www.ikiciftlaf.net
Vanilyalı Dondurma Yazdır E-Posta
Onur Onarıcı   

dondurma.jpegÖğlene doğru kızım her gün olduğu gibi, dondurma almak istediğini, söyledi. Ama, almış olduğum karara sadık kalarak, onun için zararlı olduğunu, bu yüzden almayacağımızı, söyledim. Doğruca odasına gitti. Yatağına oturup, sırtını duvara yasladığını, dizlerini çenesine çekip, suratını buruşturduğunu, salonda otururken bile, onu büyütmenin, son bir yıldır hayatımda sadece onun olmasının etkisiyle duvarlara ve kapılara rağmen görebiliyordum.

Görebildiğim diğer bir hareketi de, biraz sonra karşıma geleceği, ben cevabımı verene kadar beni ikna etmeye çalışarak, "Baba… Zararlı olsun; sadece yazın çıkartıyorlar Super Ice'ları. Kışın yiyemiyorum zaten. Lütfen…" diyeceğiydi.

Ben de, hayır, diyecektim kararlılığımı göstermek için.

Ama, durun bir saniye. İnsanın bazı şeylerin doğruluğunu ve yanlışlığını, yapacağı şeyin etkilerini sesli düşünürken veya yazarken daha iyi görebileceğini tekrar fark ettim. Elimdeki gazeteyi bıraktım, koltuğa uzanıp tavanı seyrederken, kızıma nasıl davranmam gerektiğini düşünmeye, tecrübelerimi hatırlamaya çalıştım.

Daha Deniz doğmadan, biz karımla beraber çocukların psikolojisiyle, onlara karşı nasıl yaklaşmamız gerektiğiyle, bilinçaltıyla ilgili birçok kitabı okumuştuk ve tartışmıştık. Çocukluk tecrübelerimizi ve gördüklerimizi de paylaşmıştık. Öğrendiklerimle ve tecrübelerimle hareket ederek yaklaşmalıydım ona.

1. Yasaklamayla, azarlamayla ve baskıyla kimseye bir şey öğretilemez. Bu şekilde davranmak, sadece karşıdakine korku verir, düşüncelerini ve duygularını bastırmasını sağlar. Eğer kızıma karşı, karar verdiğim gibi davranmış olsaydım, kızım ya yalana başvuracaktı ya da verdiğim paralarla gidip gizlice istediğini alacaktı. Yani bu işin, gizilice yapılması gereken bir iş olduğunu düşünecekti. Ayrıca tüm bunlar, bastırdığı düşünceleri ve duyguları, ilerde daha büyük sorunlar olarak önümüze gelecekti.

2. Ya kendi kendine öğrenmesini bekleyecektim, ki bu ortamda mümkün değil bu, ya da onun arkadaşı rolüne girip (zaten şimdiye kadar böyleydi, ya onu arkadaşım gibi görürdüm ya da kendimi onun arkadaşı gibi), onunla beraber öğreniyormuş gibi yapıp, önce ona çekici gelen bazı şeylerin aslında onun için zararlı olduğunu öğrenecektik ve sonrasında, daha az zararlı ve yararlı olacak şeyleri çekici hale getirecektik.

3. Çocukluğumda ben de, kızım gibi en çok 'Super Ice' dondurmasını severdim. Babam ve annemle dondurma almaya çıktığımızda, önce, top top satılan, top sayısı arttıkça külahının kalitesi artan açık dondurmalar önerilirdi annemler tarafından. Ben de tabii ki Super Ice isterdim. Kapalı dondurmayı istemem belki tadından dolayı değildi; daha çok tüm arkadaşlarımın onu istemesi ve açgözlülüğüme yönelik yapılmış, bedava kampanyaları ve reklamlarıydı. Zaten bütün arkadaşlarımı etkileyen de, eminim tadı değil, diğer saydıklarımdı. İlk ısırığı, dondurmanın alt tarafına atardım, "bedava" yazısını görebilmek için. Eğer, "bedava" yazısının, ilk veya son harfini (sanırım yazının yönüne dikkat etmiyorlardı) görürsem, hızlı hızlı yer, bedavasını almak için sabırsızlanırdım; ama eğer, bedavaya ait bir işaret göremezsem, tadını çıkartarak, fakat başkaları yaptığında hiç sevmediğim şekliyle (bu davranışı en çok ergenlik dönemimde görecektim), önce dilimi çıkartıp, sonra, zarfı dilimize sürdüğümüz veya kedinin patisini diline götürmesi gibi dondurmayı dilime götürür, yalardım.

