www.ikiciftlaf.net
Otobüs Notları II Yazdır E-Posta
Zehra Başar   
Karışık Otobüs Notları
  • agri3.jpg Öğle üzeri. Yağmur. Makinemi yanıma alamadığım için üzgünüm. Şeytan Kanyonundan iki saatlik bir yürüyüşle, Şeytan Kalesi’ne varıyoruz. İki dağın arasındaki daracık, dimdik kanyona uzanmış bir tepede tek başına dikilen, ürkütücü bir kale. Vahşiliğin çekiciliği.

  • Burada yaşanabilecek bir geceyi düşünmeden edemiyorum. Kalenin ürküntüsünü yakından duymak isterdim. Sabaha kadar burada oturarak, sessizce sesleri dinleyerek , olağanı ve olağandışılıkları bekleyerek geçirmek isterdim. Bende yaratacak bir değişmeyi, aydınlanmaya neden olabilecek bir sıçramayı bekleyerek geçirmek. Bir uyanışı. Bir düşüncenin gelmesini.

  • Ölesiye üşüdükten, kendimi sakınmasız, ölesiye bir korkunun içine bıraktıktan sonra. Ürküntüyle ve soğuktan titreyerek, çırılçıplak, yapayalnız bir geceden sonra. Sabahın ilk solgun ışıkları bile, içimdeki soğuğu bütünüyle dindirmeye yetebilirdi.

  • Gürcistan sınırındaki Aktaş gölü. Öyle çok yağmur yağıyor ki, fotoğraf çekemiyorum. Karşıda, Gürcistan dağları.

Sınırdayım.

  • Ardahan…

  • Kırmızı dağ… Kırmızı toprak…

  • Kars’ta, biz lokantaya girerken, “Bana döner getir,” diyor, mendilci çocuk. Çıkışta mendillerini satın alıp bir sürü para vermeme karşın, dönerini soruyor gene. Biliyor. Söz tutulmuyor.

Doğulular ne dese haklı. Batılılar, üzerine düşeni yapmıyor işte…

  • Kaşar peyniri ve bal. Hakiki. Hakiki olana ulaşmak ne zor! Hep uzağımızda.

  • Kars’ta, Doğu Anadolu’yu anlatan kitap satın almak için kitapçı aradık bugün. Kırtasiyenin yanısıra birkaç kitabı olanların dışında, kitapçı bulamadık.

  • Ben, film sayımı çoğaltmak için dia filmi aradım.

  • Ani harabeleri etkileyici. Bol fotoğraf çekiyorum. Filtreyle bembeyaz bulutlu gökyüzü çekimleri. Alçakta bir şahin.

  • Sınırdayım. Arpaçay, hemen önümüzde. “Karşısı, Ermenistan,” diyor rehber. Grup, başını oraya çevirip bakıyor. Ne düşünüyor olabilirler ? Dost mu, düşman mı? Onlar mı bizi daha çok kesti, biz mi onları ?

  • Otobüsten iner inmez, cep telefonuma, “Ermenistan’a hoş geldiniz,” mesajı geliyor…

  • Kars’ta, tutuklu ve mahkümların elişi sergisi. İki tane, işlemeli porselen kül tablası satın alıyorum. “Ne güzel yapmışlar,” diyorum. Gardiyan, “N’apsınlar ! İçerden, dışarıdaki ailelerine bakıyorlar,” diyor.

  • Kars : ‘Acil Acıktım Büfe’

  • Kars’tan çıkıyoruz. Doğubayazıt ve Iğdır’a ilerliyoruz.

  • Iğdır’da, bir duvar yazısı : “ Üğlentiler lâfa dalmış, Ayşem.”

  • İşte… Ağrı dağı, karşımda. Nihayet, kavuşuyorum beklediğime.

Ona, dağların sırrını soracağım.

Bu gece…

- İçimi ısıtacak bir söze ihtiyacım var.

  • Yanıbaşında, Küçük Ağrı. Onu kıskanıyorum.

