|
Mutfaktaydılar,
yüzü tezgaha dönük yemek hazırlayan karısını izliyordu.
Yaprakları avucuna serip önceden hazırladığı dolma içine
kaşığı daldırıyor, gayrı ihtiyari gibi görünen bir hareketle
her defasında yaprağın boyutuna göre tam da kararı miktarda
pirinci kaşıklıyordu. Yaprağın ortanın soluna ince uzun bir
şerit oluşturacak şekilde pirinci yayıyor, sonra ince
parmaklarıyla incecik sarıyordu dolmaları; önce bir katla ört
pirinci, sonra uçlarını kapat ve sıkıca sarmala… Sanki bunu
yıllardır yapıyormuşçasına hakim, seri halini izlemek hoşuna
gitmişti. Bazen oluyordu, karısını izleme duygusu… O bilmeden,
görmeden, öylece durup evin içinde salınışını, salonda seri
küçük adımlarla bir tur içinde salonun on ayrı yerine dağılmış
öteberiyi toparlayışını izliyordu. İçinde aynı his kabardı
gene, gene içine dolmuştu karısı ve zeytinyağlı sarmaları…
-
“Bebeğim” dedi. - “Bebeğim bi bak bana”
Karısı
güzel başını ona doğru çevirirken, saçının tokadan kurtulmuş
buklesi salındı, fark etti.
- “Sevgilim…Sevdiğim… Gül
yüzlüm”
Karısına yanaşmış, ellerini beline atıp
hafifçe ama kaçarsız kendine doğru çekmişti. Usulca
gülümsemişti karısı. Bulaşık ellerinin kocasının bu sabah
yeni giydiği, kendisinin daha dün ütülediği tişörte
değmemesine dikkat ederek, sarılmayı yönlendirmişti. Erkek fark
etmedi.
- Derdimin devası aklımın belası güzel kadın.
Karım, bi taşırımlık kahve köpüğüm… Kadınım, gizli-açık
sevdam… Seviyorum seni,
Dudaklarını karısının kulağına
yaklaştırdı, tok sesiyle mırıldandı: “Seviyorum seni, ekmeği
tuzaa banıp, banıp yer gibii, geceleyin ateşler içinde uyaanarak,
ağzımı dayayıp musluğa, su içer gibi…” Karısı daha
sokuldu kocasına, yanağını kocasının kısacık sakallı
yanağına dayadı, gülümsüyordu. Hafif bir tempo uydurup, dans
adı altında salındılar bir süre…
- Aşkım benim,
güzel, anlayışlı karım….
- Tamam canım… Sen git halı
saha maçına, ben teyzemleri idare ederim, ama çıkışta
oyalanma…
- …Yoooo... Ben onu demicektim…
Karısı
bi bakış baktı kocasına, “emin misin?” bakışıydı bu,
tanıdıktı. Kocasının yüzünde çocuksu bir gülümse
belirdi:
- Olur mu gerçekten?
- Olur. Ben teyzemlere,
şirkette bir sorun çıktığını, gitmek zorunda kaldığını
söylerim. Yalnız mangal vaktine kadar gelmiş ol, tamam mı?
-
Süper karım benim!
Karısına
alelacele bir öpücük kondurmuş, çantasını hazırlamaya
gidiyordu ki, mutfak kapısına varmadan aklına geldi:
- Spor
giyincem ama?
- Bugün pazar olduğu için çalışkan kocam
işe giderken takım giymen gerekmedi. Ama kapıdan elinde spor
çantanla girme tabi, arabada bırak.
- “Tamam” deyip
koşarcasına çıktı mutfaktan. Ama eşinin söyleyecekleri
bitmemişti:
- Maçtan sonra duşunu almayı unutma Mehmet
diye seslendi karısı,
- Hıı, bir de, misafirler gittikten
sonra, çantayı eve çıkarmayı unutma, durunca kokuyo tüm
çamaşırlar"
bir an yanıt bekledi…
- ….
-
tamam mı canım?
- Tamam canım tamam… Hülya, spor çantamı
nereye koydun, siyah büyük olanı?
- Gardolabın üzerine
kaldırmıştım
- Hah, tamam
Yatak odalarından gelen
bir ses duydu Hülya. İlk önce bir “tak” sonrasında bir
şangırtıdan oluşuyordu. Gözlerini kapadı ve spor çantasını
gardolabın üzerinden almak için uzanmış kocasını gördü.
Çantayı kendine yakın bir tarafından tutup çekmişti. İçi boş
çanta havada savrulurken, çantanın uzun askısı komidinin
üzerinde duran abajura çarpmıştı. Abajur komidinin üzerine
devrilmişti, tak, oradan yere düşmüş ve kırılmış olmalıydı
ki bu da şangırtıyı açıklıyordu. Sessiz ve derinden gelen
“siktir” sesi ise kocasına aitti. “Seviyordum o abajuru,
renkleri, üzerindeki motifler güzeldi…” diye geçirdi içinden.
Sonra ufak bir nefes aldı ve elindeki işi yapmaya devam etti.
-
Hülya, ben…
- Tamam canım, bırak ben toplarım, sen çık
gecikiyorsun.
- Ben… dünyanın en harika kadınıyla
evlenmiş olduğumu düşünüyorum.
- Ben de en çok bu
keskin ve kesinlikle doğru tespitlerini taktir ediyorum.
-
Seni seviyorum…
-
Ben de senin yerinde olsam öyle yapardım.
- Seni
seviyorum.
Ses yakından gelmişti, kafasını çevirdi.
Kocası mutfak kapısının önünde, kapı eşiğine dayanmış ona
bakıyordu. Ayakkabısının tekini giymişti. Diğerini elinde
tutuyor, halıyı kirletmemek için tek ayak üzerinde durmuş, başı
hafif yana eğik ona bakıyordu. Bir an baktı kocasına, ceza almış
suçlu çocuklar gibi duruşuna, ondan cevap bekleyen gözlerine.
Gülümsedi.
- Ben de seni seviyorum
Mehmet gülümsedi,
çapkın numarası göz kırptı.
Hülya, Mehmet’in tek ayak
üzerinde sekerek kapıya gidişini, ayakkabısının diğer tekini
giyişini izledi. Saatine baktı Mehmet, “oooo”, çok geç
kalmıştı. Aceleyle kapının yanında duran çantayı sırtına
attıp çıktı. Kapıyı hızlıca çekmişti biraz… Kapının
ardında asılı nazar boncuklu süsün salınışını izledi Hülya;
bir sağa bir sola, derken süslü şey yere düştü.
Gülümsedi
Hülya.
Sonra daha çok gülümsedi.
Artık gülüyordu.
-
Porselen dükkanına salınmış fil yavrusu sevgilim. Seni
seviyorum. Yani, öyle olmalı… Zira yüzümde hüküm sürebilen
bu sersem gülüşün başka bir izahını bulamıyorum…
Görüntüleme sayısı: 272 | Yazdır | E-Posta
powered by AkoComment Tweaked |