www.ikiciftlaf.net
Abajur Yazdır E-Posta
Burcu Kaya   

kadin4rh4.jpgMutfaktaydılar, yüzü tezgaha dönük yemek hazırlayan karısını izliyordu. Yaprakları avucuna serip önceden hazırladığı dolma içine kaşığı daldırıyor, gayrı ihtiyari gibi görünen bir hareketle her defasında yaprağın boyutuna göre tam da kararı miktarda pirinci kaşıklıyordu. Yaprağın ortanın soluna ince uzun bir şerit oluşturacak şekilde pirinci yayıyor, sonra ince parmaklarıyla incecik sarıyordu dolmaları; önce bir katla ört pirinci, sonra uçlarını kapat ve sıkıca sarmala… Sanki bunu yıllardır yapıyormuşçasına hakim, seri halini izlemek hoşuna gitmişti. Bazen oluyordu, karısını izleme duygusu… O bilmeden, görmeden, öylece durup evin içinde salınışını, salonda seri küçük adımlarla bir tur içinde salonun on ayrı yerine dağılmış öteberiyi toparlayışını izliyordu. İçinde aynı his kabardı gene, gene içine dolmuştu karısı ve zeytinyağlı sarmaları…

- “Bebeğim” dedi. - “Bebeğim bi bak bana”

Karısı güzel başını ona doğru çevirirken, saçının tokadan kurtulmuş buklesi salındı, fark etti.

- “Sevgilim…Sevdiğim… Gül yüzlüm”

Karısına yanaşmış, ellerini beline atıp hafifçe ama kaçarsız kendine doğru çekmişti. Usulca gülümsemişti karısı. Bulaşık ellerinin kocasının bu sabah yeni giydiği, kendisinin daha dün ütülediği tişörte değmemesine dikkat ederek, sarılmayı yönlendirmişti. Erkek fark etmedi.

- Derdimin devası aklımın belası güzel kadın. Karım, bi taşırımlık kahve köpüğüm… Kadınım, gizli-açık sevdam… Seviyorum seni,

Dudaklarını karısının kulağına yaklaştırdı, tok sesiyle mırıldandı: “Seviyorum seni, ekmeği tuzaa banıp, banıp yer gibii, geceleyin ateşler içinde uyaanarak, ağzımı dayayıp musluğa, su içer gibi…” Karısı daha sokuldu kocasına, yanağını kocasının kısacık sakallı yanağına dayadı, gülümsüyordu. Hafif bir tempo uydurup, dans adı altında salındılar bir süre…

- Aşkım benim, güzel, anlayışlı karım….

- Tamam canım… Sen git halı saha maçına, ben teyzemleri idare ederim, ama çıkışta oyalanma…

- …Yoooo... Ben onu demicektim…

Karısı bi bakış baktı kocasına, “emin misin?” bakışıydı bu, tanıdıktı. Kocasının yüzünde çocuksu bir gülümse belirdi:

- Olur mu gerçekten?

- Olur. Ben teyzemlere, şirkette bir sorun çıktığını, gitmek zorunda kaldığını söylerim. Yalnız mangal vaktine kadar gelmiş ol, tamam mı?

- Süper karım benim!



Karısına alelacele bir öpücük kondurmuş, çantasını hazırlamaya gidiyordu ki, mutfak kapısına varmadan aklına geldi:

- Spor giyincem ama?

- Bugün pazar olduğu için çalışkan kocam işe giderken takım giymen gerekmedi. Ama kapıdan elinde spor çantanla girme tabi, arabada bırak.

- “Tamam” deyip koşarcasına çıktı mutfaktan. Ama eşinin söyleyecekleri bitmemişti:

- Maçtan sonra duşunu almayı unutma Mehmet diye seslendi karısı,

- Hıı, bir de, misafirler gittikten sonra, çantayı eve çıkarmayı unutma, durunca kokuyo tüm çamaşırlar"

bir an yanıt bekledi…

- ….

- tamam mı canım?

- Tamam canım tamam… Hülya, spor çantamı nereye koydun, siyah büyük olanı?