Şimdi, en çok, vanilyalı dondurmayı seviyorum. Yani, sade olarak bilinen dondurmayı. Onun daha sağlıklı olduğu söylenirdi. O zamanlar, şimdi olduğu gibi sadeliğe karşı ilgi duymazdım; aksine sadeliği, basitliğe yakın bir şey gibi görüp küçümserdim.

Super Ice'dan vazgeçmem içindeki katkı maddelerini öğrenmemle, vanilyalı dondurmayı sevmem ise, sadelikle ilgili önyargılarımdan kurtulmamla oldu.

 

"Baba… Zararlı olsun; sadece yazın çıkartıyorlar Super Ice'ları. Kışın yiyemiyorum zaten. Lütfen…''

"Tamam, ama küçük bir isteğim var benim de…" birden sözümü kesti, heyecanla,

"Ya! Hani bir şey yaparken karşılık beklenmezdi!" deyince, kızıma, içime sokabilecek kadar sıkı sarılmayı çok istedim. Ama konumuzu dağıtmamak için biraz gülümsedim ve devam ettim,

"Karşılık değil. Biraz sonra çıkıp alacağım. Kendime de alacağım bir tane. Tatlım… Küçük bir istek sadece. Dondurmalarımızı yerken, yediğimiz dondurmaların nasıl yapıldığına bakmak istiyorum. Ama beraber. Yapabilir miyiz?"

"Ama önce dondurmaları alalım…" dedi bana güvenemeyerek, dondurmayı garantiye almak için.

"Tamam, hadi o zaman, ED-ER Kuruyemiş yolcuları hazırlansın! Çabuk çabuk!"

Dondurmalarımızı kapıp geldikten sonra, hemen bilgisayarın karşısına geçtik. Fazla zahmete girmeden, birçok bilgi bulduk. Bunun önemli olduğunu hissettirmek için, not almak istiyorum, deyip kağıt, kalem alıp yerime oturdum.

Şu anda yediğimiz dondurmaların içinde, hayvansal yağlar, tatlandırıcılar, renklendiriciler…Açıkçası biraz ilgim olmasına rağmen, insan sağlığına ne kadar zararlı olduğunu tekrar düşünüp kötü oldum. Deniz'e de bahsettim biraz ne gibi zararları olduğundan; ama Deniz diğer bir taraftan iyi bir şeyler bulup, bak yararları da varmış, diyebilmek için ve gördüklerinin gerçek olmaması umuduyla sürekli yeni sitelere bakıyordu.

Bir süre sonra pes etti,

"Tamam, bari bunu bitireyim." dedi, sanki niyetimi anlamış gibi, " Ama canım çok isterse ne yapacağım?"

"Bundan sonra da dondurma yiyeceğiz; ama sağlıklı olanlarını. Ben birkaç yer biliyorum; hem çok lezzetli dondurmaları var hem de katkı kullanmıyorlar. Hatta eğer istersek, evde bile dondurma yapabiliriz. Zevkli olmaz mı?"

"Olur…" dedi, sanki alıştığı mahallesinden daha iyi bir mahalleye taşınacağını bilen, heyecanlanan ama, bir taraftan da, ayrılmak istemeyen çocuk gibi.

