|
Okuyoruz
|
|
Derya Cebecioğlu
|
“Kasketiyle
gözlerini gizliyordu. Bakışların zehirli birer ok olduğu
bilinirdi ya, şairleri dinlemiş, önlemini almıştı. Baksa, derin
kuyulara su bırakmaya gideceğini ve bir daha dönmeyeceğini
biliyordu; su ateşti, ateş ayrılık, o ayrılığa karşı
dinletiyordu kavalın sesini.”
Muharrem
Erbey bize görmezden geldiğimiz bir coğrafyadan su gibi akan ama
akarken incelikle yüreğimizi sarsan, içimize işleyen öyküler
anlatıyor. Kürtçeye de hakim olduğu belli. Çünkü temiz
Türkçe’sini Kürtçe ile renklendirmiş öykülerinde. Özellikle
“Kerdız”a bayıldım ben. “Fılle” için ise endişe duydum,
301’lik olur mu acaba diye. Sizin de yazarla buluşacağınız bir
duygu durağı olacaktır mutlaka.
| Görüntüleme sayısı: 368 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Öykü
|
|
A. Kadir Konuk
|
|
Tevfik, Şefik, Refik ve Gazelhan Molla
turneden yeni dönmüşlerdi. Paris’te dinleyicilerin bir kısmı
“Ulan bunlar dinazor, hala aynı türküleri söylüyorlar”
diyerek salonu terk etmişler. Ama bizimkiler hiç bozulmadan,
konseri sonuna kadar sürdürmüş, sonra da dinleyicilerle birlikte
halay çekmişler.
Siyasi Mahmut’un ölümünden sonra
bu turne bir bakıma “Yas bozma turnesi” olmuştu onlar için.
Moralleri düzelmişti biraz, ceplerinde de bir iki ay geçinecek
paraları vardı. Gelir gelmez yarım kuzu aldılar, gün boyu
orasını burasını didiklediler kuzunun, kemiklerini kaynatıp
suyunu, iliğini çıkardılar, pirzolalarını tuz, biber, kekikle
bir güzel ovup, dinlenmeye bıraktılar. Kaburgaları bir başka gün
kemirmek için ayırdılar. Bu arada Şefik; “Nerede bu kuzunun bir
böbreği, yüreğinin yarısı” diye bağırmaya başladı.
| Görüntüleme sayısı: 219 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Öykü
|
|
Berkant Örkün
|
Sabaha doğru aniden uyandım. O kadar susamıştım ki… Kalkmaya çalıştığımda terden sırılsıklam olduğumu hissettim. Önce soğuk bir duş aldım. Sonra kana kana su içtim. Tekrar yatağa gitmek istemiyordum. Uykum kaçmıştı. Kendime sade Türk kahvesi yaptım. Kokusunu derin derin içime çektiğim kahvemi mutfağın penceresinin önünde yudumluyordum. Güneş henüz doğmamıştı. Pencereyi açtım, kafamı dışarı uzatarak kahvemi yudumlamaya devam ettim. Sonra onu gördüm.
| Görüntüleme sayısı: 346 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Öykü
|
|
Mihriban Uygur
|
|
Yaz
eksik mevsim.
Yaşarken
düş oluyor
Gün batımları
aceleci
Güze
dönüyor doğa
Bir
iz kalıyor güneşten...
Bir
yaz evi orası. Kapıları kumsala ve denize açılan.
Pencerelerinden ikindi meltemi süzülen. Saf ketenden
dantelli perdeleri hafifçe salınan.
Çay
vakti. Beş dedin mi çay hazır. Yarım saat içinde
verandaya bakan pencerenin önündeki masa kurulur, çaylar
fincanlara dolar. Fincanlar...Uçuk pembe çiçeklerle
bezeli, narin kesimli
orta boy çay fincanları. Çaylar
mutlaka bu zarif fincanlarla içilir çay vaktinde.
| Görüntüleme sayısı: 294 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Okuyoruz
|
|
Zehra Başar
|
|
Yazmakla yelken kullanmanın ilişkisini hiç düşündünüz mü ? Richard Bode’un , yaşamöyküsünü anlattığı kitabı Ustam Rüzgâr , kuru bir otobiyografi olmaktan uzak, içten ve şiirsel bir dille yazılmış, Türkçeye iyi çevrilmiş bir kitap olarak dümdüz okunabileceği gibi, su, rüzgâr, yelken eğretilemeleriyle ‘yazmak’ edimi düşünülerek de okunabilir.
