Karışık Otobüs Notları
-
Öğle üzeri. Yağmur.
Makinemi yanıma alamadığım için üzgünüm.
Şeytan Kanyonundan iki saatlik bir yürüyüşle,
Şeytan Kalesi’ne varıyoruz. İki dağın arasındaki daracık,
dimdik kanyona uzanmış bir tepede tek başına dikilen,
ürkütücü
bir kale. Vahşiliğin çekiciliği.
-
Burada yaşanabilecek bir geceyi
düşünmeden edemiyorum. Kalenin ürküntüsünü
yakından duymak isterdim. Sabaha kadar burada oturarak, sessizce
sesleri dinleyerek , olağanı ve olağandışılıkları bekleyerek
geçirmek isterdim. Bende yaratacak bir değişmeyi,
aydınlanmaya neden olabilecek bir sıçramayı bekleyerek
geçirmek. Bir uyanışı. Bir düşüncenin
gelmesini.
-
Ölesiye üşüdükten,
kendimi sakınmasız, ölesiye bir korkunun içine
bıraktıktan sonra. Ürküntüyle ve soğuktan
titreyerek, çırılçıplak, yapayalnız bir geceden
sonra. Sabahın ilk solgun ışıkları bile, içimdeki soğuğu
bütünüyle dindirmeye yetebilirdi.
Sınırdayım.
-
Kars’ta, biz lokantaya girerken,
“Bana döner getir,” diyor, mendilci çocuk. Çıkışta
mendillerini satın alıp bir sürü para vermeme karşın,
dönerini soruyor gene. Biliyor. Söz tutulmuyor.
Doğulular ne dese haklı.
Batılılar, üzerine düşeni yapmıyor işte…
-
Sınırdayım. Arpaçay,
hemen önümüzde. “Karşısı, Ermenistan,” diyor
rehber. Grup, başını oraya çevirip bakıyor. Ne düşünüyor
olabilirler ? Dost mu, düşman mı? Onlar mı bizi daha çok
kesti, biz mi onları ?
-
Kars’ta, tutuklu ve mahkümların
elişi sergisi. İki tane, işlemeli
porselen kül tablası
satın alıyorum. “Ne güzel yapmışlar,” diyorum.
Gardiyan, “N’apsınlar !
İçerden, dışarıdaki
ailelerine bakıyorlar,” diyor.
Ona,
dağların sırrını soracağım.
Bu gece…
-
İçimi
ısıtacak bir söze ihtiyacım var.
Dağ ne?
Yıllardır,
bir dağ için söylenebilecek en güzel sözü
arıyorum.
-
Öyle yakınım ki ona.
Başka bir soru daha soracağım. Bu gece,
Doğubayazıt’da.
Gizlice.
Hiç
olmazsa, batıdaki gibi bir doğrusu, bir yanlışıyla yazılmıyor.
Doğuda
denge.
Ağrı’nın ardını
merak ediyorum.
-
Başka bir yerde olmanın, beni
eskisi kadar heyecanlandırmadığını farkediyorum. Önceleri,
nasıl da içime alırdım… Şimdi, gördüklerim
benden ayrı. Orada. Bir mesafe var aramızda. Bulut, dağ, bir
hayvan, bir şehrin atmosferi. Bir insan, bir ev, bir yabani çiçek.
Onları duyabiliyorum ama, bütünüyle benim olmuyorlar
bir türlü.
Isının her biçimi
bir sorun…
Ah, ben keşke,
Küçük Ağrı olaydım.
Gölgesi,
nereye düşerse.
Benim
gölgem, beni terketmiş gibi.
-
Eteklerine düşüyor
şimdi gölgesi. Bulutlar da geçip gitti. Gövdesi
yukarı uzanıyor. Bu bir kadın. Kendini cömertçe
sunuyor, işte. Hiç de ulu, bilge bir gücü içinde
taşır gibi görünmüyor. Geceden kalma, yorgun.
Dinleniyor.
Üzerindeki
ağaçlar, iki yana salınarak onu serinletmeye çalışıyor.
“Hem
üşütüyorsun beni, git artık. Biz sana bir şey
yapamayız. Küçük Ağrı da…”
-
“Oysa benim, bugünlerde
sıcak yürekli bir tanrıya ihtiyacım vardı.” Duymuyor bile.
-
Ovalarda, Doğu’nun atlı
çobanları dolaşıyor. Biri genç, biri yaşlı, iki
atlı,
ovadan kaçarcasına, atlarını
tepeye koşturuyor.
Isı nerede?
Yeni baştan
düşünmek için bir fırsat olabilir mi bu?
-
Doğubayazıt’ı seviyorum.
Nedenini kimseye açıklayamıyorum. Caddelerde tek başına
dolaşan bir kadına rastlamadığımız halde. Hiçbir yere
benzemeyen, tuhaf bir yer. Ağırbaşlı bir ürkütücülük
var burada. Herkes, bir şey gizliyor gibi.
Fısıldıyorum :
“Büyük düş kırıklığını onarır mı dağ ? “
“...”
“Değilse, ‘dağa
yaslanmak’, niye ? “
-
Eski devrimci, mühendis beyle
tanışıyorum. 1992’de, askerlerin gözetiminde köprü
yapmaya gelmişler Doğubayazıt’a. Şimdi her şey ne kadar
farklı, diyor. Yakında, bir PKK mezarlığı varmış. “Bu
dağlar, neler gördü, neler…”
Soğuk
düşünceler. İçimi terkedin…
Ah,
insanlık… Birkaç dakika içinde, oradayız.
-
Gölgesi kendi üzerine
düşen dağın yanından geçiyoruz gene. Dağ yok, gölge
olmuş bütünüyle.
-
Ağırlığını bazen taşıyamıyor
olmalı. O da, yanıtsız soruları olan bir kadınsa eğer…
Haklı…Üşüyebilir
bile.
Görüntüleme sayısı: 952 | Yazdır | E-Posta
powered by AkoComment Tweaked |