www.ikiciftlaf.net
Latif Bolat İle Müzik, Hayatın Anlamı ve Sufizm üzerine İkiçiftlaf Yazdır E-Posta
Gülçin Erim   

latif.jpeg

21 yıl sonra ülkenize geri döndünüz. Dönüş hikayenizi bizimle paylaşır mısınız?

25 yıl demek daha doğru olur aslında. Ben 1984'te gittim 2009 oldu şimdi de. Aslinda hâlâ bir miktar bağlantım bile var Amerika ile. Zaten vardığım günden beri bir "geçicilik" duygusu içinde yaşadığım için, bu dönme kararı o kadar da sürpriz ve zor birşey olmadı. Yani damla damla birikiyordu ve sonunda döndüm işte. Ve her gün ne de iyi yapmışım, keşke daha önce yapsaymışım diyorum.

Akustik Müzik etiketiyle Türkiye'de çıkarmış olduğunuz 'Aşkolsun' albüm kapağında birşey söylemişsiniz; "Hayatın anlamına dair şarkılar bunlar". Bunu biraz açar mısınız?

Ben Sufi mistisizminin anlamını oldukça geniş tutan bir insanım. 1000 senedir yazılan şiirleri, söylenen nefes ve ilahileri okuyunca tüm bu büyük insanlarımızın, hayatlarının anlamını arama ve yorumlama macerasının bir sonucu olarak mistik olduklarını ve bunu o temelde geliştirdiklerini farkettim. Yani hiç biri sadece spor olsun diye veya dini derinlikler bulayım diye Sufizme yelken açmamışlar. Zaten bu insanların hemen hepsi oldukça kültürlü, medreselerde hocalık yapacak derecede İslam kültürünü ve dinini bilen kişiler. Ama onları tıkandıkları o noktalardan alıp çıkaran ve ışık gösteren bu "hayatın anlamını arama" çabası olmuş bence. Bu temelde onlar hayatlarını evirip çevirmişler ve yorumlamışlar iyisiyle ve kötüsüyle. Sonuç: Mesnevi, binlerce Divanlar, binlerce ilahi ve nefesler, muazzam bir kültür birikimi ve müthiş bir gelenek.Yoksa onların bu müthiş çabalarını sadece İslamı anlayabilmek çabası diye sınırlarsak onlara da saygısızlık etmiş oluruz bence. Mesela Mevlana Celaleddin Rumi zaten Konya'daki medreselerin hemen hepsinde İslam dininin profesörlüğünü yapmaktaydı, değil mi? O zaman onun 40 yaşında geçirdiği dönüşümü açıklamakta zorluk çekebiliriz.

“Tıkandıkları nokta” derken ne kastediyorsunuz?

Bu görünen ile görünmeyenin kesiştiği noktadır bence. Yani tüm bu büyük insanlar "görünen (zahiri)" herşeyi gördükleri ve herşeyin sırrına erdiklerini düşündükleri noktada, "görünemeyen (batın)" ile karşılasınca mistikleşmiş oluyorlar. Bu noktadaki dönüşüm genellikle büyük bir olay ile oluyor. Mesela Mevlana'da bu Şems ile karşılaşması, Hallacı Mansur'da Basra'yı bırakıp gitmesi gibi onlara dönüşüm geçirtecek büyüklükte bir olay oluyor. Zaten bu tür dönüşümleri biz tüm büyük mistik öğretmenlerin hayatlarında görüyoruz, mesela Buddha, mesela Beyazid Bestami, ve tüm ötekiler.

Peki Hayatın anlamnı arama konusunda insan ne yapmalı, nasıl yaşamalı?

Hayat biz insanların eline verilmiş, altın tabak üzerinde sunulmuş altın değerinde bir ihtimalller buketidir bence. Yani kaderde kedi, köpek veya çam ağacı olarak da bu dünyada zuhur etmek ihtimalimiz vardı, hem de şiddetle vardı. Ama nasılsa bizler insanlar olarak gelmişiz bu dünyaya. Türklerin extra bir şansı da olmuş bunda, bizler Türkiye gibi bir memlekette dünyaya gelmişiz. Dolayısı ile bu "hediyeyi" en iyi şekilde anlayıp, en güzel şekilde kullanmak boynumuzun borcu bizim. Ve bu konuda da oldukça çok yüzdede bir etkimiz de var kendi yaşamımız üzerinde. Elbette hayatımızın yüzde 60'ını belki de dış etkiler veya başkaları kontrol ediyor olabilirler. Ama geri kalan yüzde 40 da oldukça büyük bir yüzde bence. Bunun en iyi şekilde kullanılması ve yaşıyor olmanın en güzel örneklerini alıp-verebilmek elimizde bence. Sufilikte esas olan "güzeli hayatımızın her konusunda bulmak ve güzelin peşinde koşmak" O nedenle güzeli ve güzele olan sevgiyi esas alan bir hayat felsefesi ile yaşamak benim önerim.