- Gardolabın üzerine kaldırmıştım

- Hah, tamam

Yatak odalarından gelen bir ses duydu Hülya. İlk önce bir “tak” sonrasında bir şangırtıdan oluşuyordu. Gözlerini kapadı ve spor çantasını gardolabın üzerinden almak için uzanmış kocasını gördü. Çantayı kendine yakın bir tarafından tutup çekmişti. İçi boş çanta havada savrulurken, çantanın uzun askısı komidinin üzerinde duran abajura çarpmıştı. Abajur komidinin üzerine devrilmişti, tak, oradan yere düşmüş ve kırılmış olmalıydı ki bu da şangırtıyı açıklıyordu. Sessiz ve derinden gelen “siktir” sesi ise kocasına aitti. “Seviyordum o abajuru, renkleri, üzerindeki motifler güzeldi…” diye geçirdi içinden. Sonra ufak bir nefes aldı ve elindeki işi yapmaya devam etti.

- Hülya, ben…

- Tamam canım, bırak ben toplarım, sen çık gecikiyorsun.

- Ben… dünyanın en harika kadınıyla evlenmiş olduğumu düşünüyorum.

- Ben de en çok bu keskin ve kesinlikle doğru tespitlerini taktir ediyorum.

- Seni seviyorum…

- Ben de senin yerinde olsam öyle yapardım.

- Seni seviyorum.

Ses yakından gelmişti, kafasını çevirdi. Kocası mutfak kapısının önünde, kapı eşiğine dayanmış ona bakıyordu. Ayakkabısının tekini giymişti. Diğerini elinde tutuyor, halıyı kirletmemek için tek ayak üzerinde durmuş, başı hafif yana eğik ona bakıyordu. Bir an baktı kocasına, ceza almış suçlu çocuklar gibi duruşuna, ondan cevap bekleyen gözlerine. Gülümsedi.

- Ben de seni seviyorum

Mehmet gülümsedi, çapkın numarası göz kırptı.

Hülya, Mehmet’in tek ayak üzerinde sekerek kapıya gidişini, ayakkabısının diğer tekini giyişini izledi. Saatine baktı Mehmet, “oooo”, çok geç kalmıştı. Aceleyle kapının yanında duran çantayı sırtına attıp çıktı. Kapıyı hızlıca çekmişti biraz… Kapının ardında asılı nazar boncuklu süsün salınışını izledi Hülya; bir sağa bir sola, derken süslü şey yere düştü.
Gülümsedi Hülya.
Sonra daha çok gülümsedi.
Artık gülüyordu.

- Porselen dükkanına salınmış fil yavrusu sevgilim. Seni seviyorum. Yani, öyle olmalı… Zira yüzümde hüküm sürebilen bu sersem gülüşün başka bir izahını bulamıyorum…

 


Görüntüleme sayısı: 272 | Yazdır | E-Posta

Yorumlar (4)
RSS yorumları
1. 30-10-2008 03:13
Öyle samimi,öyle içten bir öykü
" Bir an baktı kocasına, ceza almış suçlu çocuklar gibi duruşuna, ondan cevap bekleyen gözlerine. Gülümsedi. 
 
- Ben de seni seviyorum"  
Ben bu öyküyü çok sevdim. Kelimeler öyle samimi, öyle içten ki. Yüreğinize sağlık
Misafir
Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin.
2. 30-10-2008 15:30
Öyle samimi,öyle içten bir öykü
teşekkür ederim :)
Misafir
Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin.
3. 30-10-2008 19:30
Endişe
Öykü çok başarılı bir şekilde yazılmış. Bu başarısı nedeniyle olsa gerek ben içim titreyerek okudum öyküyü. Kadınların bu tür sevme halleri, yani erkekleri çocuklarıymış gibi sevme halleri, sonradan kendi başlarına çok işler açabiliyor ya. İşte bu yüzden o kadın için biraz endişe ettim. Ama öykü ustalıkla yazılmış.Öyleki, insan öykünün içine girip kadın için endişe bile edebiliyor.
Misafir
Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin.
4. 06-11-2008 12:09
Endişe
yorumun için teşekkürler, 
içten bulmuş olman beni çok mutlu etti, lakin içtenlik, akıcılıkla birlikte, öykü yazarken yakalamak istediğim en önemli noktalardan biri. nacizane böyle dertlerim var :) 
 
kadınların sevdikleri erkeklere karşı çocuksuluk imtiyazı tanımaları konusunda aynı fikirde olduğumu söylemeliyim, kesinlikle endişe verici :)  
bu hikayenin başka fonlarda yazılmış haliyle bu konu da işlenebilir aslında. 
velhasıl bu anlamda akıl alınması, delil gösterilmesi sakıncalı bir ilişki halini anlatır öykü. öykü anlatır, ben değil :)
Misafir
Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin.

Yorum yaz
İsim:
E-posta:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.
Basit işlemi yapmanız gerekiyor: 7 + 1 =

powered by AkoComment Tweaked

 
< Önceki   Sonraki >