www.ikiciftlaf.net
Moskova - St. Petersburg Yazdır E-Posta
Ferial Akış   

İstanbul’dan uçağa bindiğimizde, susturmayı başaramadığım bir slogan çınlıyordu kulaklarımda : “Komünistler Moskova’ya ! Komünistler Moskova’ya!” Eskiden moda olan bu slogan çoktan anlamını yitirmiş. Komünistlerden de, bolşeviklerden de geriye fazla bir şey kalmamış. Heykeller yok edilmiş, sokak ve meydan isimleri bile değiştirilmiş. Coşkulu idealistlerin ve baskılı rejim yandaşlarının yerini şimdi “iş adamları” almış.

nazm.jpgUçaktan iner inmez soluğu Nazım Hikmet’in ve pek çok ünlünün yattığı Novodyeviç Mezarlığı’nda aldık. Nazım, vasiyet ettiği gibi ülkesinin topraklarında değilse de, bir çınar ağacının altında Vera’sıyla birlikte yatıyordu. Bir çift karanfili toprağa bırakırken, “ acaba huzur içinde mi?” diye düşünmeden edemedim.

Moskova’nın simgesi olan Kızıl Meydan’ın çok daha görkemli olduğunu düşünmüştüm. Meydanın bir ucunda yer alan Aziz Vasilis Katedrali, renkli kubbeleri ve bezemeleri ile kremalı doğum günü pastası tadında, daha çok “ şirin “ kavramını hak eden bir yapı. Tam karşıda yer alan Tarih Müzesi’nin alt katında ünlü bir restaurant var. Bizim de gitme şansımız oldu. Eski GUM binası ve Kremlin duvarları meydanı çevreleyen diğer yapılar. GUM binası, eskiden devlet satış mağazası iken, şimdi alışveriş merkezine dönüştürülmüş. İçinde ünlü markalar yerlerini almış. Meydana bakan kafelerde oturup, her türlü etkinliğe tanık olmak mümkün. Bizim şansımıza Paraşütçüler Günü denk geldi. Mavi beyaz çizgili tişörtleriyle birçok genç erkek ve kadın (biraz da içkili olarak ) meydanda hafif taşkınlıklar yapıyorlardı.

Kremlin Duvarı’nın hemen önünde inşa edilmiş olan Lenin Anıt Mezarı’nı ziyaret etmek için uzun kuyruklarda beklemek gerekiyor. Lenin’in mumyalanmış bedeni bozulmasın diye haftada iki gün kimyasal solüsyonlarla yıkanıyormuş. Bu ünlü tarihi kişiyi bedeniyle yaşatmaya çalışmak, insanda tuhaf duygular uyandırıyor.

Moskova’nın çehresi son yıllarda epey değişmiş. Stalin zamanında binalar acımasızca yıkılmış, caddeler genişletilmiş. Şehrin her yerinden algılanacak şekilde dizayn edilen 7 adet gökdelenden bir tanesi Moskova Üniversitesi olarak , diğerleri konut veya otel olarak kullanılıyor. Merkezdeki caddelerde emlak fiyatları 5 000 – 20 000 $ / m2 arasında değişiyor. Moskova, son yıllarda dünyanın en pahalı kenti ünvanını elde etmiş gibi görünüyor. Ünlü Arbad Caddesi ise yaya yolu olarak düzenlenmiş. Restore edilen birçok bina, kafe, bar, restaurant veya dükkan olarak hizmet veriyor. Sokak sanatçıları da bu caddeyi mesken edinmişler.

Moskova metrosu 1934’lerde inşa edilmiş. Günlük kullanıcı sayısı on milyonu buluyor. Her istasyon ayrı ayrı duvar resimleri, heykeller, mozaikler ve avizelerle donatılmış. Her biri adeta sanat galerisi gibi ele alınmış. Gerçekten çok etkileyici. Yalnız metroyla yolculuk etmek yabancılar için çok da kolay değil. Çünkü bütün tabelalar Kril alfabesiyle yazılmış. (Gerçi bir süre sonra bu alfabeyi söküyorsunuz. ) Bu kadar yaygın bir metro ağına rağmen trafik sıkışıklığının yaşanması, insanı hayrete düşürüyor.

Rusya gezimizin ikinci durağı olan St. Petersburg Büyük Petro zamanında 18. yy.da başkent olarak inşa edilmiş ve iki yüzyıl kadar böyle kalmış. Neva Nehri boyunca, kanallar etrafına sıralanan caddeleri ve 5-6 katı geçmeyen binalarıyla Moskova’dan oldukça farklı bir şehir. Daha çok Venedik ve Paris’i anımsatıyor. İkinci Dünya Savaşı’nda büyük zarar gören binalar, büyük paralar harcanarak restore edilmiş ve şehir dokusu bozulmadan korunmuş. Tarih, sanat ve kültür izleri, kente tümüyle sinmiş. Kendi adıma, bu kentten alınacak çok ders olduğunu düşünüyorum.

yer.jpgKentin en önemli yapılarından birisi olan Aziz İsak Katedrali, muhteşem altın kaplı kubbesi, beş metre kalınlığındaki duvarları ve bulunduğu konum nedeniyle İkinci Dünya Savaşı sırasında bombalama referansı kabul edilmiş. Yine önemli yapılardan biri olan Saçılan Kanlar Kilisesi, adının çağrıştırdığı izlenimin tersine, ince ince işlenmiş dış cephesi ve renkleriyle, adeta bir mücevher gibi göz kamaştırıyor.