Sessizleşti. Ya "Zevkli olmaz mı?" dememle birlikte hayal kurmaya başlamıştı bile, ya da zararlarından korkmuş düşüncelere dalmıştı, diye düşünüyordum ki, verdiği zararlardan bıkmış, tövbe etmiş bir insanın iyilik yapmak için acele etmesine benzer bir şekilde "Hadi yapalım mı?" dedi.

Bir litre sütü, 200gr toz şekeri ve salebi karıştırıp kaynattık. Çocukken, babaannem yaptığında, servis yapılmadan aynı tencerede yerdik. Uzanmam zor olacağı için dedem beni kucağına alır, yediğimi görmesine rağmen, hadi ye, derdi. Tüm şımarıklığımla içimden tencere benim olsun isterdim. Herkesin benden hızlı yemesi ve annemin veya babaannemin sanki bunu bilerek, yavaş ye, demesi çok sinirime dokunurdu. Hadi ye, diyen dedem benim gibi düşünüyor ve sanki o da dondurma kendisinin olsun istiyor, ama bana olan sevgisiyle benim herkesten çok yemem için fedakarlık yapıyormuş ve beni anlıyormuş gibi gelirdi. Yeme kısmı bir anlamda yarış kısmıydı; heyecanlı olan kısmı da, dondurma bittikten sonra, suya tutulan tencerede dondurma kalıntılarının, daha henüz homojen duruma gelmeden oluşturduğu şekillerdi. İlk su tutulduğunda, su dondurma atıklarını itekler, ben de, dondurma suya karışıp yok olmak yerine benim tarafımdan yenilmek için ayak diriyor zannederdim. Kızımla yaptığımız karışımı buzluğa attık. Birkaç saat sonra yaptığımız dondurmayı büyük zevkle yedik.

Akşam olduğunda, Deniz'i yatmaya hazırlarken telefon çaldı.

"İyi akşamlar Onur. Yarın geleceksin değil mi?" dedi Bora, geleceğimi haftalar önce söylememe ve dün akşam da konuşmamıza rağmen. Sanırım çok heyecanlıydı.

"Geleceğim tabii ki. Mustafa Amca nasıl?"

"Evde değil. Kanada'dan arkadaşı gelmiş. Bu gece onunla."

"Gelmeyecek mi açılışa?"

"Oradan gelecekmiş. Neyse daha fazla tutmayayım seni. İstediğin veya söyleyeceğin bir şey var mı?"

"Yok sağ ol. Bir şeye ihtiyacın olursa mutlaka söyle, tamam mı? İyi geceler."

"İyi geceler. Öp prensesi benim için." 

Geçen sene ayrıldığımız karım olmadan, kızımla beraber amcamın oğlunun açtığı yayınevi için vereceği davete gideceğiz akşamleyin. Kızımla bir şeyler yapmaktan çok keyif alıyorum. Onunla arkadaş gibi sokaklarda dolaşıyoruz; bazen el ele bazen kendi başımıza, özgürce. Bazen okulda yaşadığı olayları anlatıyor, ben de, dikkatle dinlediğimi daha iyi gösterebilmek için, kaşlarımı biraz indiriyor, bazen de söylediklerini düşündüğümü gösterebilmek için duruyor, kafamı kaşıyıp, onun da düşünmesini sağlamak için, kesin olmayan cümleler kuruyordum.

Nasıl bir çocuk, bilincindeki bilgilerin ve tecrübelerin yetersizliğiyle, bulunduğu noktayı en üst nokta olarak görüyorsa, bende kendimi onun yaşında görür, onun zekasının bulunduğu noktayı, kendi zekamın en üst noktası olarak görürüm. Yani zekamı onun zekasına indirgerim. Bu onunla geçirdiğim vakitleri daha çekici yapar.Bir şeyler yaptığımızda, vardığımız sonuçlarda ben de onun gibi sevinirim ve heyecanlanırım. Bu yaptığım ona karşı dürüst olmamı, onun kendine ve benim ona olan samimiyetime duyduğu güvenin artmasını sağlar.

