|
Sitenizin girişinde özellikle benim çok hoşuma giden bir söz var… "Bu site, yazmayı seven herkese ait! Hadi çekmecelerimizde saklamayalım yazdıklarımızı, paylaşalım" Yazdıklarımızı saklıyoruz değil mi? Neden sizce?
Korkudan ve kendimize güvenmemekten, yazmaya değer bir şey yazdığımıza emin olamamaktan ama en çok da yıkıcı eleştiri ve yargılama geleneği bizi birşey yapmaktan ve yaptıklarımızı ortaya çıkarmaktan ürker hale getirdiğinden.
Siteniz çok yeni ama hızla gelişti…yazılar çoğaldı…siteye yazan herkesi yayınlıyor musunuz yoksa bazı kriterleriniz var mı? Yani size yazı yazmak isteyenler ne yapmalı?
Bazı kriterlerimiz var elbette. Hakaret, küfür ve şiddet içermedikten sonra derli toplu, anlaşılır, ve temiz Türkçe ile yazılan her metni yayınlayabiliriz. Yazanların çoğalmasına biz de çok seviniyoruz.
Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin.
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresine yazmayı seven herkesten yazı bekliyoruz.
İki çift laf nasıl meydana çıktı?
Biliyorsun biz, ilk kez senin Dalgaları Aşmak Yaratıcı Yazarlık derslerinde biraraya geldik. Bir de baktık ki hepimizin hayatında en çok defter, kalem ve kitap olmuş. Yani hep yazmışız. Bu yazdıklarımızı yargılanmadan paylaşmak hoşumuza gitti. Bu duyguyu başkalarıyla da bölüşmek fikri “ikiçiftlaf”ı doğurdu.
İki çift laf kimlerden oluşuyor?
Biz ikiçiftlafı üç arkadaş başlattık. Ama yazıyı seven herkese ait bu site aslında.
Okuyoruz bölümü var sitenizde. Okumanın yazı üzerindeki etkisi nedir sizce?
Hayatında çok roman, öykü okumamış birisi sizce iyi yazabilir mi?
Kesinlikle yazabilir. Ama okumanın yazma ufkunu çok genişlettiği de inkar edilemez. Okumak ve yazmak kardeş iki eylemdir.
Okuyoruz’un yanı sıra dinliyoruz, geziyoruz, izliyoruz ve tanıyoruz bölümleri var sitenizde…Yazmak bireysel bir şeydir aslında… Tek başına yapılır ama doyurmak da gerekir…sanki bu başlıklar onu gösterdi bana ve sormak istedim: İlham perisi var mı? Size hiç uğrar mı?
İlham perisi değil ilham perileri vardır. Bazen okuduğun bir cümledir o, bazen gezdiğin bir yer, bazen işittiğin bir ses, bazense gördüğün bir fotoğraf karesi… Eğer görmeyi bilen bir gözünüz hissedebilen bir yüreğiniz varsa ilham perileri hep etrafınızdadır.
Yazmak tek başına yapılan bir şeydir dedik ama yazarın desteğe ihtiyacı var mıdır? Nasıl destek alır?
Tabii vardır. Yakın çevresi öncelikle. Teşvikler, eleştiriler, övgüler. Yazanların birbirlerine olan desteği, yazılanları paylaşmak, üzerine konuşabilmek, önerilen bir fikir, gösterilen bir heyecan bütün bunlar büyük büyük desteklerdir.
Sizin atölyeniz var. Biraz oradan bahseder misiniz?
Günlük mekanlarımızdan uzaklaşıp sığınabileceğimiz bir yerimiz olsun istedik. Altıyol’da bir iş hanının çatıkatı burası. Terasından denizi görebiliyoruz, kitaplarmızı, defterlerimizi ortalığa saçabiliyoruz, okuyoruz, yazıyoruz, yalnız kalabiliyoruz, beraber olabiliyoruz ve ikiçiftlafı olanlarla burada buluşmayı umuyoruz.
Yazar olmak nedir sizce? Neyi gerektirir? Gerektirir mi?
Yazar olmayı herkes başka türlü ifade eder. Bizim aklımıza gelenler şunlar: Yazar olmak, yazıyla kendini daha iyi ifade edebildiğini hissetmektir. Yazar, hayatı yazarak anlamaya çalışan ve yazarak biçim vermeye çalışandır. “Bir iz haritası”ysa yazmak, yazar, içindeki hayatların izlerinin peşine düşendir. Aslında çok da tarifi yapılabilir bir şey değil galiba.
Yayınlanmak sizler için önemli midir? Neden veya neden değil?
Yayınlanmak önemlidir tabii ama yayınlanmamış olmak da yazmaya engel bir şey değildir, diye düşünmek istiyoruz.
İkiçiftlaf'ı bundan 5 yıl sonra nerede görüyorsunuz?
Yazanlarıyla birlikte basılı bir dergi olarak görmeyi çok isteriz. İkiçiftlaf yayınevini kurmuş olmayı çok isteriz. Kimselerin basmadığı ama aslında yayınlanmaya değer bir çok yeni yazarın kitaplarını okurlarıyla buluşturmayı çok isteriz.
Görüntüleme sayısı: 1032 | Yazdır | E-Posta
powered by AkoComment Tweaked |