latifbolat.jpg"Türk müziğinde aykırı bir ses yaratacağım" iddianız var. Bunun anlamı ne?

Aykırılık, burada alışılmışın dışında bir yorumlamayı anlatıyor. Yani özellikle de son 30 senedir bu Sufi kültürü artık kahvehane masalarında dönen dervişlere kadar aşağılandı. Sufi kültürü göz yaşlı ve meditasyonal, son derece İslami bir yorum içinde sunuldu ve hâlâ öyle sunuluyor. Aslında bunu yapanların İslam ve İslamın asıl ve iç mesajı ile de bir ilgileri olduğunu düşünmemekteyim. Hazreti Muhammed'in İslamı, eşitlik, barış, mütevazilik, güzellik ve doğruluk üzerine gelmiştir bu dünyaya. Ve o bunu kendi yaşamnda uygulamıştır sonuna dek. Ama bugünkü sözde Müslümanlara ve özellikle de Sufilerin çoğuna baktığımızda bu belirttiğim özelliklerin hemen tam tersini yapan ve savunan bir insanlar kümesi durumuna gelmişlerdir. Bunda Sufiliğin son birkaç yüzyıldır politika ve günlük hayatın kirliliğine çok bulaştırılmasının çok önemli rolü olmuştur bence. Zaten o yüzden Atatürk ve arkadaşları uzun tartışmalardan sonra Sufi tekkelerinin kapatılmasına karar verip, bu, yüzyıllık kirlenmeyi temizlemeye çalışmışlardır.

Ne manada bir aykırılıktan bahsediyorsunuz? Ve ayrıca sufizm politika ve günlük hayatın dışında tutulması gereken bir akım mı?

Aykırılık, burada alışılagelmişliğin dışında, son günlerde moda olan tabir ile "ezberi bozmak" anlamında. Özellikle de hakim Sufizm anlayışına karşı, sosyal bilince önem veren ve sosyal hayatın güzelleşmesini amaçlayan bir Sufizm anlayışı bence bugün aykırı bir şeydir. Bunu ortalama Sufi savunmaz ve bununla uğraşmaz. O açıdan benim yapmaya çalıştıklarım birkaç yüzyıldır Sufizmin özünü boşaltıp onu uyumcu-mevcut düzene "eyvallah" diyen bir felsefeden çıkarıp, tarihte de pek çok örneklerini gördüğümüz sosyal yönden katılımcı ve ilerici bir öz ile savunmak konusunda bazı fikirler ortaya atmaktir. Eğer politika ve günlük hayat kendisini bizim iç dünyamızı etkilemekten alıkoyabilirse, o zaman ben de Sufizmin politika veya günlük hayatın dışında tutulmasını savunacağım. Ama bu doğanın kanunlarına aykırı bir önerme. Çünkü hayatta herşey birbiriyle ilintili, diyalektik bir şekilde işliyor, ta başından beri. O nedenle de ekonomik sistemimiz ile kültürel sistemimiz ve ruhani sistemimiz hep içiçe olmak zorundadır, ve zorunda. O nedenle de ta ilk günlerinden beri gerek dinler gerekse de onların mistik çeşitlemeleri mutlaka sosyal ve politik hayatta yer almışlar ve birseyleri savunmuşlardır. Mevlevilik de böyle olmuştur, Hurufilik de, Bektaşilik de. Dolayısı ile insan vicdanının da en önemli unsurlarından biri olan Hümanizm olarak da tarif ettiğimiz Sufizmin politika veya günlük hayatın dışında kalması imkansızdır. Önemli olan bunu tartışmak yerine, nasıl ve nerede yer alacağını tesbit etmektir bence.

kitaplatif.jpegQuarreling with God (Tanrı İle Tartışmak) adlı bir mistik şiir kitabınız var. Jennifer Ferraro ile birlikte yaptığınız bu çalışma nasıl oldu? Biraz anlatır mısınız?