Bazen de onu kendi olgunluğumda görürüm. Bu, bana diğerinden daha çekici gelir. Ve beklediğim heyecanı alarak, duygu yoğunluğuyla tatmin olurum. Onu kendi yaşıma getirdiğim zaman, artık o kızım değildir; daha çok arkadaşım, biraz da karımla yaşadığımız anıların tekrarını ve unutulmamasını sağlayan kadındır.

Bu girdiğim roller ve dünyayı istediğim zaman istediğim gibi görmem, yazıyla aynı tadı verir: Yaşayamadığın hayatları, yaşadığın ve yaşadığına inanma duygusu.

Şimdi, heyecanla hazırlanıyor akşamki davete. Sabah kalkar kalkmaz, ısrarla bir arkadaşımızın düğününde giymek için aldırdığı elbiseyi giymek istediğini ve ona uygun bir saç yaptırması için kuaföre gitmemiz gerektiğini, tüm ciddiyeti ve şirinliğiyle söyledi. Hayır, diyemeyeceğim bir tatlılıktı. Gittik. Saçını yapacak olan adama, benimle konuştuğu gibi güvenle ve ciddiyetle istediği saç şeklini anlattı; adam da, belki benim gibi çocuklara ciddiye alındığını göstermesi gerektiğini bilerek veya bunun bilincinde olmayıp, sadece çocukları sevdiğinden veya tamamen müşterisi olduğundan ve yanında ben olduğum için, ciddi ve sevecen bir şekilde kendi düşüncelerini anlattı. Ortak bir karara vardıktan sonra kesme ve şekil verme işlemine başladılar.

Bir süre, kızımın oturduğu koltuğun arkasındaki, misafirler ve bekleyenler için koyulmuş koltuklardan içerdekileri seyrettim. Genç, güzel kadınlar ve genç, hoşuma gitmeyen kadınlar( az daha, çirkin, diyordum), orta yaşlı, sade, çekici bayanlar (çocukluğumdan beri, kendimden daha olgun, belli bir zamana kadar 'sade' düşüncesini küçümsememe rağmen, sade kadınlardan hoşlanırım) ve aşırı makyaj yapmış, çok fazla aksesuar kullanmış itici kadınlar (burada itici kelimesini bilerek kullandım; çünkü, dış görünüm olarak, kesinlikle kimseye çekici geleceklerini düşünmüyorum. Annem ve eski karım, itici, dediğimi duysalardı eminim, "Kime göre?" diye sitem ederlerdi) bir anda eşleşiverdiler gözümün önünde. Biraz seyrettikten sonra, acaba sade dondurmadaki sadelikle, kadınlardaki sadelik aynı mı, diye düşündüm. Sadelik herkese göre değişebiliyor. Herkes, vanilyalı dondurmaya, sade dondurma, diyor ama, düşüncelerinde gerçekten sade mi, yoksa fazla basit mi? Acaba onlar, benim sevdiğim sade kadınlara da çok basit diyorlar mı?

Bir sonuca varamayacağımı anladığım zaman, birden içerdeki makas ve konuşma sesleri, kozmetik ürünlerin kokuları üzerime hücum etmeye başladı. Dayanamadım. Dışarı çıktım, kuaförün karşısındaki bakkaldan bir paket sigara alıp, tekrar karşıya geçtim. Kuaförün girişinin yanındaki, apartmanın sahanlığının duvarlarına yaslanıp içmeye başladım. Eminim Deniz, ben içeri girene kadar merak edecek, kafasında nereye gittiğim ve neler yaptığımla ilgili bin bir şey kuracaktı.

 

 

Tüm hazırlıklarımızı, sıkıntıya kapılmadan bitirdikten sonra, davetin yapıldığı, yayınevinin genel müdürlüğüne gittik. Henüz kalabalık değildi. Amcamın oğlunun yanına gittik. Deniz, Bora'nın üzerine atlayıverdi görünce. Sonra boynunu, kafasını taşıyamayıp düşüren bebek gibi, Bora'nın omzuna koydu. Bora, bana bakıp gülümsedi,

" Merhaba" dedim cevap olarak.

