Doğanın
yeniden yeşile büründüğü bir ilkbahar sabahı göçmen kuşların
sesiyle uyanıyordu insanlar. Selim de uyandı. Gözlerini ovuşturdu,
sonra da sevinçle penceresine doğru uzandı. Göçmen kuşları
selamladıktan sonra yemyeşil meşe ağaçlarının bir vadi boyunca
uzandığı ormana baktı. Derin bir nefes çekti. İçine dolan
oksijenle birlikte kendine geldi. Yüzünü yıkadıktan sonra
kahvaltıya oturdu. Annesi bugün onun için özel bir kahvaltı
masası hazırlamıştı. Dün akşam Devrim Meydanı’nda verilen
bahar konserinde Selim de viyolinle orkestraya eşlik etmişti.
Yıldızların altında on binlerce insan şehir orkestrasının bu
güzel konseriyle bahara merhaba demişti.
—Selim dün gece çok
geç yattın. Konserden geldikten sonra da saatlerce bilgisayar
başındaydın. İstersen bugün okula gitme, dedi babası.
Selim
ona biyoloji ödevinden bahsetti. Bugün, 2005–2010 yılları
arasında küresel ısınmanın canlılar üzerindeki etkisiyle
ilgili bir sunum yapacaktı. Bilgisayarda simülasyonlar yaratarak
hazırlamıştı çalışmasını. Kahvaltısını yaptıktan sonra
evlerine sadece beş dakika uzaklıktaki metroya gitti. Okula
geldiğinde biyoloji dersinin başlamasına daha bir buçuk saat
vardı. Selim her gün ders başlamadan çok önce gelir, okulun
yanındaki özel koşu ormanında koşar, duşunu aldıktan sonra
derse girerdi.
Bir saat kadar koştuktan sonra sunacağı
çalışmanın son hazırlıklarını yaptı. Bu sunum için çok
çalışmıştı Selim. Ama yine de sınıfa geldiğinde
heyecanlıydı. Öğretmeninin çağrısıyla dersi anlatmak için
kürsüye çıktı.
—Günaydın arkadaşlar. Bugün size
2005–2010 yılları arasındaki küresel ısınmanın canlılara
etkisiyle ilgili hazırladığım çalışmayı sunacam. Sunumum
biraz farklı olacak. Çünkü anlatmak yerine simülasyonlarla
hazırladığım filmi izlettireceğim önce. Sonra da sorularınızı
ve eleştirilerinizi dinleyeceğim, dedi.
Tüm sınıf dikkatle
izlemeye başladı.
Fabrika
atıklarıyla birlikte ölü balıkların yüzdüğü bir nehrin
kenarında kozasını yırtarak bir kelebek ortaya çıktı. Bir süre
kanatlarındaki damarların kanla dolmasını bekledi. Kısa bir
zaman sonra gökyüzüne doğru uçmaya başladı. Onun ilk uçuşunu
meşe ağacına yaptıkları yuvalarından kovulan iki kırlangıç
hayranlıkla izliyordu. Dişi kırlangıç hüzünle:
—O
serçeler yuvamızı dağıtmasalardı, şu an biz de çocuklarımızın
ilk uçuşlarını izleyebilecektik, dedi ve ağlamaya başladı. İki
kırlangıç gagalarıyla yüzlerce metre uzaktan çalı, çırpı ve
çamur toplayarak yapmışlardı yuvalarını. Yuvanın içine de
dişi kırlangıç yumurtaları iyice yerleştirmişti. Ama yemek
aramaya çıktıkları bir gün serçeler yumurtaları aşağıya
atmış, yuvalarını da işgal etmişlerdi. İki kırlangıç çam
ağacının üzerinde kendilerine yeni bir yuva ararken görmüşlerdi
bu küçücük kelebeği. Unutmaya çalıştıkları geçmişlerini
yeniden hatırlamışlardı.
—Eskiden bu kadar saldırgan
değillerdi, dedi dişi kırlangıç.