  • Üzerlerinde bulutlar geziniyor. Fotoğraflarını çekiyor, kendimi dağa göstermeye çalışıyorum. Yanıtını aradığım soru :

Dağ ne?

  • Soracağım. Çünkü…

Yıllardır, bir dağ için söylenebilecek en güzel sözü arıyorum.

- Öyle yakınım ki ona. Başka bir soru daha soracağım. Bu gece,

Doğubayazıt’da. Gizlice.

  • Doğu’da ‘satılık’ ilânları, istisnasız ‘ satlık’ biçiminde.

Hiç olmazsa, batıdaki gibi bir doğrusu, bir yanlışıyla yazılmıyor.

Doğuda denge.

  • Güneş, batıya göre oldukça erken doğuyor. Saat dörtte uyandım. Ağrı’yı düşündüm. Üşüdüm.

  • Sürekli uykusuzluğuma, günden güne yorgunluk ekleniyor.

Ağrı’nın ardını merak ediyorum.

  • Başka bir yerde olmanın, beni eskisi kadar heyecanlandırmadığını farkediyorum. Önceleri, nasıl da içime alırdım… Şimdi, gördüklerim benden ayrı. Orada. Bir mesafe var aramızda. Bulut, dağ, bir hayvan, bir şehrin atmosferi. Bir insan, bir ev, bir yabani çiçek. Onları duyabiliyorum ama, bütünüyle benim olmuyorlar bir türlü.

  • Oysa ben, eskisi gibi bir yanılma içinde olmak isterdim. Yabanın, yabancının içinde eriyebilmek ihtimalini düşünmek isterdim.

  • Dağ, yanıtlamıyor beni. Öyle yakınındayım, oysa. Güneş iyice yükseldi. Küçük Ağrı’yı kıskanmakta haklıyım. Bir şeyler var aralarında.

  • Doğubayazıt’taki otelin kaloriferleri yanmadığı için, yıkanamıyoruz.

Isının her biçimi bir sorun…

  • Objektif camı ya da aynadaki tozların büyüklük ve sayıları giderek değişiyor. Öyle sık objektif değiştiriyorum ki ! Aynanın tozlanmaması olanaksız.

  • Büyük dağın tepesinin önünden bulutlar geçiyor şimdi. Gölgeleri dağa düşüyor. Bir de, üzerinde kendi gölgesi var dağın.

  • Küçük Ağrı, bütünüyle bulut kaplı. Göstermiyor yüzünü. Belki geceden… Utanıyor olmalı…

Ah, ben keşke, Küçük Ağrı olaydım.

  • Karşılarındaki tüm sıradağlar, onları izliyor .

  • Belki de, yanılıyorum ben. Dağın anlamını aramak bir hata. Her dağ, başka bir şey söylüyor belki.

Gölgesi, nereye düşerse.

  • Eyvah, yoksa üşümemin nedeni bu mu? Ondan mı dilsizim?

Benim gölgem, beni terketmiş gibi.

  • Ağrı, kibar, yumuşak bir dağ. Eteklerini zarifçe önüne, çevresine yayıyor.

  • Eteklerine düşüyor şimdi gölgesi. Bulutlar da geçip gitti. Gövdesi yukarı uzanıyor. Bu bir kadın. Kendini cömertçe sunuyor, işte. Hiç de ulu, bilge bir gücü içinde taşır gibi görünmüyor. Geceden kalma, yorgun. Dinleniyor.

Üzerindeki ağaçlar, iki yana salınarak onu serinletmeye çalışıyor.

  • Dağ ne? “Bende ne görüyorsan, o.” diyor Ağrı. “Başka bir şey arama.”

“Hem üşütüyorsun beni, git artık. Biz sana bir şey yapamayız. Küçük Ağrı da…”

- “Oysa benim, bugünlerde sıcak yürekli bir tanrıya ihtiyacım vardı.” Duymuyor bile.

