| Yelken Ve Kalem |
|
|
| Zehra Başar | ||||
|
Eski denizciler, dokuzuncu dalganın hep âni ve beklenmedik büyüklükte olduğunu söylerlermiş.Yaşam, küçük bir çocukken, böyle beklenmedik bir dalgayla sarsıyor yazarı. Anne ve babasını elinden alıyor. Teyzesinin yanında büyürken, hep mavi bir yelkenlisi olsun istiyor. Bir de yazar olmayı... “Bir düşünüz olmalı,” diyor. “Sahip olduğunuz şeyler akar gider.” Ama düş, gerçekleşmese bile hep bizimdir. Düşleri gerçekleşiyor onun. Mavi yelkenli onun oluyor. Yelken kullanmanın kendini keşfetmek, kendine doğru yol almak olduğuna inanıyor. Yazmak da düpedüz bir yolculuk değil mi? Karadan uzaklaşıp tekinsiz sulara yelken açmak değil mi ? Ustasından, rüzgâra tırmanmayı öğreniyor önce. Dengeyi, tiramola atmayı öğreniyor. Rüzgârı bir karşıya alıp bir öte yana almak, tekneyi ona göre döndürmek önemli... Yazarken olduğu gibi. Kendine doğru gitme isteğiyle kendinden uzaklaşma isteğinin gerilimiyle sahipsiz sularda dolaşırken, rüzgârla oynaşmak gibi. Sonra, rüzgârların kişilikleri de var. Onları öyle iyi tanımak gerekiyor ki, iyi yelken kullanmak için, neredeyse rüzgâr olmalı... Dümeni hırsla tutmayı bırakıyor. Yelkenlinin ne yapmak istediğini anlamaya çalışıyor. Kafasında dilin ve suyun müziğini birlikte duyuyor yazar. Sözcüklerin sesleri, iniş çıkışlarıyla suyun sesi bir arada. Teknenin ardında çalkalanan dümen suyuna bakarken sözcüklerin anlamını düşünüyor. Bu haliyle, diğer teknelerin arasından süzüle süzüle kanalı geçerek denize açılan teknesinin yelkeni beyaz bir kâğıda, yelken direği, onu bilincin ötelerindeki uçsuz bucaksız sulara bırakacak mavi bir kaleme benziyor. Rüzgârsız yapamayan yelkenli, yazmak için, yaşamın ve yazgının denetimini yeniden, yeniden ele geçirmek için rüzgârı bekleyen yazara benziyor. Richard Bode, yelken ve rüzgârla kurduğu ilişkilerin eğretilemesiyle çağın eleştirisini de yapıyor. İnsanı ve kendini gözden geçiriyor. Çağın, onu aldatmasına izin verdiğini biliyor. ‘Taş devrindeki atalarından daha fazla güvencede değil.’ Bildiği en güvenli yer, kendi içi... O zaman, ona doğru yelken açmalı. Rüzgârla ve kalemle. “Varış noktası yok,” diyor. “Asıl olan, yolculuğun kendisi. Bunu da en iyi denizde anlarsınız.” Haksız değil...Yazının hep sürmesi değil mi istediğimiz ? Varış noktası var mı yazının ? Yazı biter mi ? Ustam Rüzgâr, Richard Bode, Galata Yayınları , Çeviren : Suğra Öncü, 2003, 166 sayfa Görüntüleme sayısı: 794 | Yazdır | E-Posta Yorum yaz powered by AkoComment Tweaked |
||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



Yazmakla yelken kullanmanın ilişkisini hiç düşündünüz mü ? Richard Bode’un , yaşamöyküsünü anlattığı kitabı Ustam Rüzgâr , kuru bir otobiyografi olmaktan uzak, içten ve şiirsel bir dille yazılmış, Türkçeye iyi çevrilmiş bir kitap olarak dümdüz okunabileceği gibi, su, rüzgâr, yelken eğretilemeleriyle ‘yazmak’ edimi düşünülerek de okunabilir.
