| Mehmet Rauf |
|
|
| Derya Cebecioğlu | ||||
|
Tahsiline dört yaşında Balat Mahalle mektebinde başlar. Bitirince Eyüp Rüşdiye'sine geçer. Bu sırada yani daha 12 yaşındayken annesini kaybeder. "Çocukluk yaşlarında bir anne ölümünün edebiyat adamlarının hayatında önemli bir olay olduğunu" vurgulayan Tanpınar haklıdır, çünkü bu kayıp Rauf'un sonraki ilişkilerinde kendini çokça belli edecektir. (Jung - anima - anne). Rüşdiye yılları ondaki tiyatro hevesinin arttığı yıllardır. Bir cuma günü babasının elinden tutup götürdüğü tiyatro (ki 10 yaşında imiş) artık onun için bir vazgeçilmez olmuştur. Her cuma tiyatroya gider, evde kız kardeşi ile gördükleri oyunları tekrarlar, ellerine geçen tüm kitapları hatmederler. Hatta bunlarla yetinmeyip kendisi tiyatro oyunları yazmaya başlar. Kendi gibi tiyatro heveslisi arkadaşları ile sahne kurup, topladıkları arkadaşlarına yazdığı oyunu sergilerken mahalleli tarafından baskına uğrar. Tüm yazdıklarını yırtan babası, çocuğunu kayıt altına almak için Bahriye Mektebi'ne verir. Rauf hiç bir zaman başarılı bir talebe olmaz. O, hocaları için "Kitap okuyan efendi", veya "tiyatrocu"dur. Bu yönleri de hep bir azar ve ceza sebebidir. Yine de 1888'de girdiği Bahriye'den 1894'te teğmen olarak mezun olur. Görevi sebebi ile Girit, Almanya, Napoli'de bulunur. Elbe Nehri'nden çok etkilenir. Bunlar ileride gezi yazılarının kaynağı olacaktır. 1896'da İstanbul'a döner. Bu yıl aynı zamanda babasını kaybetttiği yıldır. (Yaş 21). Üç yıl sonra da kız kardeşinin acı içinde ölümüne şahit olacaktır. (Nedeni bilinmiyor.) Doğuştan edebiyat eğilimli, kitap tutkunu Mehmet Rauf ilk eserlerini daha Bahriye'deyken yazmaya başlar. Gencecikken Türkçe Edebiyatın tümünü hatmetmiş, rüştiyeden edindiği Fransızca ile Fransız Edebiyatına, Bahriye'den edindiği İngilizce ile de İngiliz Edebiyatına başlamıştır. Okudukça okur, okudukça yazar. İlk eserleri olarak "Gaskonya Korsanları" ve "Sefillerin Cinayatı" isimleri geçer. Ama bu eserlerden kendi söylemi dışında hiç bir belge kalmamıştır. Edebî zevki geliştikçe, Daudet, Zola, Dickens, Flaubert gibi yazarları okumaya başlayan Rauf, tam da "Bizde niye yok?" diye elemlerle sızlandığı sıralarda İzmir'li bir arkadaşı vasıtasıyla Halit Ziya'nın eserlerinin tefrika edildiği “Hizmet” gazetesi ile tanışır. Halid Ziya'ya hayran olur. Mektuplar ile başlayan dostlukları, Ziya'nın İstanbul'a gelmesi ile samimiyete dönüşür. Ziya da Rauf'tan etkilenmiş, onun "Düşmüş" adlı eserini İzmir'de "Hizmet" gazetesinde yayınlamıştır. (Rauf daha 16 yaşında). 1896'ya kadar Rauf Vicdanî takma adıyla öykü, makale ve mensur şiirleri çeşitli dergilerde yayınlanan Rauf'un, 21 yaşında "Garam-ı Şebâb" öyküsü Halid Ziya'nın tavsiyesi ile "İkdam" gazetesinde yayınlanır. Ancak Rauf'un edebiyat hayatına tam olarak girişi "Mekteb" dergisi iledir. Kadrosunda, Cenab Şahabeddin, Hüseyin Cahit ve Hüseyin Suat Yalçın, Mehmed Cavid gibi isimleri barındıran dergi, gösterdiği başkalık ve yenilikle, hele de Cenab Şahabettin'in şiirleri ile müthiş tepki çeker. "Mekteb" serüveni büyük bir dost kazığı ile biter. Ama dönem, tam da Ekrem