"Sana da merhaba. Nasılsın?" dedi Bora, sanki çocuğunun doğum gününe gelenleri kabul eden anne gibi.

"İyiyim. Güzel başlangıç olacak sanırım. Umarım ilerde, benim kitaplarımı da sen yayımlarsın." dedim şakayla karışık.

"E, peki sen nasılsın prenses? Saçlar ve elbise ne kadar uyumlu, bugün ne kadar şıksın." dedi Bora, Deniz'in duymaktan hoşlanacağı şekilde ve küçük bir sohbete başladılar beraber.

Etrafıma bakındım biraz. Eski ve yeni dostlar, tanışıklığım olan ve olmayan yazarlar ve gazetecilerin sayısı artıyordu sürekli. Birkaç gazeteci ve Bora'nın tuttuğu fotoğrafçılar, davete gelenlerin fotoğrafını çekiyordu. Birçok kişi, eşleriyle gelmiş, tanıyordum çoğunu ve bazı bekar erkek ve kadınları da. Tanıdığım bekar kadınları, ağzıma şarap kadehini götürürken, gizlice süzdüm.

Kuaförde kadınları incelememden çıkarabileceğiniz gibi, bir boşluktayım. Boşluğa girmemi sağlayan ve beni bu boşluktan kurtarabilecek şeyin, hayatımda eksik olan özel bir kadın olduğunu düşünüyor , özel bir ilişki yaşayabileceğim kadın artık karşıma çıksın istiyorum. Düştüğüm boşluktan dolayı bazen hayallere dalıyorum: Hayalimde oluşturduğum ve hayatıma girerse ilişkilerimdeki bütün eksiklikleri tamamlayabileceğine inandığım ve bu kadında aradığım özellikleri görebileceğim anlar, özlemini duyduğum yürüyüşler, sarılıp uyumalar, bir konu üzerine tartışmalar… Bu sesler ve hayaller, her gün bir öncekine göre artıyor ve her gün dün gibi olsa dedirtiyor. O sesten iki anlam çıkartıyorum: Birincisi, artık duygu yoğunluğu yaşamak istiyorum. İkincisi ise susamam ve acıkmam gibi önünde duramadığım, cinsel dürtülerimdi. Daha önce de söylediğim gibi, insanın bastırılmasına, tamamen karşı olduğumdan, bunun çok zararlı olduğunu da bildiğimden, hiç böyle bir şey düşünmedim, ama ne yapmam gerektiğini de bilmiyorum.

"Baba, Bora Abi bana, dışarı çıkıp dondurma alabileceğimizi söyledi…"

"Olmaz kızım!" diyerek, deminki düşüncelerin verdiği gerginlikle, sözünü kestim.

"Neden kızıyorsun?" dedi dişlerini ve yumruklarını sıkarak, "Ben de olmaz demiştim zaten. Zararlı olduğunu söyledim. Mustafa Amca'nın sigara içmemesi gerektiğini de anlatacaktım ama, belki bu onu üzer diye düşündüm, belki, bu küçük kız bile, babamdan daha çok şey biliyor, diye düşünüp, utanırdı da." dedi. Ben de her düşüncemi söyleyemezdim küçükken: Tezgahtarlara, önerdikleri şeyleri beğenmediğimi, kağıt oyunu oynamak için bilgisayarın başına geçen dedeme, onun öyle açılmadığını söyleyemediğim gibi.

"Düşündüklerini söyle kızım, çekinme. Eğer yanlış bir şey söylersen veya yaparsan, ben de, Bora Abin de düzeltir, doğru olanı, nasıl yapman ve davranman gerektiğini söyleriz, özür dilersin ve bir daha yapmazsın. Sakın insanlara, doğru ve yararlı olacak şeyleri anlatmaktan da çekinme, anlamazlarsa onların sorunudur. Ayrıca Mustafa Amca da biliyor sigaranın zararlı olduğunu, sadece bırakamıyor. Önemli olan zararlı şeylere başlamamak."