Eski denizciler, dokuzuncu dalganın hep âni ve beklenmedik büyüklükte olduğunu söylerlermiş.Yaşam, küçük bir çocukken, böyle beklenmedik bir dalgayla sarsıyor yazarı. Anne ve babasını elinden alıyor. Teyzesinin yanında büyürken, hep mavi bir yelkenlisi olsun istiyor. Bir de yazar olmayı... “Bir düşünüz olmalı,” diyor. “Sahip olduğunuz şeyler akar gider.” Ama düş, gerçekleşmese bile hep bizimdir.
| Görüntüleme sayısı: 742 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Masal
|
|
Emine Başa
|
|
Renkışıkses
-I-
Bir
varmış bir yokmuş. Gerçek yalan içinde, hakikat düş
içinde, renk ses iken,
ışık
lâl iken,
ben aynamda görüneni tıngır mıngır
sarsar iken…
Denizi
Yokülke’ye açılan çok geniş bir kumsal varmış.
Güneş denizin içinde batmak üzereymiş.
Deniz
kuma, kum ormana,
orman dağa, dağ göğe sevdalıymış. Bu
sevdanın tarihi çok eskilere dayanıyormuş: Bir rivayete
göre Güneş’ten doğan bu Dünya denilen gezegen,
neredeyse ilk soğuma anlarından başlayarak ve milyonbinyıl
sabırla bekleyerek denizi, kumu, ormanı, dağı ve göğü
doğurmuş. Deniz, kum, orman, dağ ve gök de birbirleri içinde
ve birbirleri için hep doğurarak
koca bir örgüle
(örgüt/aile) oluşturmuşlar ve her gün
birbirlerine yeni sürprizler hazırlayarak bu sevdanın, bu
kozmik dengenin taze, diri, coşkun kalmasını sağlamışlar.
| Görüntüleme sayısı: 821 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|
Anasayfa
|
|
İkiçiftlaf
|
|
Bir ses, bir dokunuş, bir koku, bir
tat, bir düşünce, bir düş… Bir öykü
olabilir. Bir sözcük, bir fotoğraf, bir resim…
Pencereden gördüğümüz herhangi bir görüntü,
bir insan, bir duruş… Bir su sesi. Ya da sessizlik. Bir anı.
Okuyup bildiğimiz başka bir öykü. Okuduklarımızdan
hatırladığımız başka bir karakter. Bir fazla yürek
atışıdır bedenimizde.Onun çağrıştırdıklarıyla
birşeyler anlatmak isteği varsa içimizde… Bu bir öykü
olabilir, bir roman bile olabilir, neden olmasın…
Önce, ilk imge gelir akla,
ardından onu yansıtacak ilk sözcük… İşte böyle
doğar yazı dünyası. Yeter ki o fazladan yürek atışının
ayırdına varalım, o 'şey' bize dokunmuş olsun, onu sevmiş
olalım, yazacak kadar önemli olsun bizim için…
İçimizde bir yer işgal etsin, aklımızdan çekilip
gitmesin bir türlü, onda bir öykü olduğunu
derinden hissedelim ve onu terketmemizi engelleyecek kadar bizim
olsun…
|
|
Devamı...
|
|
|
Öykü
|
|
Zehra Başar
|
|
Tek tük ağacın, birkaç
çalının
bulunduğu kıraç tepe, hızla alçalıp
denize iniyor. Dalgaların kıyıya bıraktığı irili ufaklı
taşların, midye kabuklarının üzerinde oturuyorum. Çevreme
bakınıyorum. Bir öykü yazsam, diyorum. Bu koyda geçen
bir öyküyü anlatsam. Ama kimse yok ki! Kimin öyküsü
olacak?
Burada ancak, sessizliğin öyküsü yazılır.
Sahi, sessizliğin öyküsünü
yazan olmuş mudur hiç ?
Sağda solda gezinen irili ufaklı
bulutların arasından, öğle güneşi tepemde ışıldıyor.
Bu kıyı, uzun yürüyüşlerimin uğrağı. Hemen her
gün gelirim buraya. Issızlığında dinleniyorum. Suyun dibine
oturuyor,bir önümde yükselen tepeye, bir denize bakıp
düşünüyorum. Kendimle başbaşa kalabildiğim için
seviniyorum.
| Görüntüleme sayısı: 840 | Yazdır | E-Posta |
|
Devamı...
|
|
|