaloğu şöyle gelişiyor:
- Bu soruyu
yapmayacağım. Bugün ödevim bu kadar olsun.
- A a! Olur mu?
Verilen ödevin hepsi yapılır.
- Ama anlamadım.
Yapmıyacam.
- Neyi anlamadın?
Ver bakalım neymiş.
| Görüntüleme sayısı: 215 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Öykü
|
|
Orhan Savuran
|
|
Kahvehanenin, tapınağın avlusuna
bakan parmaklıklı penceresinden yağmuru izliyordu. Avluda; bir
sağnak yağmur, iki şadırvan (birinin üstü açık), bir güneş
saatinden başka da kimsecikler yoktu.
"Güneş saatinin çatlağında
kırıldı zaman." Bu bir dize olabilir miydi herhangi bir
şiirde, bunu düşündü.
Yağmurdan kaçanların sığındığı
kahvehane, servis aralığını kısaltan garson, sobanın sıcaklığı,
giysilerden yükselen buhar, öksürüklere aldırış edilmeden
yakılan sigaralar, masada günlük hasılatları dilencilerin, boş
bardaklar, fazladan istenilen şeker.
Cinayet romanları yazan bir şairdi,
ya da O öyle sanıyordu. Yağmurdan önce şehri dolaşıyordu.
Bütün gün yaptığı tek şeydi bu. İşsizdi. Başladığı bir
işi bitirdiğine kimseler şahit olmamıştı.
| Görüntüleme sayısı: 221 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Dinliyoruz
|
|
Avaşin Yorulmaz
|
18.12.1996
tarihinde yokluklar içinde yaşama veda eden Eyşe Şan’ın sesi
en duru akan bir nehrin hüzünlü çağıltısı gibidir. Yaşadığı
derin acılar en neşeli şarkılarını bile insanın içini eriten
ağıtlar şeklinde okumasına yol açmıştır. Eyşe Şan,
ülkesizliğin ve gerici bir toplumun verdiği ıstırap ve
yoklukları kendinde biriktirmiş bir sanatçıdır.
Ne zaman
Ayşe Şan ismini duysam başına siyah bağlamış acı çeken kadın
geliyor aklıma. Eyşe Şan, Kürt kadının yaralarını iyi
biliyordu; çünkü kendisi bizzat yaşamıştı. Kürt kadını
kocadan, babadan, sevgiliden, toplumdan ilahi düzenden hep
çekmiştir.
| Görüntüleme sayısı: 365 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Öykü
|
|
Melih Özuysal
|
Bu küçük şehirde ne
çok anısını bırakıp gitmişti. Şimdi yıllar sonra yine bir
yaz gecesi bu şehrin sokaklarındaydı.Üstelik yine saatlerin en
acımasızı, en duyarsızı ve en sıkıcısı olan gecenin onuydu.
Yürüdükçe, bir zamanlar hayallerini
paylaşacak hiç kimseleri bulamamış olan ayak izlerine rastlıyor
ve onların hala için için kanayışını duyuyordu. Hazır canı
yanmışken izler onu gençlik yıllarını geçirdiği mahalleye
getirdi ve sokağın başında, onu yalnızlığıyla ilk tanıştırmış
olan kısa kambur gölgesi karşıladı. Sınırları arkadaş
fedakarlıklarıyla çizilmiş “mahalle”den içeri girer girmez
adımları yavaşladı. Buna karşılık gözleri etrafa o kadar
hızlı bakmaya başladı ki anılar canlanmaya fırsat bulamadan
titreştikleriyle kalıyordu
| Görüntüleme sayısı: 267 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Öykü
|
|
Derya Cebecioğlu
|
Minibüs tıkış tıkış geldi yine
durağa. Ama sığışacaklar çare yok. Binince sağı solu azıcık
ittirip tutunacak bir demir buldular ortalarda. Yapış yapış bir
insan kalabalığı.