Bey'in Servet-i Fünûn dergisinin yönetimini Tevfik Fikret'e bıraktığı ve bütün yeni edebiyatçıların bu çatı altında birleştiği dönemdir. Dolayısı ile artık Rauf'un hayatına Tevfik Fikret de girer. Yaklaşık 5 yıl süren bu dönem, hikayeleri, romanları, mensur şiirleri, makaleleri ve incelemeleri ile Rauf'un en mutlu, en verimli dönemidir. Edebiyatı kendisi için bir nirvana olarak gören Rauf, o dönem bir tenkide cevaben yazdığı yazıda "Edebiyat benim hayatımdır. Ondan bahsederken hayatımdan bahseder gibi mehabet hissederim. Çünkü hayatımda en mesut zamanlarımı edebiyata borçlu olduğumu görüyorum." der. Rauf bu dönemde ikisi çeviri 26 hikaye yazmıştır. Ilk romanı Ferdâ-yı Garam ve sanatının zirvesi kabul edilen Eylül yine bu dönemin ürünüdür. Adını Halid Ziya'dan alan "mensur şiir" türünün en güzel örneklerini yine bu dönem yazar. 42 mensureyi Eylül'den sonra en çok tanınan eseri "Siyah Inciler"de bir araya getirir. Hüseyin Cahit "Edebiyat Anıları’nda "’Mensur’ şiirleri en çok Rauf moda etmişti. Bende kalan izlenime göre de bu yolu en iyi başaran da oydu." der. Gerçekten de, işledikleri konularla ahenk içinde olan ve okuyana anlatılan duyguları adeta yaşatan mensureleri ile Rauf, hocasını gölgede bırakmıştır. Hacimlerinin tersine yoğun ve ince bir hassasiyet içeren bu mensureler Rauf'un Baudelaire ile kıyaslanmasına sebep olmuştur. Şahabettin Süleyman, Y.Kadri ve Fransız yazar Edmod Saussey "Mehmet Rauf Türk Baudelaire'dir" fikrinde birleşir. Rauf'un Servet-i Fünûn'da yaptığı en büyük hizmetlerden biri de tenkitçiliğidir. Edebî gelişimin temeli kabul ettiği eleştiri türünü "Tekâmül-i Tenkid" eseri ile hem tanıtır, hem de Batı'da geçirmiş olduğu devreleri anlatır. "Eser-i Edebî" edebi eserin ne olup ne olmadığını ortaya koyar. "Bizde Hikaye" ve "Bizde Roman" eserleri ise edebiyatımızda romanın yeri ve önemini yine eleştirel bir bakışla ele alır. Türk Edebiyatı, Fransız Edebiyatı ve özellikle Ingiliz Edebiyatı üzerine önemli incelemeler yazmış, tiyatro ile ilgili olan tek makalesinde de Türk okura Ibsen'i tanıtmıştır. Ayrıca 5 telif piyesi, ondan fazla da tercüme ve adapte piyesleri yazmıştır. 1901'de Servet-i Fünûn kapatılınca o da arkadaşları gibi Meşrutiyet'in ilanına kadar sessiz kalmış ve ne yazık ki özgürlük ortamının oluşması ile hayal ettiği eski güzel günlerine dönememiş, 1910'da yazdığı "Bir Zambağın Hikayesi" ile bütün hayatı altüst olmuş ve acınası bir düşüşe başlamıştır. “Bir Zambağın Hikayesi” devri için son derece mübalağalı bir erotik eserdir. Rauf, 1908'den sonra da, daha önce yazdığı tüm türlerde eserler vermeye devam etmiş, hatta "bizde yapılacak en faydalı işin "hanımları tenvir etmek olduğu" düşüncesiyle sade hanımlara mahsus gazete ve dergiler çıkarmak gibi yeni işler de yapmıştır. Ancak "Zambak" yazarı artık yok sayılmaktadır. Bu roman yüzünden askerlikle ilişiği kesilir ve tüm edebiyat çevrelerinin sırt çevirmesiyle tamamen işsiz kalan Rauf'a sadece Hüseyin Cahit yardım elini uzatır ve çıkardığı Tanin gazetesinde başka bir isimle yazı yazmasına imkân sağlar. Yakup Kadri, Abdülhak Şinasi Hisar ve Hakkı Süha