www.ikiciftlaf.net
Mahkeme Yazdır E-Posta
Berkant Örkün   


kutup.jpegDoğanın yeniden yeşile büründüğü bir ilkbahar sabahı göçmen kuşların sesiyle uyanıyordu insanlar. Selim de uyandı. Gözlerini ovuşturdu, sonra da sevinçle penceresine doğru uzandı. Göçmen kuşları selamladıktan sonra yemyeşil meşe ağaçlarının bir vadi boyunca uzandığı ormana baktı. Derin bir nefes çekti. İçine dolan oksijenle birlikte kendine geldi. Yüzünü yıkadıktan sonra kahvaltıya oturdu. Annesi bugün onun için özel bir kahvaltı masası hazırlamıştı. Dün akşam Devrim Meydanı’nda verilen bahar konserinde Selim de viyolinle orkestraya eşlik etmişti. Yıldızların altında on binlerce insan şehir orkestrasının bu güzel konseriyle bahara merhaba demişti.
—Selim dün gece çok geç yattın. Konserden geldikten sonra da saatlerce bilgisayar başındaydın. İstersen bugün okula gitme, dedi babası.
Selim ona biyoloji ödevinden bahsetti. Bugün, 2005–2010 yılları arasında küresel ısınmanın canlılar üzerindeki etkisiyle ilgili bir sunum yapacaktı. Bilgisayarda simülasyonlar yaratarak hazırlamıştı çalışmasını. Kahvaltısını yaptıktan sonra evlerine sadece beş dakika uzaklıktaki metroya gitti. Okula geldiğinde biyoloji dersinin başlamasına daha bir buçuk saat vardı. Selim her gün ders başlamadan çok önce gelir, okulun yanındaki özel koşu ormanında koşar, duşunu aldıktan sonra derse girerdi.
Bir saat kadar koştuktan sonra sunacağı çalışmanın son hazırlıklarını yaptı. Bu sunum için çok çalışmıştı Selim. Ama yine de sınıfa geldiğinde heyecanlıydı. Öğretmeninin çağrısıyla dersi anlatmak için kürsüye çıktı.
—Günaydın arkadaşlar. Bugün size 2005–2010 yılları arasındaki küresel ısınmanın canlılara etkisiyle ilgili hazırladığım çalışmayı sunacam. Sunumum biraz farklı olacak. Çünkü anlatmak yerine simülasyonlarla hazırladığım filmi izlettireceğim önce. Sonra da sorularınızı ve eleştirilerinizi dinleyeceğim, dedi.
Tüm sınıf dikkatle izlemeye başladı.