  • Ovalarda, Doğu’nun atlı çobanları dolaşıyor. Biri genç, biri yaşlı, iki atlı, ovadan kaçarcasına, atlarını tepeye koşturuyor.

  • Peki, gidiyorum. Yeni dağlar denemeye. Bedenimi, düşü kırılmış ruhumu ısıtan o dağ neredeyse…

  • En azından, yüreği ateşten, küçücük bir tepe bulabilsem, diyorum.

  • Grupta el ele dolaşan çiftlerin kadınları. Ve yalnız yaşayan mutlu kadınlar.

Isı nerede?

  • Büyük dağ, gizlice sorduğum sorumu yanıtlarsa, bu soruyu yanıtlayabilirim ben de. Bildiğim sadece…

  • Doğubayazıt’da, kaçak eşya alışverişi yapılıyor. Rehber, “Pazarlık yapın,” diyor…

  • Gürbulak sınır kapısı yakınından geçiyoruz. Gene sınırdayım. Günlük geçişlerden ve kaçakçılıktan söz ediliyor.

  • Ne kimliğimi, ne de onun yerini tutacak bir belgeyi yanıma almadığımı farkediyorum.

Yeni baştan düşünmek için bir fırsat olabilir mi bu?

  • Doğubayazıt’ı seviyorum. Nedenini kimseye açıklayamıyorum. Caddelerde tek başına dolaşan bir kadına rastlamadığımız halde. Hiçbir yere benzemeyen, tuhaf bir yer. Ağırbaşlı bir ürkütücülük var burada. Herkes, bir şey gizliyor gibi.

  • Çarşıda gezerken, dükkânların arasından karşıma çıkıyor Ağrı : “Gizli soru neydi?”

Fısıldıyorum : “Büyük düş kırıklığını onarır mı dağ ? “

“...”

“Değilse, ‘dağa yaslanmak’, niye ? “

  • Eski devrimci, mühendis beyle tanışıyorum. 1992’de, askerlerin gözetiminde köprü yapmaya gelmişler Doğubayazıt’a. Şimdi her şey ne kadar farklı, diyor. Yakında, bir PKK mezarlığı varmış. “Bu dağlar, neler gördü, neler…”

  • “Şimdi huzurlular mı?” diye soruyorum. “Doğubayazıt halkının tamamı acılıdır. Her evden bir ölü çıktı,” diyor. “Huzurlu olmaya zorlandılar. İçlerini bilemeyiz ki…”

  • Buradaki ürkütücü sessizliğin sırrı anlaşılıyor. Sır, anıların korkunç gücünde yatıyor.

  • İshak Paşa Sarayı’na gidiyoruz. Karşımda, gene o…

  • Bu sabah, hava sıcak. Gece otelde epey üşüdükten sonra, ilk kez iliklerimizi ısıtıyor güneş.

Soğuk düşünceler. İçimi terkedin…

  • Sarayın yokuşunu tırmanıyoruz. Aşağıdan bakıldığında, Tepedeki saray ulaşılmaz gibi duruyordu.

Ah, insanlık… Birkaç dakika içinde, oradayız.

  • Düşünmekten kaçtığımı, düşünmeye başlasam mı ? Ey, düşünce kapıları… Açılın !

  • Gölgesi kendi üzerine düşen dağın yanından geçiyoruz gene. Dağ yok, gölge olmuş bütünüyle.

  • Ağırlığını bazen taşıyamıyor olmalı. O da, yanıtsız soruları olan bir kadınsa eğer…

Haklı…Üşüyebilir bile.

  • Çaldıran, 40 km.

  • Kar, ya yükseklerde, dağların tepelerinde… Ya da en alçakta. Yerde.

  • Yalnızlığın adı, yalnızlık olmamalıydı.

  • Devam edecek...



Görüntüleme sayısı: 952 | Yazdır | E-Posta

RSS yorumları

Yorum yaz
İsim:
E-posta:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.
Basit işlemi yapmanız gerekiyor: 4 + 2 =

powered by AkoComment Tweaked

 
< Önceki   Sonraki >