| Çin'de On İki Gün |
|
|
| Ferial Akış | ||||
“Çin“ deyince zihnimde canlanan
masalsı bazı imgeler vardı; ta ki Çin’e yaptığımız on iki günlük geziye
kadar. Sonradan yeni imgeler edindim.
İlk birkaç gün bildiğimiz büyük, kalabalık, modern, batılı yüzüyle tanıştık Çin’in. Birbiriyle yarışan gökdelenler, geri planda gecekondulaşmış yerleşimler ve İstanbul’u aratmayan bir trafik keşmekeşi. Yaklaşan Pekin Olimpiyatları nedeniyle kentler inşaat alanına dönmüştü. Her yerde kazılmış sokaklar, iskeleler ve iş makineleri. Üstelik güneş de ancak kalın bir sis perdesinin ardından kendini gösterebiliyordu. Pekin’de “ Çin Mahallesi “ diye bir bölgenin varlığı, bendeki yabancılık duygusunu doğrular gibiydi. Şaşırtıcı olan, dış mekânların bütünüyle çiçek bahçesi gibi donatılmasıydı. Renklerin dansı gerçekten baş döndürücüydü. Görkemli Tiananmen ( Göksel Barış Kapısı ) Meydanı’ndan sonra Yasak Kent ziyaretiyle, Bertolucci’nin ünlü Son İmparator filmini yaşar gibi olduk. O andan itibaren Çin’de olduğumuzu algılamaya başladık. Büyük Çin Seddi, sanki savunma ve korunma amaçlı yapılmamış da, muhteşem doğanın içinde zarif bir seyir yolu olarak tasarlanmıştı. Yazlık Saray, Ming İmparator Mezarları, Seramik Askerler Ordusu, pagodalar, kasabalardaki kanal gezileri de eski Çin hakkında bize fikir veren yerlerdi. Hele o klasik Çin bahçeleri… Yüksek bürokratlara ait bu bahçelerde her ağaca, her bitkiye, her taşa ayrı bir anlam yüklenmiş. Mandarinlerin yalnızlık, küskünlük, hüzün gibi duyguları en etkileyici şekilde anlatılmış Pavyonlara verilen isimlerin her biri şiir kadar güzel: “ Uzaktan Gelen Kokular Pavyonu “, “ Balıkların Sevinci Pavyonu”, “Yapraklar Üzerine Düşen Yağmur Damlalarının Musikisi Pavyonu “… İnsanı büyüleyen diğer bir yapı da, Çin mimari tarzında yapılmış olan Ulu Cami idi. Çince ayetlerle bezeli iç duvarlar ve ahşap oyma işçiliği göz alıcıydı. İç içe avlulardan geçilerek ulaşılan yapının sadece kendisi değil, huzur dolu ortamı da çok etkileyiciydi. Yeşim Buda Tapınağı ‘nda yekpare yeşim taşından oyulmuş ender bir Buda heykeli sergilenmesine karşın, ortam hiç de ruhani değildi. Bir yanda ibadet etmeye çalışan rahipler, diğer yanda mikrofonlu rehberler, temizlik işçileri ve hediyelik eşya tezgâhları olunca, ibadethane ve ticarethane kavramları birbirine karışmıştı. Büyük Yaban Kazı Pagodası, Buda, Tao ve Konfüçyüs heykellerini bir arada bulunduruyordu. Tek bir öğretiye bağlı kalma zorunluluğu bulunmadığını anlatan, Çin inanç sistemindeki esnekliği gösteren ilginç bir örnek. 4000 yıldır süregelen Çin kültürünün en seçkin örneklerini Şanghay Müzesi’nde izlemek mümkün. Özellikle bronz ve porselen objelerle, resim ve kaligrafi sanatına ait eserler görülmeye değer. Tabii azınlıklara ait etnik kıyafetleri de atlamamak gerekir. Dünya nüfusunun beşte birini barındıran Çin’de tek çocuk sahibi olmaya izin veriliyor. Çin, ekonomik kalkınmada olduğu kadar, yolsuzlukta da hızla büyüyen bir ülke. Çoğu yolsuzluk suçundan olmak üzere, günde ortalama 48 idam gerçekleşiyormuş. Kırsal kesimden getirilerek fuhşa yöneltilen çocuk yaştaki gençlerin sayısı da azımsanacak gibi değil. Gündelik yaşantılarında Çinliler çalışkan insanlar. “ Köylü “ olmanın özelliklerini tamamen kaybetmeseler de, tek tip kıyafetten arınmışlar. Gençler batı modasına uygun olarak giyinmeye çalışıyor. Dünyaca ünlü markalar belli caddelerde yerlerini almışlar. Buralarda fiyatlar pahalı. “ Çakma “ ürünler pazarlıkla alınabiliyor. Arka sokaklardaki küçük dükkânlara sizi sürüklemek isteyen satıcılardan kurtulmak epey beceri gerektiriyor. Halk pazarları ise, ipekli giysiler, inciler, oyuncaklar, uçurtmalar, hediyelik eşyalarla tam bir şenlik yeri… Çin yemek kültüründe bitkisel ve hayvansal her şey yiyecek haline getirilebiliyor. Alıştığımız tatların dışında, akrep, yılan, çekirge, yosun vb. gibi maddeleri de tüketebiliyorlar. Yemekler masanın üzerinde yer alan döner tablada servis ediliyor ve ince çubuklarla yeniyor. İçecek olarak bitki çayları tercih ediliyor. Bazen çiğ olarak sunulan besin maddelerini kendinizin pişirmesi gerekiyor. Bunun için tek kişilik tencerelerde su kaynatılıyor. Bizim için hem ilginç, hem de başarısızlıkla sonuçlanan bir deneyim. Bu denli zengin bir mutfağa sahip olmalarına karşın, Çinliler ince yapılılar. Dans ve akrobasi gösterilerinde izlediğimiz başarılarını belki de genetik yapılarına borçlular. İşte on iki günlük geziden geriye kalanlar özetle böyle. Özete sığmayanlar başka bir sefere.
Görüntüleme sayısı: 447 | Yazdır | E-Posta
1. 18-07-2008 16:30 Ferial'in Heybesinde.... Bizleri güzeli gören gözlerin le uzak doğunun gizemi kalmamış modernlikle sihri alınmış ülkesi ne götürüp izlettirdiğin için te şekkür eder diğer seferin de en kısa zamanda gelmesini dileriz Misafir Yorum yaz powered by AkoComment Tweaked |
||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



“Çin“ deyince zihnimde canlanan
masalsı bazı imgeler vardı; ta ki Çin’e yaptığımız on iki günlük geziye
kadar. Sonradan yeni imgeler edindim.


