| Sevgiliye Uçurtma |
|
|
| Gülsüm Koçak | ||||
|
Onu, uçurtması elinde ilk gördüğümde “Aman tanrım, doğru mu görüyorum acaba?” diye düşünmüş, gözlerime inanamamıştım. Oturduğu sandalyeden uçurtmayı göklere uçurduktan sonra, onun kuş gibi süzülüşünü izlerdi. Bu ne çocuk çılgınlığı! Bir gece, benliğimi kasıp kavuran bu merakımı sonlandırma çabasıyla, dayanıp kapısına “Teyze be aklından zorun mu var, gece vakti?’ diye soracaktım ona. Yine rüzgarlıydı hava. Vakit gece yarısına beş varken şalı omuzlarıma attığım gibi kapıyı çekiverdim. Merdivenlerden hızlı hızlı indim. Aşağıdan başımı kaldırıp onun balkonuna, apartmanın en son katına baktım. Uçurtmayı geceye hazırlıyordu. Şimdiki yönüm onun dairesiydi. Bir taraftan merdivenleri adımlarken bir taraftan da tedirgindim. “Ya beni terslerse?” “Ama söndürmeliyim bu merakımı. Söndürmeliyim.” diyerek merdivenleri çıkıverdim. Kapısını usulca tıklattım. Aradan kısa bir süre geçmişti ki mercekte hafif bir karartı belirdi. Anahtarın yuvada dönüş sesiyle birlikte kapı açıldı. Hafif bir tebessümle “Buyur kızım, hayırdır?” dedi. Artık söylemeliydim. Ne olacaksa olmalıydı. Bir çırpıda “Teyzeciğim, gecenin bir yarısında” dedim “nedir bu uçurtma?” Biraz zor olmuştu ama söylemiştim işte. O da bir eli kapının kolunda “Ne mi?” şaşkınlığıyla kaldı öylece. Sonra “Biraz içeri gelmez misin?” dedi. O önde ben arkada balkona doğru ilerliyorduk. Yaklaşıyordum uçurtmaya. Her adımda uçurtmanın da bana yaklaştığını hissederek. “Az sonra, az sonra…” diyerek heyecanımı yatıştırmaya çalışıyordum. Balkona bir sandalye daha koyarak “Buyur, otur şöyle bakalım.” dedi. Gözlerim balkona bağlanan uçurtmadaydı. Kendi de benim karşıma oturdu. Uçurtmayı çözerek onu eline aldı. Bakışlarını uçurtmanın süzülüşüne çevirdi. “Çok mu merak ettin?” “Çok” diyebildim sadece. Hem de öyle çok ki merakımdan çıldırıyorum demek isterdim oysa. Kısık sesle “Biliyor musun bu benim sırrımdır.” dedi. Çok az kişi görmüştür bu uçurtmayı. Sadece gece yarısı başını gökyüzüne kaldıranlar. Sen de o birkaç kişiden birisin. Madem ki görenlerdensin, o zaman ben anlatayım sen de dinle bakalım bu sırrı, oldu mu?”
* * * Sıcaklar öyle bastırmıştı ki içerilerde yatılacak gibi değildi. Enes, yatağında bir o yana bir bu yana döndükten sonra uflayarak kalktı. Gülten’i de uyandırıp yatağı aldığı gibi balkona taşıdı. Gülten, şaşkın gözlerle onu izliyordu. Yatağı hazırladıktan sonra “Bugün burada yatalım, bakalım nasıl olacak?” diyerek giriverdi yatağa. Hafiften esen rüzgar Gülten’i de teşvik etti bu balkon işine. O da uzandı Enes’in yanına. Gece yorganları, yıldızlar da bu yorganın deseni olmuştu. Enes, yattığı yerden uzaklara daldı. “Gülten” dedi “Gece, bulutlar, rüzgar, sessizlik ve sen. Huzur sanırım böyle bir şey.” Gülten, başını Enes’in göğsüne yatırmış, bir taraftan Enes’i dinlerken bir taraftan o anın içinde kaybolmuştu. Enes, bir süre sonra Gülten’in başını göğsünden kaldırarak yastığa koydu. Kendisi de yataktan kalktığı gibi odaya daldı. “Eminim yine fotoğraf çekecek.” diye düşündü Gülten. Enes, güzel gördüğü her anın fotoğrafını çekmek isterdi. Çektiği fotoğrafı hemen görmek için de onu alttan veren makinelerden almıştı. Bir elinde küçük fotoğraf kutusu diğerinde makinesiyle Gülten’in yanına geldi. Kutuyu pencere kenarına yerleştirdi. Balkonun demirine kolunu yaslayıp deklanşöre bastı. Fotoğraf, makineden eline doğru kayıverdi. Sonra elindeki fotoğrafla Gülten’in yanına kıvrıldı. Ona birlikte bakmaya başladılar. Gülten “Karanlıkta bir sokak lambası ve onun arkasında iki göz ışık. Onlar da bizim gibi uyuyamayanlar olsa gerek. Ve bulutlar…” Enes “Bunlar parçalı bulutlar Gülten, tıpkı hayatlarımız gibi. Bak şurada, o bulutların içinde bir bulut adam gizli. O, benim işte. Buradan yetmiyor bir de oradan bakmak istiyorum sana.” dedikten sonra Gülten’in saçlarına bir öpücük kondurdu. Gülten fotoğrafa biraz daha dikkatli baktığında, bir sevinç çığlığıyla “Evet Enes, gördüm! Seni gördüm! İşte ordasın; şu bulutların içindesin!” dedi. Fotoğrafı yaklaştırıp dudaklarına o da bulut adamını öptü. Enes, çektiği fotoğrafı diğer fotoğrafların olduğu kutuya yerleştirdi. Gülten’e sımsıkı sarılarak uyku durağına doğru yol aldılar. Gecenin bütün sakinliğine rağmen havadaki bulutlar kararmaya yüz tutmuştu. İnsanı huzursuz eden bir şeylerin habercisi gibi…
* * * Gülten, gözlerini açtığında bir hastane odasındaydı. Herkes bir taraflara koşuşturuyordu. Feryat figanlar birbirine karışıyordu.Yara bere içindeki koluna baktı. Bir serum takılıydı. Düşünmeye başladı; ama neyi düşünecekti? Geçmişe dair belleğinde en küçük bir kırıntı yoktu. Kimdi, ne olmuştu, neden buradaydı? Yanından geçen bir hemşireyi durdurup ona ne olduğunu, insanların niye koşuşturduğunu sordu. Aldığı cevapla yatağında öylece kalakaldı. Gece bir deprem meydana gelmiş ve pek çok ev yerle bir olmuştu. Deprem, onu da en hassas yerinden vurmuş; başına gelen bir darbe belleğindeki bütün izleri silivermişti böyle.