Fabrika atıklarıyla birlikte ölü balıkların yüzdüğü bir nehrin kenarında kozasını yırtarak bir kelebek ortaya çıktı. Bir süre kanatlarındaki damarların kanla dolmasını bekledi. Kısa bir zaman sonra gökyüzüne doğru uçmaya başladı. Onun ilk uçuşunu meşe ağacına yaptıkları yuvalarından kovulan iki kırlangıç hayranlıkla izliyordu. Dişi kırlangıç hüzünle:
—O serçeler yuvamızı dağıtmasalardı, şu an biz de çocuklarımızın ilk uçuşlarını izleyebilecektik, dedi ve ağlamaya başladı. İki kırlangıç gagalarıyla yüzlerce metre uzaktan çalı, çırpı ve çamur toplayarak yapmışlardı yuvalarını. Yuvanın içine de dişi kırlangıç yumurtaları iyice yerleştirmişti. Ama yemek aramaya çıktıkları bir gün serçeler yumurtaları aşağıya atmış, yuvalarını da işgal etmişlerdi. İki kırlangıç çam ağacının üzerinde kendilerine yeni bir yuva ararken görmüşlerdi bu küçücük kelebeği. Unutmaya çalıştıkları geçmişlerini yeniden hatırlamışlardı.
—Eskiden bu kadar saldırgan değillerdi, dedi dişi kırlangıç.
Diğer kırlangıç tam ona cevap verecekken üzerinde bulundukları çam ağacı araya girdi.
—Evet değillerdi. Çünkü biz ağaçlar daha çoktuk. İnsanlar henüz ormanları betonlara hapsetmemişlerdi. Tüm diğer canlılar gibi, sizin evinizi işgal eden serçeler de kolayca yuva yapabilecek bir ağaç bulabiliyorlardı. Zaman ilerledikçe daha çok ağaç kesti insanlar. Kesmeye güçleri yetmediği yerlerde de yaktılar bizleri. Oysa yok olan sadece bizler değildik. Milyonlarca canlıydı yok olan.
Erkek kırlangıç sinirle sordu ağaca:
—Ormanlar yok oluyor, su içtiğimiz nehirler ya kuruyor ya da zehirleniyor. Yaşam alanlarımız gün geçtikçe daralıyor. Daha ne kadar sürecek bu?
Diğer ağaçlarda konuşmaya katıldılar.
—Gücümüz de yetmiyor ki… Yoksa gösterirdik onlara günlerini.
Küçük ormanda hayatta kalan az sayıda hayvanlar da toplanmışlardı kırlangıçların başına. Sincap sordu:
—Ne yapabiliriz?
—Bir mahkeme kursak, tüm insanları bir sanık koltuğuna oturtsak, bize yaptıkları bu kötülükleri haykırsak yüzlerine, dedi dişi kırlangıç.
Ağaçlar, sincaplar, kuşlar, tilkiler ve yılanlar ve bu küçük ormanda yaşayan diğer canlılar düşünmeye başladılar bu mahkemeyi.
—Aslında olmayacak şey değil. Bizim gibi tüm diğer canlılar da zarar görüyor. Bir çalışma başlatsak. Önce bizim küçük ormanımızda anlatsak bu mahkeme fikrini sonrada tüm dünyadaki diğer canlılarla paylaşsak, dedi sincap.
—Neden olmasın? Dedi diğerleri.
Hemen başladılar işe. Her canlıyla tek tek konuştular. Hemen hepsi sevinçle karşıladılar bu olayı. Bir anda tüm dünyayı sardı insanları yargılama fikri. Ve bir gün tüm canlılar harekete geçtiler. Tüm insanlığın yargılanacağı bir mahkeme kurdular. Mahkemenin hâkimi ormanlar kralı aslandı. Savcı tilkiydi. Her canlı türünden biri avukattı. İnsanları da yine bir insan savunacaktı. Başka hiçbir canlı insanları savunmak istemiyordu. Ormanlar kralı aslan mahkemeyi başlattı. Yedi milyar insan sanık mahkemesindeydi. Davacı diğer canlılarsa bir çember oluşturmuşlar ve kuşatmışlardı insanlığı. Hâkim önce savcıya söz verdi. Savcı insanları göstererek konuşmaya başladı:
—Sevgili dostlar şu görmüş olduğunuz canlı türü tarafından atmosfere verilen gazların sera etkisi yaratması sonucunda dünya yüzeyinde sıcaklık giderek artıyor. İşte biz buna küresel ısınma diyoruz. Küresel ısınma sebebiyle mevsimler ve mevsim süreleri değişiyor. İklim ve bitki örtüleri değişiyor. Tüm bunlarla birlikte biz canlılarda yok oluşa doğru sürükleniyoruz.(parmağıyla yeniden insanları göstererek) ve buna tek sebep şurada duran canlı türü. Her canlı türünden bir arkadaşımın buraya gelerek, bu kötü durumun kendilerini nasıl etkilediğini bir de onların ağzından dinlemek gerektiğini düşünüyorum. Şimdilik bu durumdan en çok etkilenen kutuplarda yaşayan arkadaşlarımız. Bunun için öncelikle kutup ayısı arkadaşımızı buraya çağırıyorum.
Kocaman gövdesi, bembeyaz tüyleriyle kutup ayısı tanık kürsüsüne geldi.
—Saygıdeğer mahkeme başkanı ve tüm dünya canlıları öncelikle beni dikkatle dinlemenizi istiyorum sizden. Çünkü bizim türümüzün bugün yaşadıkları ilerde yaşanacak olanların küçük bir özetidir. Biz kutup ayıları olarak kuzey kutup bölgesinin buzulları üzerinde yaşıyoruz. (elindeki kâğıtları göstererek) Şimdi size bazı sayısal değerler verecem. Küresel ısınma nedeniyle 50 yıl içinde deniz buzullarında dramatik bir azalma bekleniyor. Bu beklenti şimdiden kendisini göstermeye başladı. Buzullar eriyor. Kuzey kutbunda yazın var olan buz kütlesinin 1978 e göre yüzde yirmi küçülmüş olmasından ciddi biçimde etkileniyoruz. Bu nedenle de nüfusumuz yüzde yirmi iki düştü. (gözlerini sinirle insanlara çevirdi) Böyle giderse 2050 yılında türümüzün yok olabileceği öngörülüyor. Sayın hâkim ve canlı arkadaşlarım (parmağıyla insanları göstererek) bunları durdurmazsak, yaşam duracak bizim için. Yaşamı savunmalıyız dostlar. Bu yok oluşa dur demeliyiz.
Kutup ayısının ardından savcı bir kurbağayı çağırdı. Zıplaya zıplaya geldi kurbağa.
—Merhaba arkadaşlar! Biz kurbağaları genelde zıplayışlarımız ve geceleri çıkardığımız seslerle tanırsınız. Ne yazık ki geceleri koro halinde çıkan seslerimiz artık kesilmeye başladı. Örneğin bir zamanlar Porto Rico da neşeyle zıplayan arkadaşlarımız artık yok. Bu dediklerimi önemsemeyebilirsiniz belki. Ama bir de şöyle düşünün biz kurbağaların yok olmasıyla birlikte, bizimle ortak besin de bulunan kuş ve böcek türleri de etkilenecek ve bu da katlanarak artan yeni süreçlere yol açacak, doğa için telafisi olmayan sonuçlar doğuracak. Hemen bir şeyler yapmalıyız yarın çok geç olacak yoksa.
Zıplayarak geldiği kürsüden yine zıplayarak gitti kurbağa. Kurbağanın ardından savcı arıyı çağırdı. Vızıldayarak sinirli bir şekilde geldi bal arısı. O da selam verdikten sonra konuşmaya başladı.
—Biliyorsunuz arkadaşlar biz son günlerde pek ortalıkta görünmüyoruz. Bunun sebebi ise sanık kürsüsünde anlattıklarımızı şaşkınca dinleyenler. İnsanlar önce bitkilerin genini değiştiren hormonlar kullanmaya başladılar. Bu nedenle biz bal arıları bitkilerin çiçeklerinden yararlanamaz olduk. Sonra onların kullandıkları manyetik aygıtlar dolayısıyla yönümüzü bulmada ve birbirimizle iletişim kurmada zorluklar yaşar olduk. Bunlar yetmezmiş gibi şimdi de bizi tamamen ortadan kaldıracak bir buluşa imza attılar. Küresel ısınma. Küresel ısınmayla birlikte artan popülâsyona bağlı olarak bizlerle beslenen, bizlere zarar veren çeşitli böcek, virüs