Diğer kırlangıç tam ona
cevap verecekken üzerinde bulundukları çam ağacı araya
girdi.
—Evet değillerdi. Çünkü biz ağaçlar daha çoktuk.
İnsanlar henüz ormanları betonlara hapsetmemişlerdi. Tüm diğer
canlılar gibi, sizin evinizi işgal eden serçeler de kolayca yuva
yapabilecek bir ağaç bulabiliyorlardı. Zaman ilerledikçe daha çok
ağaç kesti insanlar. Kesmeye güçleri yetmediği yerlerde de
yaktılar bizleri. Oysa yok olan sadece bizler değildik. Milyonlarca
canlıydı yok olan.
Erkek kırlangıç sinirle sordu
ağaca:
—Ormanlar yok oluyor, su içtiğimiz nehirler ya kuruyor
ya da zehirleniyor. Yaşam alanlarımız gün geçtikçe daralıyor.
Daha ne kadar sürecek bu?
Diğer ağaçlarda konuşmaya
katıldılar.
—Gücümüz de yetmiyor ki… Yoksa gösterirdik
onlara günlerini.
Küçük ormanda hayatta kalan az sayıda
hayvanlar da toplanmışlardı kırlangıçların başına. Sincap
sordu:
—Ne yapabiliriz?
—Bir mahkeme kursak, tüm insanları
bir sanık koltuğuna oturtsak, bize yaptıkları bu kötülükleri
haykırsak yüzlerine, dedi dişi kırlangıç.
Ağaçlar,
sincaplar, kuşlar, tilkiler ve yılanlar ve bu küçük ormanda
yaşayan diğer canlılar düşünmeye başladılar bu
mahkemeyi.
—Aslında olmayacak şey değil. Bizim gibi tüm
diğer canlılar da zarar görüyor. Bir çalışma başlatsak. Önce
bizim küçük ormanımızda anlatsak bu mahkeme fikrini sonrada tüm
dünyadaki diğer canlılarla paylaşsak, dedi sincap.
—Neden
olmasın? Dedi diğerleri.
Hemen başladılar işe. Her canlıyla
tek tek konuştular. Hemen hepsi sevinçle karşıladılar bu olayı.
Bir anda tüm dünyayı sardı insanları yargılama fikri. Ve bir
gün tüm canlılar harekete geçtiler. Tüm insanlığın
yargılanacağı bir mahkeme kurdular. Mahkemenin hâkimi ormanlar
kralı aslandı. Savcı tilkiydi. Her canlı türünden biri
avukattı. İnsanları da yine bir insan savunacaktı. Başka hiçbir
canlı insanları savunmak istemiyordu. Ormanlar kralı aslan
mahkemeyi başlattı. Yedi milyar insan sanık mahkemesindeydi.
Davacı diğer canlılarsa bir çember oluşturmuşlar ve
kuşatmışlardı insanlığı. Hâkim önce savcıya söz verdi.
Savcı insanları göstererek konuşmaya başladı:
—Sevgili
dostlar şu görmüş olduğunuz canlı türü tarafından atmosfere
verilen gazların sera etkisi yaratması sonucunda dünya yüzeyinde
sıcaklık giderek artıyor. İşte biz buna küresel ısınma
diyoruz. Küresel ısınma sebebiyle mevsimler ve mevsim süreleri
değişiyor. İklim ve bitki örtüleri değişiyor. Tüm bunlarla
birlikte biz canlılarda yok oluşa doğru sürükleniyoruz.(parmağıyla
yeniden insanları göstererek) ve buna tek sebep şurada duran canlı
türü. Her canlı türünden bir arkadaşımın buraya gelerek, bu
kötü durumun kendilerini nasıl etkilediğini bir de onların
ağzından dinlemek gerektiğini düşünüyorum. Şimdilik bu
durumdan en çok etkilenen kutuplarda yaşayan arkadaşlarımız.
