www.ikiciftlaf.net
Bir Günüm Yıllarca Devam Etti Yazdır E-Posta
M. Kemal Şimşek   

yalnz_adam.jpg Soğuk bir mevsimin ayaz cümlelerini kuruyordum. Gelgitler yaşayan yüreğim mantığımı satın almıştı. Uyanışlarımı arıyordum. Ve bir yerde unuttuğum gülüşlerimi… Gecelerin kendini sabaha satışını izliyordum bitik mumlar eşliğinde. Derken anlamlar aradığım yolun başlangıcı ilk sabahı karşıladım avuçlarımda.

Soluk yüzlü yatağım yine beni uykudan uyandırmıştı. Yine mahmur gözlerimle karşılaşmıştım lavabonun üstünde saltanat kuran, bana kendimi göstermekten bıkmayan aynada. Zamanenin ter kokusuyla yetinmediği şu ay altı aleminde, yine sırf onların dediği olsun diye parfüm sıkmıştım; tenimi saran gömleğime ve beni ısıtan paltomun yakalarına. Aslında boyun eğişlerim böyle başlamıştı… Kendim için yapmamıştım hiç bir şeyi ve bana bunu bir parfüm şişesi anlatmıştı.

Kendimi aynadan aldıktan sonra annemin:

- Oğlum şu çayını iç. İki kaşık bal at ağzına. Yumurtanı da ye. Bunlar vitamin. Yemezsen hastalanırsın, dediği, söylemekten hiç bıkmadığı cümleleriyle beraber, benim gibi üzerinden yükünü eksik etmeyen asansörde bulmuştum kendimi. Dedim ya bu sabah bir uyanıştı benim için. Belki de sonsuz bir uykuydu.

Sonra herkesin öğrenim görmek için imrendiği o harikulade rollerin yapıldığı okuluma gitmek üzere otobüse bindim. Düşünüyordum. Düşünmemem gerektiğini düşünüyordum. Ama sonuç olarak yine düşünüyordum. Derken:

- Birader kalk. Son durak, sesiyle irkildim. 8:15 vapuruna yetişmiştim yine. Bir yandan sahlebimi yudumluyor bir yandan martıların karnını simitle doyurmaya çalışıyordum. Hepsi yesin istiyordum. Ama o gün martılar bana anlattı ki, bunu yapacak gücüm yoktu. Tıpkı insanların hepsine yardım edebilme isteğim gibi. Ama şu gerçeği hiç unutmadım. Martıların karnını hep doyurmaya çalışacaktım. Vapurdan indikten sonra acelem olmamasına, otobüsle gidebilmeme rağmen yan cep yapma cesaretini gösterebilen sarı bir taksiye binmiştim. Hiç unutmuyorum taksici paramı verdiğim halde vermediğimi söylemiş ve ikinci kez parayı ödemiştim. O parayı tekrar ödemeyebilirdim ama o an için o taksicinin kendisine yalan söylemesine izin vermiştim. Tıpkı etrafımdaki insanların çoğunun yaptığı gibi.

Yalan dedim de.. Herkes benim de iyi bir yalancı olduğumu söyledi hep. Ama kimse benim gerçeğimi anlamadı. Aslında ben yalan söylemiyordum. İnsanların duymak istediklerini söylüyordum. BU DA MI YALANDI YOKSA?

Ve sonunda okuluma geldim. Güvenliğe selam verdikten sonra okulumuzun o harikulade kantinine girdim. Sarılıp öpenlerin, selam verenlerin, nerelerdeydin sen, çok özledik, diyenlerin sayısı belli değildi. Ama yalnızlığım beni yanına çağırdığında etrafımda bu kişilerden bir gölge izi dahi bulamamıştım. Sonra okulumuzun o anlatılmaz büyüklükteki bahçesine attım kendimi. Bir yandan kurumuş kalın dudaklarımı sıcak çayımla ıslatıyor, bir yandan arkadaşlarıma selam vermeye devam ediyordum. Piyanonun sesi kulaklarıma gelince; bir hışımla koşarak, bir nefeste, merdivenleri ezerek, tuşların üzerine bıraktım kendimi. Duygularımı şarkılaştırdığım piyanomla ayrılık şarkılarını yakarak, birbirimizi ne kadar özlediğimizi anlatıyorduk durmadan. Çok şey paylaşmıştım onunla. Aşklarıma gözyaşlarıma, yıkılışlarıma, haykırışlarıma, ezilişlerime, çaresizliklerime, kayboluşlarıma, yenilişlerime tanık olmuştu. Beni bir tek o anlamıştı. Çünkü beni bir tek o dinlemişti. Yani insanların yapamadığını yapmıştı. Halbuki onu da bir insan yaratmıştı.

Piyanomla dertleştikten sonra tekrar kantine indim. Cevap bulamadığım sorularımla beraber eve dönmeye karar verdim. Yaşanmışların gölgesinde yaşamaktan kurtulmaya, geçmişimi arkama alarak yürümeye çalışıyordum... Arabaların yasak yerlere park ettiği, yayaların yürüyemediği Molla Gürani caddesinden; herkese hoş geldin diyen ak saçlı kuruyemişci amcadan selamımı esirgemeden, tramvaya doğru yol aldım. Yokuşun başına geldiğimde, hergün "lanet olsun" dediğim sigaranın tıkanıklığıyla, nefes nefese kalarak biraz dinlendim. Tramvaya bindiğimde, gülmeyen boş fotoğraflar görmüştüm. Aslında sadece tramvayda değil, otobüste, dolmuşta, vapurda, metroda, kafelerde,r estaurantlarda her yerde bu fotoğraflar vardı. Neden insanlar kendilerine karşı dürüst değillerdi? Neden herkes kendini sahneye atıyordu? Neden kimse izleyici ya da dinleyici olmak istemiyordu? Neden nedenlerimiz hiç bitmiyordu?

Sultanahmet durağında tramvaydan indim. Meydana doğru yürüdüm. Parçalarını yitirmiş, eksik cümleler halindeki bir banka oturdum. Yine düşünmenin koynuna bıraktım kendimi. Hatalarımın toprağını eşeledim. Düşündüm ki belki şu anda burada oturmam da hata. O zaman dedim ki:

"Hata yoktur, değişen doğrular vardır."

Böylelikle geçmişimden arta kalan utanma tokatının izini yüzümden silebildim.

Sonra vapur ve devamında otobüsle evime geldim. Senelerce eşinin hasretini çekmiş, yalnızlığa hapsolmuş, mutluluğa, gülmeye aç annemi sardım sarmaladım. Beraber yemek yedikten sonra kendimi yine odama attım. Biliyor musunuz ben bu senaryoyu yıllarca yaşadım. Yani hayat yıllarca beni durdurmayı başardı. Biliyorum şimdi herkes bir ağızdan:

" Sen kendini durdurmuşsun."

diyecek. Madem benim durdurduğumu söylüyorsunuz; siz neden durdunuz? Hadi kendinize en azından şimdi yalan söylemeyin. Yapmak isteyip de küçük bir adım atamadığınız isteklerinizi sıraladınız mı hiç? Sıralayın ve ne kadar durduğunuzu görün…

 


Görüntüleme sayısı: 320 | Yazdır | E-Posta

RSS yorumları

Yorum yaz
İsim:
E-posta:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.
Basit işlemi yapmanız gerekiyor: 1 + 7 =

powered by AkoComment Tweaked

 
< Önceki   Sonraki >