www.ikiciftlaf.net
Oda Yazdır E-Posta
Melih Özuysal   

sarap.jpegOdasını oda arkadaşına bıraktığı için, sinirinden çatlayacaktı. Asıl, zorunlu kalışına, ama ondan da çok, arkadaşının bir kızı odalarına getirecek olmasına sinir oluyordu. Daha doğrusu, arkadaşının kızla sevişecek olmasına, yani aslında kendisinin hala hiçbir kızla sevişmemiş olmasına.

Odadan apar topar çıktığından beri, yani sabah onbirden beri anlamsızca dolaşıyordu. Hatta ona genellikle dendiği üzere, ruh gibi dolaşıyordu. Sürekli içi kıyıldı, arkadaşı, dolabının kapağındaki -büyük olasılıkla onlara bakıyor olacak olan- fotoğrafının karşısında sevişecek diye. Bu, kıyılma gerekçelerinden sadece bir tanesi tabii. Dolaşırken farkında olmadan, kızlara dik dik bakıyor ve içinden söyleniyordu. Ama ne baktığının ne de söylendiğinin farkındaydı, aklı odadaydı. Boşalma saati yaklaşırken -odanın yani (Gerçi artık onun için ikisi de aynı kapıya çıkıyor, buna ayrıca öfkeleniyordu.), ayakları onu çoktan mahalleye getirmişti bile. İçinde nedenini bilmediği bir heyecan vardı. Neden ısrarla ve aceleyle odasına dönmek istiyordu ki? “Üff !”, dedi bu soruya.

Sonunda apartmanın önüne geldiğinde ve odanın boşaldığını, yani arkadaşının kızı alıp çıktığını; birlikte çıktıklarını, - “Tabii ki onunla birlikte! Yok sana bırakacaktım! Ne saçmalıyorsun lan sen ?” dediğini - anladığında (işaret olarak düşünülmüş olan perdeler sonuna kadar açıktı), artık canı sıkılamayacak kadar yorgun düştü birden. Hatta çöktü.

Gün içinde en çok şimdi kendini bu kadar çaresiz hissetti. Ama birden, duyduğu hedefi belirsiz öfkeyle güçlenip, hızla merdiveni çıkmaya başladı. Kata yaklaşırken yavaşladı, sonra kapıya yaklaşıp dinledi. Hiç ses yoktu ama, heyecandan kulakları uğulduyordu anahtarı kilide sokmaya çalışırken. Anahtar girince rahatladı çünkü kulağındaki uğultu kesildi, heyecanı düştüğü için. Heyecanı düştü çünkü odada olmadıkları kesinleşmişti. Olsalar anahtar girmezdi; o hayvan arkasında bırakırdı anahtarını; boş bırakmazdı kilidi hayvanoğlu hayvan. Perde işaretine rağmen, odada olabilirlermiş gibi düşünmesinin nedenini, kapıyı açıp içeri girerken dışarıda bıraktı ve başka bir havaya geçti. Durup odaya göz atarak, içinden, “Demek buraya bir kız geldi ha!” dedi. Bu olguyu daha iyi hissetmek, daha doğrusu kesinleştirmek ve inanmak istiyordu ; “Burhan buraya bir kız getirdi ha! Vay be!” dedi, kendisiyle konuşarak. O sırada bitirilmemiş bir şarap şişesi ilişti gözüne, heyecanla yaklaştı, içinde az kalmıştı, belli ki bitirmeye çalışmışlardı. “Burhan zorlamıştır kızı içmesi için. Ama belki de cesaretlenmek için kendini zorlamıştır.”. Şişeyi aldı, “Demek içmek gerekiyor… Böyle bir şey yapılacak olduğunda... Kıza da içirmek...” diye düşündü. Şişenin ağzını kokladı. Duyduğu kokudan çok, bir koku duymaktan, hatta koklamaktan heyecanlandı. Arzu doldu içine, içi kabarmaya başladı, dudakları kanlandı. Birden gözünün önünde, elinde bu şişeyle Burhan canlandı; “Bizimki abazanlıktan, gelir gelmez yumulur buna... Ben en iyisi...”. Hemen, canlandırdığı sahneyi eliyle havada bozdu, ama Burhan gitmedi ; ‘En son benim ağzım değsin’ diyerek o pis ağzını dayadı. “Hatta (bu kısmını canlandırmadı, sadece seslendirdi, ama yine de yüzü buruştu), bir kısmını şişeye geri çıkarmıştır, hayvanoğlu hayvan.” dedi. Şişeyi uzakta tutup burnunu ona yaklaştırdı, “Hayır Burhan’ın ağzı gibi kokmuyor.” dedi. Bu umutlanmayla devam etti, “Son anda ‘Çıkmadan bi çişimi yapim.’ demiştir ve işte o sırada kız da, hemen bir yudum daha almıştır, uzun zaman içemeyeceğini düşünerek.” dedi ama yine heyecanı düştü; kızın bencilliğinden. ‘Belki uzun zaman içki içemem’ düşüncesinden hoşlanmamıştı; hayalini uyardı; “Kız kendini değil beni düşünüyor” dedi ve “Evet kız, odayı onlara bırakmamın karşılığı olarak bana bir hediye verecek kadar inceydi... Evet, tabii ki…” diyerek kendi fikrine heyecanlandı. “Ama kızı önden çıkarmıştır puşt !” diyen öteki fikir, ibrelerin hemen yeniden düşmesine neden oldu. Ama “o hayvana inat”, içinden bir yerlerden güçlü bir istek geldi; “Kız son anda odada bir şey unutmuş gibi yaparak geri dönmüştür. Ve tekrar içeri girerken de, bizim hayvana ‘Bir şey unutmaktan çok korkarım’ demiştir. Asıl niyeti, bana bir teşekkür etmek tabii… Nasıl mı? Nasıl olacak, kendini bana anımsatacak bir şey yapacak.” Zevkle, kızın ağzını anlamlı bir biçimde oynattırdı; “Onun tarafından anımsanmak çok hoşuma gider.”. “Peki, kız bunu neden yapsın ki?” dedi içi.“ Neden mi?” dedi, hafifçe gözlerini kısıp içine bakarak “Çünkü bit kadar odanın içinde yaşayan iki insan bu gibi durumlarda şey olur… Neyse, şimdi ikna etme, ikna olma zamanı değildi; uzatmadan, sözü hayalindeki kıza verdi “Ve uzaktan da olsa beni hissetmesi hoşuma gider...” “Hımm” dedi, kıza, kız da havaya girdi; “Uzaktan da olsa, arzulanmak, ona zevk vermek, ona kendisini hissettirmek isterim. Çünkü bana ulaşamamaktan dolayı bu tipten daha çok arzu etmiştir beni. Ve burası onun da odası olduğu için ve onun da odasında olduğum için...” Birden kızın konuşmasını inandırıcı bulmayıp kesti ve “Keşke iç çamaşırını bir yere saklasaydı da onu buldursaydı. Hediye bu olsaydı yani.” diye düşündü ve hemen yer bakındı, “Mesela yastığımın altına koysaydı… A, pijamamın içine! “ Bu buluşunu çok beğendi, hemen yatağının yanına gitti, ama ne yazık ki pijaması -yastığı da- aynen işaretlediği gibi duruyordu, milim kıpırdamamışlardı, hayalkırıklığına uğradı, ama hediyesini almak için kıza toz kondurmadı, “Çünkü bizim öküz, ona göz açtırmamıştır. Açtırsaydı kız bana kesin bir şey bırakırdı, kesin.”