Bunun için öncelikle kutup ayısı arkadaşımızı buraya
çağırıyorum.
Kocaman gövdesi, bembeyaz tüyleriyle kutup
ayısı tanık kürsüsüne geldi.
—Saygıdeğer mahkeme başkanı
ve tüm dünya canlıları öncelikle beni dikkatle dinlemenizi
istiyorum sizden. Çünkü bizim türümüzün bugün yaşadıkları
ilerde yaşanacak olanların küçük bir özetidir. Biz kutup
ayıları olarak kuzey kutup bölgesinin buzulları üzerinde
yaşıyoruz. (elindeki kâğıtları göstererek) Şimdi size bazı
sayısal değerler verecem. Küresel ısınma nedeniyle 50 yıl
içinde deniz buzullarında dramatik bir azalma bekleniyor. Bu
beklenti şimdiden kendisini göstermeye başladı. Buzullar eriyor.
Kuzey kutbunda yazın var olan buz kütlesinin 1978 e göre yüzde
yirmi küçülmüş olmasından ciddi biçimde etkileniyoruz. Bu
nedenle de nüfusumuz yüzde yirmi iki düştü. (gözlerini sinirle
insanlara çevirdi) Böyle giderse 2050 yılında türümüzün yok
olabileceği öngörülüyor. Sayın hâkim ve canlı arkadaşlarım
(parmağıyla insanları göstererek) bunları durdurmazsak, yaşam
duracak bizim için. Yaşamı savunmalıyız dostlar. Bu yok oluşa
dur demeliyiz.
Kutup ayısının ardından savcı bir kurbağayı
çağırdı. Zıplaya zıplaya geldi kurbağa.
—Merhaba
arkadaşlar! Biz kurbağaları genelde zıplayışlarımız ve
geceleri çıkardığımız seslerle tanırsınız. Ne yazık ki
geceleri koro halinde çıkan seslerimiz artık kesilmeye başladı.
Örneğin bir zamanlar Porto Rico da neşeyle zıplayan
arkadaşlarımız artık yok. Bu dediklerimi önemsemeyebilirsiniz
belki. Ama bir de şöyle düşünün biz kurbağaların yok
olmasıyla birlikte, bizimle ortak besin de bulunan kuş ve böcek
türleri de etkilenecek ve bu da katlanarak artan yeni süreçlere
yol açacak, doğa için telafisi olmayan sonuçlar doğuracak. Hemen
bir şeyler yapmalıyız yarın çok geç olacak yoksa.
Zıplayarak
geldiği kürsüden yine zıplayarak gitti kurbağa. Kurbağanın
ardından savcı arıyı çağırdı. Vızıldayarak sinirli bir
şekilde geldi bal arısı. O da selam verdikten sonra konuşmaya
başladı.
—Biliyorsunuz arkadaşlar biz son günlerde pek
ortalıkta görünmüyoruz. Bunun sebebi ise sanık kürsüsünde
anlattıklarımızı şaşkınca dinleyenler. İnsanlar önce
bitkilerin genini değiştiren hormonlar kullanmaya başladılar. Bu
nedenle biz bal arıları bitkilerin çiçeklerinden yararlanamaz
olduk. Sonra onların kullandıkları manyetik aygıtlar dolayısıyla
yönümüzü bulmada ve birbirimizle iletişim kurmada zorluklar
yaşar olduk. Bunlar yetmezmiş gibi şimdi de bizi tamamen ortadan
kaldıracak bir buluşa imza attılar. Küresel ısınma. Küresel
ısınmayla birlikte artan popülâsyona bağlı olarak bizlerle
beslenen, bizlere zarar veren çeşitli böcek, virüs ve zehirli
mantarlar çoğalıyor. Bu da bizim yok oluşumuzu arttırıyor. Tüm
canlı dostlarım! Bizim yok olmamız demek, doğadaki birçok
sistemin çökmesi demek. Çünkü biz bal arıları bitkilerin
üremesine yardımcı oluyoruz. Bizim sayımız azaldıkça meyve ve
sebze türlerinde de azalma olacak. Hatta olmaya başladı. Şu
insanlara da soralım. Siz Virginia’daki elma üreticileri söyleyin
bakalım bu sene ağaçlardan topladığınız elma sayısında büyük
bir azalma olmadı mı? Ve siz bilim adamları bunun nedenini
araştırınca karşınıza çıkan cevap neydi? Bizi yok etmeniz.