"Tamam şekerim!" dedi ve güldü. İsteyerek veya istemeyerek bu kasvetli havayı dağıtmıştı. Yiyecek bir şeyler almak için gitti; ben de uzun zaman görmediğim arkadaşlarımın yanına gittim.

Biraz şimdi ki planlardan, biraz da gelecekten söz ettikten sonra, tekrar Bora'nın yanına gittim. Sürekli birilerinin hatrını soruyordu, yeni gelenleri karşılıyordu ve elinden geldiğince daveti yönetmeye çalışıyordu.

"Yardım edilecek veya yapılacak bir şey var mı?"

"Yok, sağ…" derken, Deniz araya girdi,

"Babacım!"

"Tatlım; bir dakika, konuşuyoruz, sonra ilgileneceğim seninle, bitsin de" demeyi düşünürken, bir adam, söyleyeceği şeye çalışmış, ama nasıl söylemesi gerektiğini bilmeyen bir havayla Bora'nın yanına yaklaştı. Bir şey söylemek istediğini hepimiz anladık ve merakla adama döndük.

"Pardon Bora Bey, bir şey söylemem gerekiyor…"

Bora, adamın, yayınevi veya davetle ilgili bir şey söyleyeceğini düşünerek, tebessüm etti ve adamın söyleyeceklerini beklemeye başladı; ben de daha sonradan, adamı ve söyleyeceklerini, geç kalmış bir misafiri, özenle hazırlıklar yapıp, heyecanla beklerken, kötü bir haber vereceğini aklına bile getirmeyerek açılan telefona benzeteceğimi bilmeden, adamın Bora'ya, Mustafa Amca'nın nefes almakta zorlandığını –ki zaten Mustafa Amca akciğer kanseriydi- durumu kötüleştiğinden ambulans çağırılıp hastaneye götürüldüğünü, söyleyişini dinledim. Bora, birkaç saniye yüzüme, benim yerime idare et, of ben ne yapacağım, der gibi baktı ve adamın arkasına, yolu bilmeyen birisi gibi takıldı.

O anda, benim için önemli olan, belki de hastanede can çekişen Mustafa Amca değil de, kızımın, adamın söylediklerini duymasıydı. Acaba, dün ve bugün konuştuklarımızın, kızımın Bora'ya söylemek istediklerinin üzerine bu duydukları nasıl bir etki yapacaktı.

"Artık zararlı dondurma yemeyeceğim; büyüdüğümde sigara da içmeyeceğim. Baba n'olur sigarayı bırak, ben de dondurmayı bıraktım, lütfen…" dedi dudaklarını büzerek. Ayaklarını hafifçe yere vurdu ve ağlamaya hazırlanır gibi bir iki "ah" çekti.

Ama ben, ne söylemem gerektiğini de, ne yapmam gerektiğini de bilmiyordum.

 

 

Deniz gibi düşünmeye çalıştım onu anlamak için. Yapamadım. Kafamızı dağıtmak için, Deniz'i kolundan tutup, yiyecek bir şeyler almak için götürdüm. İstemiyorum, dedi. O zaman ne yapalım, diye sitem edecekken, incelediğim kadınlardan biri geldi. Beğenmiştim incelediğimde. Sade ve güzeldi. Bana bakıp gülümsedi.

"Merhaba Küçük Bayan. Tanışabiliriz değil mi? Ben Banu…" dedi Deniz'e.

"Deniz" dedi şaşırmış bir şekilde,

"Kız kıza konuşmaya ihtiyacım var, sıkıldım burada, yalnız kaldım. Bir de roman yazıyorum, sana bundan bahsederim. Sen de düşüncelerini söylersin, yardımın dokunur belki. Ne dersin?"

Bana baktı Deniz. Ben de yapabileceğini onayladığımı göstermek için, iki gözümü birden kırptım. Banu ve Deniz bunu görünce cevap almaya ve vermeye gerek duymadan çıktılar.