Bu, doruğa çıkardığı inancın arkasından, gerçekçi bir bakışla etrafı taradı; “unutulmuş da olsa, kabul edeceği” bir hediye bulmaya razı olarak gözleri ruj, toka, küpe, parfüm, mendil bakındı. “Ağzını silip bıraktığı bir kağıt mendil ne inandırıcı olurdu, çok güzel olurdu.” Ama kıza ait toz bile yoktu ortalıkta, birden Burhan’a, “Orospu çocuğu!” diye bağırdı.

Bir süre kıpırdamadan durdu, sonra şişeyi yeniden eline alarak devam etti. “Evet, Burhan kapıdan önce kızı çıkartmıştı ama kız son anda aniden dönüp, ‘bir şey unutmuş olmamak’ için, gelecek günlere ait çağrışımlarla dolu cilvesiyle, önündeki -içeriye tekrar girmesinden huzursuz olup yol kesen- kolların arasından yel gibi esip geçerek, odaya girdi ve girer girmez de -daha bizim ayı merdivenin başından ‘Ne unuttun yaa ?’ diye seslenemeden-, dilini şişenin ağzına sürmeye başladı. Ve acele etmediğinden -‘beklesin puşt!’-, bununla yetinmeyip dudaklarını şişeye geçirdi. Sanki sadece ağzını dayamıyor, kendini şişeye veriyordu... İşte tam o sırada bizim gerzek ona bakmak isteyince, kız ayak sesini duyar duymaz şişeyi bıraktı. Yani aceleden şişeyi sehpanın bu kadar kenarına koydu. Tabii ki düşebilirdi…” Kızın bu acele edişi çok güzel geldi; sahneyi iki kez tekrarlattı. Sonra gözlerini, kızı kapar gibi kapatırken, şişeyi yaklaştırdı, kokladı, ağzına dayadı ve dikti.

Kızın kokusunu aldı. Uzun sıradan düz saçları vardı. Bir kızın gözleri, dudakları, saçları, elleri, burnu, her yeri ne kadar sıradansa, onu o kadar güzel bulurdu. Hele gerçekten güzel de, bir de üstüne üslük her şeyi sıradansa, ona tapardı. “Bu da oldukça güzel bir kızdı... Ve kesin, bizim gerzek anlamamıştır. Zaten o kadarını anlayamaz ayıoğluayı. Anlasa zaten kızı geri götürmezdi salak.” ‘Neyse, o aptalla uğraşmayı bırakıp’, şişedeki kokuyu tekrar içine çekti ve başını geri atıp, mutlulukla “Ohh…” dedi.

Şişeyi nazik bir şekilde yeniden kaldırıp son damlaları da yutarken, kıza hayranlık duydu ve şişeyi boşalttıktan sonra gözlerini hemen açmadı ; “Harikasın...” diye fısıldadı.


Görüntüleme sayısı: 223 | Yazdır | E-Posta

RSS yorumları

Yorum yaz
İsim:
E-posta:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.
Basit işlemi yapmanız gerekiyor: 8 + 7 =

powered by AkoComment Tweaked

 
< Önceki   Sonraki >