ve zehirli mantarlar çoğalıyor. Bu da bizim yok oluşumuzu arttırıyor. Tüm canlı dostlarım! Bizim yok olmamız demek, doğadaki birçok sistemin çökmesi demek. Çünkü biz bal arıları bitkilerin üremesine yardımcı oluyoruz. Bizim sayımız azaldıkça meyve ve sebze türlerinde de azalma olacak. Hatta olmaya başladı. Şu insanlara da soralım. Siz Virginia’daki elma üreticileri söyleyin bakalım bu sene ağaçlardan topladığınız elma sayısında büyük bir azalma olmadı mı? Ve siz bilim adamları bunun nedenini araştırınca karşınıza çıkan cevap neydi? Bizi yok etmeniz. (insanların avukatları ve bilim insanları boyunlarını büktüler)
Bal arısının ardından uzun bacağı, keskin kenarlı gagasıyla leylek çıktı tanık kürsüsüne.
—Benden önce konuşan arkadaşlarım küresel ısınmanın kendi türlerini nasıl etkilediğini anlattılar. Hepimiz bunarlı üzülerek dinledik. Ben de tüm göçmen kuşların sorunlarını anlatmak için geldim. Hepinizin bildiği gibi biz göçmen kuşlar dünyanın bir ucundan diğer ucuna mevsimlere göre göç ederiz. Ama mevsimlerin değişmesiyle birlikte yaşamımızda da çok şey değişti. Kış mevsiminin geç gelmesiyle birlikte güneye göç etmemiz gerekirken göç etmedik. Dünyanın diğer ucunda yaşayan göçmen kuşlarsa zamanından daha erken göç ettiler. Bu durum yumurtlama zamanımızı etkiledi. Belli yumurtlama dönemi olan biz kuşların bazıları erken yumurtlarken bazıları hiç yumurtlamadı. Ayrıca göç yollarımız üzerinde olan besinlerimiz azaldı. Birçoğumuz açlıktan dolayı göç yollarında ölüme sürüklendik.
Leylekten sonra başka canlılarda konuştu. En son canlının konuşmasının ardından hâkim sözü insanların avukatına verdi. Tüm canlıların gözü insanların avukatındaydı. Avukat başını iki yana üzgünce sallayarak konuşacak hiçbir şeyi olmadığını söyledi. Ve sözü tekrardan savcı aldı. İnsanlara dönerek konuşmaya başladı:
—Bu dünya sizin değil. Bu dünya hepimizin. Bunca zamandır sadece kendi bencil çıkarlarınızı düşünerek yaşadınız. Her şeyi yok etmeye başladınız. Ama şunu fark ettiniz mi? Siz bizleri yok ettikçe aslında kendinizi de yok ediyordunuz. Bunca yıkımınıza rağmen size bir şans daha verilmesini istiyorum. Yapmanız gereken şey çok basit; tüm canlıların mutluluk ve refahına göre yaşayabileceğiniz bir sistem oluşturmanız. Ya bunu yapacaksınız ya da bizimle birlikte siz de yok olacaksanız

Savcının sözleriyle birlikte film bitti. Tüm sınıf dikkatle dinlemişti. Herkesin yüzünde bir şaşkınlık ifadesi vardı. Sınıftan öfkeyle sesler çıkıyordu.
—Nasıl olur da insanoğlu bu kadar acımasız ve kör olabilir…
Öğretmen Selim’e teşekkür ettikten sonra tüm sınıfa dönerek konuşmaya başladı.
—Eğer devrimimiz başarılı olmasaydı bugün bu masmavi dünyamızı kendi ellerimizle cehenneme çevirmiş olacaktık. Ne kadar da şanslıyız arkadaşlar. Her şeye rağmen, dün, bugün için dövüşenler sayesinde, barış ve huzur dolu bir dünyada yaşıyoruz. Selim’e teşekkür ediyorum. Şimdi arkadaşınıza bu konuyla ilgili sorular sorabilirsiniz.



Görüntüleme sayısı: 270 | Yazdır | E-Posta

RSS yorumları

Yorum yaz
İsim:
E-posta:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.
Basit işlemi yapmanız gerekiyor: 6 + 4 =

powered by AkoComment Tweaked

 
< Önceki   Sonraki >