Banu çıkarken, birkaç saniye bana baktı. Sanki, çok telaşlısın, biz gelene kadar kendini topla, diyordu. Utandım biraz. Sakinleşmek için su içtim. Balkona çıkıp bir süre derin nefes alıp verdim. Deniz ile Banu iyi görünüyorlardı; gizlice bir süre seyrettim. Ve davet bitene kadar, Bora'nın yerine, kurucusu olduğu yayınevinin açılış kokteylini idare etmeye çalıştım.

Davet bitince eve gittik. Deniz yatma vakti geldiğinde, hazırlanıp yatağa girdi. Yanına gittim.

"Mustafa Amca iyileşir mi?" diye sordu,

"Bilmiyorum tatlım, şimdi uyu. Doktorlar, ona iyi bakıyorlardır." dedim, yarın akşama doğru öleceğini bilmeden.

"İyi geceler" dedi, tatmin olmamış bir şekilde.

"İyi geceler" dedim. Öptüm iki yanağından da ve kapıya doğru yürürken,

"Bu arada, Banu Ablan ne anlattı, neler konuştunuz?"

"Kız kıza, özel." dedi ve bir süre gülüştük, " Telefon numaramızı ve adresimizi verdim, ben de onunkileri aldım, onunla arkadaş olduk. Beni ziyarete geleceğini, beraber dolaşabileceğimizi de söyledi. Ama sadece bu kadarını sana söyleyebilirim."

"Peki, öyle olsun bakalım." dedim ve dışarı çıktım. İçimde değişik bir kıpırdanma olmuştu.

Elimdeki her şeyi bırakıp, koltuğa uzanıp tavanı seyrederken, şu iki gündür olanları ince ince düşünmeye başladım.

 

 

 

 


Görüntüleme sayısı: 269 | Yazdır | E-Posta

Yorumlar (2)
RSS yorumları
1. 31-10-2008 10:48
Dondurma
Sevgili Onur, 
Öykün, 1964 yılında, İzmir-Güzelyalı Hava Astsubay Okulu giriş sınavları sırasında yaşadığım bir olayı anımsattı bana. Sıcak bir Ağustos günüydü, kolları süvarili kalın bir ceket, kıçı yamalı kalın bir pantolonla sıramı bekliyordum. Adamın biri çubuklara takılı bir şey satıyor, çocuklar alıp, kağıtları açtıktan sonra yalamaya başlıyorlardı. Dayanamadım, ben de adını bilmediğim bu şeyden 'Bir tane de bana ver' diyerek aldım, kağıdını açtım, yaladım, DONDURMA! 
Bizlere dondurma, çikolata yemek 'Sağlıksız' oldukları için yasaktı. Oysa asıl neden böylesi lükslere harcanacak paranın olmamasıydı. Baharda Kırklar Tepesi'nden kar getirir, onu reçelle, pekmezle karıştırır, oluşan buzu yalardık. Maden suyuna şeker attığımızda da gazozumuz hazır olurdu. 
O kağıtlı dondurmanın adı "Süt-San" dı o günlerde. Sonradan Avrupalı oldu dondurmalar ve adları gibi kimlikleri de bozuldu. 
Deniz haklı, "Zararlı olsun" insan her gün yemiyor ya. Yasaklarla dolu bir dünyada çocuklar hiç değil dondurma yiyebilsinler . 
Öykülerinin devamını bekliyoruz. 
Sevgiler
Misafir
Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin.
2. 31-10-2008 20:17
herkes dondurma yesin
Sayın Onarıcı, 
Bir öykü olarak yeterinden uzun ve hafif dağılmış gibi. Ama sımsıcak bir havası var. Bence o babanın bu kız ile başı epeyce dertte olacak :)
Misafir

Yorum yaz
İsim:
E-posta:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.
Basit işlemi yapmanız gerekiyor: 3 + 8 =

powered by AkoComment Tweaked

 
< Önceki   Sonraki >