Neva Nehri kıyısında bir ada üzerinde yer alan Güzel Sanatlar Akademisi, Menşikov Sarayı ve Bilimler Akademisi , Strelka burnunda iki büyük sütunla son buluyor. Buradan şehrin panoraması gerçekten görülmeye değer. Tam karşıda Peter ve Pavlov Kalesi yer alıyor. Burası zamanla hapishaneye dönüştürülmüş ve Dostoyevski, Gorki ve Troçki gibi ünlü isimleri ağırlamış. Kalenin içinde, aynı adı taşıyan Katedral, Büyük Petro ve Büyük Katerina ile birlikte Romanov Ailesi’nin lahitlerini barındırıyor.

Neva kıyısındaki kışlık Saray, bugün Ermitaj Müzesi’nin bir bölümünü oluşturuyor. Şehir içindeki Yusupov Sarayı, St. Petersburg çevresinde yer alan Pavlovsk Sarayı ile Peterhof Yazlık Sarayları da dönemin özelliklerini yansıtan diğer önemli yapılardan sayılabilir. Sözünü ettiklerim, gezebildiklerimizden bazıları.

Gerek Moskova gerekse St. Petersburg, müze cenneti sayılabilecek kentler. Moskova’da Tretyakov ve Puşkin Müzesi, resim ve heykel sanatının en güzel örnekleriyle dolu. Ermitaj Müzesi, dünyanın en büyük sanat müzesi kabul ediliyor. Her objeye on saniye ayrıldığında, gezilmesinin üç yıl süreceği söyleniyor. Rembrant’tan Picasso’ya, Renoir’dan Van Gogh’a kadar zengin bir resim koleksiyonu yanında , doğu ve batı kültürüne ait pek çok eser de bu müzede sergileniyor.

Resim, müzik, edebiyat, bale gibi sanatın değişik alanlarıyla yoğrulmuş olan Rus halkı, günümüzde de bu izleri yansıtıyor. Kahvaltıda arp müziğinin size eşlik etmesi veya ufacık kafelerde bile klasik müzik performansının karşınıza çıkması, bu kültürün sonucu olsa gerek.

İkinci Dünya Savaşı’nda verilen 23 milyon kayıp ve Stalin zamanında on milyonu geçtiği söylenen kayıplar nedeniyle, Rusya nüfusu azalmış. Kadınların sayısı erkeklerin beş katına çıkmış. Bu nedenle yabancılarla evlilikler artmış.Türklerle evlenen 300 000 Rus kadını olduğu düşünülüyor. Erkeklerin aksine, Rus kadınları gerçekten çekici. Bacakları benim boyum kadar uzun. Üstelik yüksek topuklu ayakkabıları seviyorlar. Kılık kıyafet de ona göre. Yaşlı kesimde ise çekilen acıların izleri yok olmamış. Erkeklerin içkiye olan düşkünlüğü yüzünden, evliliklerin % 50’si ilk altı ay içinde, % 90’ı da ilk bir yıl içinde son buluyormuş.

Rusya’da dilek ağaçlarına, bizdeki gibi bez parçaları asılmıyor. Onlar uzun evlilikler için ağaçlara kilit asmayı tercih ediyorlar. Sonuçlar ortada.

dere.jpgRusya, tarihi, kültürü, doğası ve insanlarıyla ilginç bir ülke. 17 000 000 km2’ye yayılan coğrafyası ile aynı zamanda dünyanın en büyük ülkesi. Moskova ve St. Petersburg’u görmek, kuşkusuz ülkenin bir yüzünü bize anlatıyor. Ya diğer yüzü? Umarım bir gün yolumuz oralara da düşer.




Görüntüleme sayısı: 388 | Yazdır | E-Posta

Yorumlar (1)
RSS yorumları
1. 22-12-2008 02:12
Ah, içim coştu
Sevgili Ferial Hanım, 
Yanılmıyorsam Çin'i de siz yazmıştınız. Kaleminize sağlık, kesenize bereket. Gezilerinizi heyecanla bekler olduk. Yalnız, valla bunu kıskandım. Moskova'yı görmeden ölürsem gözüm açık gidecek. Ne de olsa bizler için başka bir anlamı var. Saygılar.
Misafir
Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin.

Yorum yaz
İsim:
E-posta:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.
Basit işlemi yapmanız gerekiyor: 1 + 3 =

powered by AkoComment Tweaked

 
< Önceki   Sonraki >