Son 10 senedir özellikle Mevlana Celaleddin Rumi'nin etrafında geliştirilmeye çalışılan "romantik, meditasyonal ve sosyal yönden durağan" bir Sufizm türü var. Ben tarihimize bakınca Sufilerimizin çoğunun tam da tersine sosyal adaletçi, aktivist ve eşitlikçi olduğunu görebiliyorum. Mesela Pir Sultan, Niyazi Misri, Yunus Emre, Kaygusuz Abdal, Edip Harabi ve daha yüzlerce mistik şairimiz kendi zamanlarındaki sosyal rahatsızlıklar konusunda kesin tutum alıp halkın mutluluğu için çalışan ve bu yolda hayatlarını veren güzel insanlarımız. Bu kitabı, son 800 yıldır sosyal tarihimizdeki ilerlemelere muazzam katkıları olan bu güzel şairlerimizi ortaya çıkarmak ve onlara Türkçe dışında bir ses daha vermek için ortaya koyduk. Böylece Seyfullah Nizamoglu, Niyazi Misri, Edip Harabi ve daha niceleri 6 milyarlık insanlığa İngilizce ulaşabilme şansını elde etti. Böylece onların zamanlar ve kültürler üstü mesajları dünyanın her yerinde duyulma ve anlaşılma olanağına kavuştu, diye düşünüyorum ve bundan dolayı da sonsuz bir mutluluk duyuyorum.

Anadolu kültürü ve müziği sizin dinleyicileriniz açısından nasıl görünüyor ve algılanıyor?

Benim Türkiye dışındaki dinleyicilerim, kendi toplumlarının öncüleri olan kültürde insanlar. Yani ABD'den Irlanda'ya, Hindistan'dan Singapur'a, benim dinleyicilerim "hayatın anlamını anlayabilmek" konusunda en azından niyetlerini net bir şekilde ortaya koymuş ve bu konuda aktif olarak çalışan insanlar. Gerek gezmeleri, gerek yazmaları gerekse araştırmaları ile bu konuda çok aktifler. O nedenle zaten, bu insanlara müzik çalıp felsefe konuşmak muazzam zevkli bir şey. Belki de o nedenle 25 sene gibi önemli bir zamanımı Türkiye dışında harcadım, çünkü bu kalitede bir seyirci bulma her müsizyenin rüyasıdır aslında.

İlle de tanımlamanız gerekmiyor ama siz kendi müziğinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Evet etiketler benim en çok nefret ettigim şeylerdendir. Aslında bu etiketçilik oyunu bize son 100 senenin mirası. Ne zaman Batı ile bütünleşmeye karar verdik, herkese ve herseye etiket yapıştırır olduk. Sağ, sol, sosyalist, milliyetçi, güzel, çirkin, dini-laik türünden etiketler, sorunları çözeceğine daha da karmaşık hale getirdi. O nedenle ben çabalarım açısından etiketsizlik istemekteyim. Ben Türk kültürünün en derin insanlarının katkıları ve mirası ile uğraşıyorum. Bu miras hepimize bırakıldı, yoksa Niyazi Misri beni şahsen tanımaz bile 300 sene öncesinden, değil mi yani! O nedenle de bu en güzel miras. Gerek kendi insanımız gerekse tüm insanlık açısından ele alıp öyle elimizde tutmalıyız. Zaten mistik kültür tüm insanlık içindir, çünkü "hümanizmdir ve evrenselciliktir". Sufi kültürü "insanın" anlaşılması ve anlatılması ile ilgilidir, sadece Türk insanı veya İran insanı değil. Ondan dolayı da ben müziğimi "mistik aşk şarkıları" diye tanımlıyorum. Bunu da "hayatın anlamına dair şarkılar" diye sunduk CD kapağımızda.

Hep yollarda olmak nasıl bir duygu?