(insanların avukatları ve bilim insanları boyunlarını
büktüler)
Bal arısının ardından uzun bacağı, keskin
kenarlı gagasıyla leylek çıktı tanık kürsüsüne.
—Benden
önce konuşan arkadaşlarım küresel ısınmanın kendi türlerini
nasıl etkilediğini anlattılar. Hepimiz bunarlı üzülerek
dinledik. Ben de tüm göçmen kuşların sorunlarını anlatmak için
geldim. Hepinizin bildiği gibi biz göçmen kuşlar dünyanın bir
ucundan diğer ucuna mevsimlere göre göç ederiz. Ama mevsimlerin
değişmesiyle birlikte yaşamımızda da çok şey değişti. Kış
mevsiminin geç gelmesiyle birlikte güneye göç etmemiz gerekirken
göç etmedik. Dünyanın diğer ucunda yaşayan göçmen kuşlarsa
zamanından daha erken göç ettiler. Bu durum yumurtlama zamanımızı
etkiledi. Belli yumurtlama dönemi olan biz kuşların bazıları
erken yumurtlarken bazıları hiç yumurtlamadı. Ayrıca göç
yollarımız üzerinde olan besinlerimiz azaldı. Birçoğumuz
açlıktan dolayı göç yollarında ölüme sürüklendik.
Leylekten
sonra başka canlılarda konuştu. En son canlının konuşmasının
ardından hâkim sözü insanların avukatına verdi. Tüm canlıların
gözü insanların avukatındaydı. Avukat başını iki yana üzgünce
sallayarak konuşacak hiçbir şeyi olmadığını söyledi. Ve sözü
tekrardan savcı aldı. İnsanlara dönerek konuşmaya başladı:
—Bu
dünya sizin değil. Bu dünya hepimizin. Bunca zamandır sadece
kendi bencil çıkarlarınızı düşünerek yaşadınız. Her şeyi
yok etmeye başladınız. Ama şunu fark ettiniz mi? Siz bizleri yok
ettikçe aslında kendinizi de yok ediyordunuz. Bunca yıkımınıza
rağmen size bir şans daha verilmesini istiyorum. Yapmanız gereken
şey çok basit; tüm canlıların mutluluk ve refahına göre
yaşayabileceğiniz bir sistem oluşturmanız. Ya bunu yapacaksınız
ya da bizimle birlikte siz de yok olacaksanız
Savcının
sözleriyle birlikte film bitti. Tüm sınıf dikkatle dinlemişti.
Herkesin yüzünde bir şaşkınlık ifadesi vardı. Sınıftan
öfkeyle sesler çıkıyordu.
—Nasıl olur da insanoğlu bu
kadar acımasız ve kör olabilir…
Öğretmen Selim’e teşekkür
ettikten sonra tüm sınıfa dönerek konuşmaya başladı.
—Eğer
devrimimiz başarılı olmasaydı bugün bu masmavi dünyamızı
kendi ellerimizle cehenneme çevirmiş olacaktık. Ne kadar da
şanslıyız arkadaşlar. Her şeye rağmen, dün, bugün için
dövüşenler sayesinde, barış ve huzur dolu bir dünyada
yaşıyoruz. Selim’e teşekkür ediyorum. Şimdi arkadaşınıza bu
konuyla ilgili sorular sorabilirsiniz.
Görüntüleme sayısı: 270 | Yazdır | E-Posta
powered by AkoComment Tweaked |