* * * Uçurtma nazlı nazlı havada süzülürken “İnsan dünü ile var biliyor musun kızım.” dedi. “Kendimi toparlamam o kadar zor oldu ki! Geçmişime dair en küçük bir ize hasrettim. Aradan günler geçtikten sonra beni buldukları yere gittim. Beton duvarlardan geriye un ufak olmuş harç parçaları kalmıştı. Orada benden bir şeyler olmalıydı. Belki bir ayakkabı, belki bir giysi parçası… Aradım, aradım. Buldum bir şeyler; ama bulduklarım bana o kadar uzaktı ki! Orada bir tuğla parçasına oturdum artık dizlerimin bağı çözülmüştü. Beynim düşünmeye çalışmaktan neredeyse patlayacak bir bombaydı. “Bir şeyler olmalı, benden bir şeyler olmalı buralarda” diye söylenirken birden o yıkıntılar altında gözüme küçük bir kutu ilişti. Bir umutla hemen yanına koştum. Kapağını kaldırdım. İçinde üst üste dizilmiş onlarca fotoğraf vardı. En üstte de bir gece fotoğrafı. Karanlık, parlak bir sokak lambası. Havada parçalı bulutlar. Bulutlar, bulutlar… “Bunlar parçalı bulutlar Gülten, tıpkı hayatlarımız gibi. Bak şurada, o bulutların içinde bir bulut adam gizli. O benim işte. Buradan yetmiyor bir de oradan bakmak istiyorum sana.” “Aman tanrım!” dedim. Ellerimi kapadım yüzüme “Sevdiğim, sen nerdesin?” Gülten Hanım, bunları anlatırken gözlerinden yaşlar boşaldı. “O fotoğrafla her şeyi hatırladım. Bir taraftan da keşke hiç hatırlamasaydım diyorum. Acı verdi, hem de öyle acı ki! Deprem, sevdiğimi aldı benden. Canımın bir yarısını. O, en son gece sanki hissetti bütün bunları. “Ben oradayım” dedi “oradan bakıyorum sana.” Aradan yıllar geçti. Her rüzgar estiğinde ona yakın olmak için uçururum uçurtmamı. O, önce bulut elleriyle uçurtmamı tutar sonra da beni çeker yanına. Başımı onun omzuna yasladığımda, bir öpücük kondurur saçlarıma. O anda “Rüzgar, ne olur hiç dinme!” derim. “Sevdiğim yanımda.” Oturduğum sandalyeden kalkarak Gülten Hanım’ın gözlerindeki yaşları sildim. Duyduklarım hüzünlü, hem de çok hüzünlü bir hikayeydi. Eve gidip bir güzel ağlamalı ondan sonra rahatlamalıydım. Kendimi orada zor tuttum.
* * * Ertesi gün hemen bir uçurtma yapmaya karar verdim. Yaptığım uçurtmayla gece yarısını beklemeye başladım. Gülten Hanım, hazırlığını yapıp uçurtmayı sevdiğinin yanına salıverdi. Ben de sımsıkı tuttuğum uçurtmamı “tam zamanı” diyerek rüzgarın dansına bıraktım. O, havada bir uçurtma daha uçtuğunu görünce onun geldiği yere baktı. Beni gördüğünde ise gülümsedi. El salladım ona. Sanırım, dalıp gitti yine bir ara. Sonra onun da sevdiğiyle birlikte el salladığını gördüm bana. Ve o gece yine parçalı bulutluydu hava.
Görüntüleme sayısı: 314 | Yazdır | E-Posta
1. 07-01-2009 23:45 Etkileyici Öykünüz güzel. En çok gece yarısı başını gökyüzüne çevirenlerden etkilendim. Ben de gecelerde gökyüzüne bakacağım artık. Belli ki kaçırdığım çok şey var. Misafir 2. 19-02-2009 14:07 Sevgili Ülkem'in yazarına selamlar Tebrik ederim. Akıcı ve doğal bir öykü olmuş. Başarılarının devamını dilerim. Misafir Yorum yaz powered by AkoComment Tweaked |
||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



Bu
akşam, yine rüzgarlı. Rüzgar, karşımdaki apartmanda oturan
ellili yaşlardaki kadının uçurtmasını uçuracağının işareti.
Hem de gecenin başlangıç saatinde…