-
Keşke
ilk durakta otursaydık, diye söyleneyazdı Elmas. Milletle
nikahımız düşüyor vallahi. Her sabah her sabah çekilir dert
değil.
-
Gene
başladın söylenmeye, diye güldü Elif. Deme be Elmas Abla. Biz
gene tek vesaitle gidiyoruz hiç değil. Kızları duymadın mı, taa
Bakkalköy’den gelen var. Aldıklarını yola yatırıyor insanlar.
-
Doğru
da, derken sertlendi arkasından abanan adama. Dur be kardeşim…
| Görüntüleme sayısı: 203 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Deneme
|
|
A. Kadir Konuk
|
|
Günümüzde yığınla konu en ufak
noktasına kadar tartışılıyor. Beni igilendiren bir konuyu da ben
tartışmaya açmak istiyorum.
Son yıllarda bazı alanlarda „Sürgün
edebiyatı“ diye bir söz kullanıyor. Bunun ne anlama geldiğini
yada gelmediğini edebiyatla ilgilenen insanlarla tartışmak
istiyorum ve kendi ön düşüncelerimi açıklıyorum.
Bana göre bir sürgün edebiyatı
yoktur, sürgünde yazılmış yapıtlar vardır. Bu eserler o
kişinin özlemini çektiği ülkeye yönelik olabilecekleri gibi,
yaşadığı ülkenin sorunlarını içeren eserler de olabilirler.
| Görüntüleme sayısı: 206 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Şiir
|
|
Emine Başa
|
|
Bir çocuk emziririm her gece
martı gagası olur göğsümde al bir
iz
dağılmış yatak eşyaları göç
renginde
uykularım gitmenin sapağında
küllenir
gidemem martı ağzını yıkar süt
beyaz
şehir ıslanır, kuraklık boynun
büker
hayat sulanınca rüya çırpınır
uçmaya
kırmızı bir çift göz gözlerimi
siler
| Görüntüleme sayısı: 174 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Okuyoruz
|
|
Zehra Başar
|
|
- Şşşt ! Mösyö Songe... Mösyö
Songe...
- Uyumuş olmalıyım... Nereden
geliyor bu ses ? Kim sesleniyor bana ?
- Ben, Mösyö Songe. Önünde
oturduğunuz bahçe masasının altındayım.
- Ne arıyorsun orada ? Kimsin sen ?
- Bir okur...
- İstemem. Git... Bu yaşlı halimde
rahatsız etme beni...
- Uzun bir yoldu... Hemen dönmesem...
- Neyin okurusun sen ?
- Sizin öykülerinizi anlatan
Mösyö Songe isimli kitabın... Şu, Robert Pinget
‘nin yazdığı....
- Robert Pinget mi ? O da kim ?
- Fransız romancı ve oyun yazarı.
| Görüntüleme sayısı: 235 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Geziyoruz
|
|
Ferial Akış
|
|
İstanbul’dan uçağa bindiğimizde,
susturmayı başaramadığım bir slogan çınlıyordu kulaklarımda
: “Komünistler Moskova’ya ! Komünistler Moskova’ya!”
Eskiden moda olan bu slogan çoktan anlamını yitirmiş.
Komünistlerden de, bolşeviklerden de geriye fazla bir şey
kalmamış. Heykeller yok edilmiş, sokak ve meydan isimleri bile
değiştirilmiş. Coşkulu idealistlerin ve baskılı rejim
yandaşlarının yerini şimdi “iş adamları” almış.
Uçaktan iner inmez soluğu Nazım
Hikmet’in ve pek çok ünlünün yattığı Novodyeviç
Mezarlığı’nda aldık. Nazım, vasiyet ettiği gibi ülkesinin
topraklarında değilse de, bir çınar ağacının altında
Vera’sıyla birlikte yatıyordu.
| Görüntüleme sayısı: 300 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
|
<< İlk < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>
|
| Sonuç 65 - 80 Toplam 187 |