Gezgin, Rauf'un o dönem yaşadığı zorlukları şöyle anlatırlar. "Meşrutiyetten sonra Edebiyat-ı Cedide azalarının hemen hepsi hatırlı birer mevki sahibiydiler. Tevfik Fikret, Aşiyan'da Robert Kolej hocası ve hürriyet şairi idi. Hüseyin Cahit iktidar partisi organı Tanin gazetesinin başına geçmiş, Halid Ziya padişahın baş katibi olmuş, Ahmet Hikmet, Istanbul'da kaldıkça hoca, harice gidince konsolostu. Yani Edebiyat-ı Cedîde'cilerin hepsi şöhretle birlikte para ve bolluğa da kavuşmuştu. Bir o parasız bir o talihsizdi. Arkadaşlarının hiç birine sığınmadı. O nasibini alın teri ve gözyaşı ile ıslatmayı üst bulmuştu." Burda Mehmet Rauf'un çok hoş bir sözünü anmadan edemem: "Sefil olacakmış, aç kalacakmış... Vicdanını hiç kimsenin nail olamayacağı bir huzur ve refah içinde yaşattıktan sonra açlığın ve sefilliğin ne önemi olurdu?" Evet, o yazıları ile hayatını kazanmak zorunda olan ve başkaca hiçbir güvencesi olmayan bir edebiyat neferiydi. Hayatının son yıllarını eşinin arkadaşlarına yazdığı mektup sayesinde, devlet tarafından bağlanan cüzi bir maaşla geçirmiştir. Aşka aşık bir adamdır Rauf. 3 kez evlenmiş, sayısız gönül maceraları olmuştur. Ilk evliliğini 1901'de Fikret'in hala kızı Ayşe Sermet Hanım ile yapar, yalıya içgüvey girerek bir süre Fikret'le aynı evi paylaşır. İki kızı olur. Fatma Nihal ileride Selami Izzet Sedes'in eşi olacaktır. Süheyla ise 5 yaşında difteriden ölür. 1910'da Izmir'li zengin bir ailenin kızı olan Besime Hanım ile evlenir. Bir oğlu olur. Besime Hanım'ın isteğiyle gerçekleşen evlilik yine onun isteği ile son bulur. 1926'da eserlerini okuyarak kendisine aşık olan Muazzez Hanım ile evlenir. Evliliklerinin 13. günü felç geçirir ve sağ elini kullanamaz olur. Eşi ona büyük destek olur ve son romanlarını o söyler eşi yazar. Rauf da durumun bilincindedir ve 'Son Yıldız' romanını Muazzez Hanım'a şu satırlarla ithaf eder: Yalnız hayatımın değil, ruhumun da en ezeli refikasına... Sevgili Zezi! Sen ki benim ilk veya son değil, tüm hayatımın bir tek yıldızısın... İlkinden yaklaşık 2 sene sonra daha ağır bir felç geçirerek bilincini de kaybeder. 1.5 yıl süren hastalık sonucunda Cerrahpaşa Hastanesi'nde hayata gözlerini yumar. Mehmet Rauf deyince aklımıza 4 şey gelmeli: Aşk, ziynet, edebiyat, musiki. Öncelikle aşk. Aşk. Aşk. Hüseyin Cahit'in sözleriyle: Rauf boyuna yanar tutuşurdu. Bir ateşe tapanın tapınak ateşi gibi ama bu ateşin tanrıçası sık sık değişirdi. Rauf'ta temel olan yanmaktı. Kimin için? Ne önemi var? O, sevmek için yaratılmış bir sel gibi akıyordu. Aktı, aktı ve kendisini de sürükledi götürdü. "Tahayyülü sever misiniz?” diye sorulduğunda "bütün hayatım ondan ibaret geçti" diye cevap vermiş. Tabiatının hasse-i esasiyesinin daima hayale mağlup bir ciddiyet olduğunu ifade eder. Mehmet Rauf'u diğer servet-i fünun yazarlarından ayıran özelliği onun dili ve anlatımıdır. Gerçekten de bu topluluğun Türkçe'yi en duru ve külfetsiz yazan sanatçısı Mehmet Rauf'tur. O, çok özentili bir dil ve anlatım kullandığı "Eylül"de bile, öteki arkadaşlarından daha duru ve rahat bir Türkçe'ye yatkındır. Başta Cenap Şahabettin, hemen