Ben aslen Toroslardan bir Yörük'üm. Zaten tüm Türk toplumu tarihin şu veya bu döneminde konar-göçer yörüktü. Çoğumuz yerleşmeye geçince yörük olmaktan vazgeçtik. Benim ailem ve köyüm son zamanlara kadar bu geleneği devam ettirenlerden. O nedenle de hep yollarda olmak benim kanımda var sanırım. Bir yerde bir haftadan fazla kalamam, ayağımın altı kaşınmaya başlar, halk deyimi ile. Hep yeni şehirlere girmek, geceleri ve sabahları hep yeni şehirlerde, köylerde uyanmak, heyecanların en güzeli benim için. Gittiğim yollarda kaybolmak için çok çaba harcarım, bilmediğim caddelere dönerim, çöllerin ortasındaki küçük toprak yolları takip ederim. Ama hiç kaybolmam ben. Güneşten, bulutlardan, haritalardan, yıldızlardan her nasılsa yolumu bulur, varacağım yere varırım. Varamazsam da nereye varırsam orası olur benim gideceğim yer. Yani yol çok güzel bir duygu. Zaten bu dünya bir han ve biz de yolcu değil miyiz ki?

Aidiyet desek size? Kendinizi ait hissettiğiniz "şeyler"?

Ben, sazım, anne-babamın Mersin'deki küçük evi, ve memleket! Aaa, başka birşey de gelmiyor aklıma, ne garip!

04_latif_bolat.jpgSiz ve müziğiniz insanlara, dünyaya ne diyor?

Buraya gelebilmek ve burada olmak bir öncelik, ve bizlere bu bir hediye olarak sunulmuş, altın tabakta hem de. Dolayısıyla, güzel yaşamak, güzel şeyler yapmak, güzel insanlarla birlikte olmak, güzel şeyler konuşmak, yani kısacası güzele ait ne varsa onunla olmak, güzel olmak. Aşık Ali Izzet ne güzel özetler bunu:

Güzele bakmak sevaptır derler

Güzellere güzel bakmak ne güzel

Güzel yar sevenler cennetlik olur

Güzelinen yola gitmek güzeldir

Son olarak bütün dinler ve kadim öğretilerin işaret ettiği insanın nefisten arınması gerektiği ya da nefsini törpülemesi gerektiği. Siz neler diyorsunuz bu kavram için?

Nefs (nefis) adı üstünde çok nefis bir şey olmalı ki herkes nefisten arınma, veya nefsin törpülenmesini tartışır yüzlerce senedir. Bence bizi hayvanlar aleminden ayıran en önemli özelliğimiz Nefs diye bir şeye sahip olmamız ve onun yanında bunun farkında da olmamız. Yukarıda belirttiğim güzel olmak ve güzeli yaşamak da onun bir sonucu zaten. Yoksa bu tür şeyleri hiç dert etmez sadece dünyada bulunurduk, bir taş veya ağaç gibi. Ama nefis tüm yaşama ait konularda bir renk verir ve hayatımızı yaşamaya değerli hale getirir. Önemli olan nefsi halletmek, yoketmek değil, nefis ile birlikte tüm diğer güzel duyumlarımızı geliştirip, o mükemmel senteze ulaşmak. Yani Kâmil-i İnsan deyip durdukları da bu bence. Yani, hem nefsi tüm görkemi ve şiddeti ile ortada olan, hem de tüm olgunluğu ile bu nefs konusundaki şeyleri yönetebilme yeteneğini kendisine sağlamiş olandır bu tür mükemmel insanlar. Eğer hayatımızın her alanında güzel ve güzelliğin peşinde koşma nefsine sahip olmasaydık, o zaman bir felaket olurdu bizim için!!! Hepimiz "ancak idare edecek derecede güzel" olan ile yetinip hayatımızı "ortalama" bir yolculuk olarak tamamlamış olurduk. Hem de çok yazık olurdu bize, değil mi? İyi ki nefsimiz var, beynimiz de var, yüreğimiz de var, vicdanımız da var. Ve zaten "yaşamanın bir sanat olduğunu" söylerken de tüm bunları mükemmel bir uyum içinde biraraya getirip hayat yolculuğunu müthiş bir macera olarak tamamlayabilme yeteneğinden bahsediyoruz bence.

www.latifbolat.com

 




Görüntüleme sayısı: 407 | Yazdır | E-Posta

Yorumlar (1)
RSS yorumları
1. 07-01-2009 19:40
hayatın anlamı
enteresan bir söyleşi. Hiç duymamıştım ismini. müziğini bir dinlemeli. Elinize sağlık
Misafir
lale

Yorum yaz
İsim:
E-posta:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.
Basit işlemi yapmanız gerekiyor: 8 + 4 =

powered by AkoComment Tweaked

 
< Önceki   Sonraki >