bütün Servet-i fünuncular dildeki sadeleşme ve durulaşma akımlarına karşı çıkarken, o, bu sürtüşmelere hiç katılmamıştır. Rauf'un üslubu konusundaki ortak kanı, onun bir üslup sanatkârı olmadığı, bazı özentilerine rağmen ağır tamlamalardan, süslü anlatımlardan kaçındığı, dışa değil içe yönelerek ruhsal durum analizlerinde daha başarılı olduğudur. Onun amacı sanat göstermek değil, hissettiği gibi yazarak, duygularını okuyucuya aktarmak ve hatta bu ruhsal durumu onlara yaşatmaktır. Eserlerinde, kesik kesik konuşmaları andıran kısa cümleler, konuşmaya yakın rahat bir söyleyiş hakimdir. Sadece ve'leri değil, ah, oh gibi nidaları da bol kullanır. Doğanın insan psikolojisi üzerindeki etkilerini iyi verebilmek için doğa ve manzara betimlemelerine ayrıca özen gösterir. Ancak onun asıl başarısı insan ruhuna ait analizlerin inceliğinden ve kuvvetinden doğar. Türk romanının ilk psikolojik, hatta ilk başarılı psikolojik realist romanı Eylül’dür. Nasıl ki bazı şeyler anlatılmaz yaşanırsa Eylül de anlatılmaz okunur. Çünkü Eylül bir olay romanı değil, bir duygu romanıdır. Eylem yok denecek kadar az, olay örgüsü çok basit, kişiler de son derece sınırlıdır. Tanrısal bakış açısının kullanıldığı romanda olaylar arasındaki nedensellik, gerçekçi bir düzlemde ve tutarlılıkla kurgulanır. Bu yönüyle Eylül, psikolojik realizmin öncü eseri sayılır. Şimdi Rauf'un şu satırlarını paylaşacağım sizinle. Bana önemli geldi çünkü hem onun nasıl bir kadın özlemi ile yanışını öğreneceğiz, hem de demin sözünü ettiğimiz ünlü mensur şiirlerinden bir örnek görmüş olacağız. "Bir ihtiyaç, derin, dayanılmaz, zalim bir ihtiyaç, ele geçmesi hayal olan bir kadın ihtiyacı ruhumu yakıyor; bir kadın, kalbimin bütün yaralarını saracak nazik ellerle, avutulmaz yaşlarını unutturacak sıcak bakışlarla, ruhumun bu hüzün boşluğunu dolduracak ince bir kalple bir kadın; bir kadın ki bütün harab olmuş gençliğime samimi gözyaşlarla ağlasın, dizinde hayatımın bütün elemlerini ağlayabileyim. Bir kadın ki bu yalancı sözlerin, ağlayan emellerin, âh eden ümitlerin yaslarını şefkat ve bağlılığı ile avutsun. Bu vefasız, bu sevgisini söndüren bu kadınlardan gelen acılarımı göğsünün üstünde ağlaya ağlaya unutayım... Böyle bir kadın ihtiyacıyla bütün gençliğim işte mahvoluyor: Ölüyorum. Bir kadın ki bir kardeş olsun, bir eş olsun; yok yok bir anne olsun, bir anne ki her şeyiyle bir kadın, fakat kalbiyle, vefasıyla bir anne!" Kaynaklar: Rahim Tarım - Mehmet Rauf'un Anıları Rahim Tarım - Mehmet Rauf (Hayatı, Sanatı, Eserleri) Mehmet Törenek - Mehmet Rauf (Hikaye ve Romanlarıyla) Cevdet Kudret - Türk Ed. Hikaye ve Roman I Şemsettin Kutlu - Türk Ed. Antolojisi (Serveti F. Dön.) Grafikler Yayınları - Yeni Türk Ed. El Kitabı Hüseyin Cahit Yalçın - Edebiyat Anıları Eski Kitaplar Sitesi Görüntüleme sayısı: 1287 | Yazdır | E-Posta
1. 15-11-2008 20:07 yorum cok tesekürler ödevim için bana cok yardımcı oldu ayrıca mehmet raufu yakından tanıma fırsatı bulmus oldum elinize emeğinize sağlık:) Misafir Yorum yaz powered by AkoComment Tweaked |
||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




