www.ikiciftlaf.net
İnka Toprakları II.Bolivya Yazdır E-Posta
Ferial Akış   



ferya1.jpgBolivya, XVI. yy. İspanyol işgalinden sonra, 1825 ‘de bağımsızlığını kazanıncaya kadar Peru’nun bir bölgesi sayılıyordu. Komşularına karşı verdiği mücadele sonunda, topraklarının yarsından fazlasını, üstelik denizle bağlantısını kaybetti.(Yüzölçümü 1 000 000 km2, nüfusu 9 milyon) Yetmezmiş gibi, bu güne kadar 186 darbe yaşandı. Bolivya bayrağındaki 9 adet yıldız eyaletleri, 10. yıldız ise bir gün denizlere yeniden kavuşma hayallerini simgeliyor. Belki bu burukluğun etkisiyle, belki de Latin Amerika’nın en yoksul ülkesi olduğu için, Bolivya’da insanlar Peru’dan daha az güler yüzlü. Yaşanan acılar yüzlerindeki çizgilere kazınmış ya da sırtlarındaki torbalara doldurulmuş gibi. (Oysa torbaların içinde bazen bir çocuk, bazen satılacak bebekler bazen de lama yavrusu taşınıyor. )

Bolivya yolculuğumuz, Peru ile paylaşılan Titicaca Gölü kıyısından başlıyor. Güneş ve Ay Adaları’nda İnka saray kalıntılarını ve kutsal bakirelerin manastırını ziyaret ediyoruz. ( Kutsal bakireler tanrılara adanmak için yetiştirilen genç kızlar.) 200 basamak tırmanarak Gençlik Pınarı’ndan su içenler, 20 yaş gençleşmiş (!) olarak geri dönüyorlar.

ferya2.jpgCopocabana ( gölü gören yer ) kentinin kilisesi önemli bir hac yeri. Ülkenin koruyucusu Morena Meryem’ine adanmış. Esmer olarak tasvir edilen heykelin giysileri haftada bir gün değiştiriliyor. 2020 yılına yetecek kadar kıyafet sandıklarda muhafaza ediliyor., Morena Meryemi’ni kiliseden dışarıya çıkartırlarsa başlarına büyük felaketler geleceğine inanıyorlar. Bu kilisenin önünde gelin arabası gibi süslenmiş bekleyen arabaların gizemi sonradan çözülüyor. Bir çeşit kaza sigortası olarak vaftiz edilmeyi bekliyorlarmış. Papazlar da bu işten bol bol para kazanıyormuş. Hiçbirimizin aklına gelmezdi .

Titicaca Gölü’nden ayrıldıktan sonra, Amerika’nın en eski uygarlıklarından sayılan ve İnka Uygarlığı’na öncülük etmiş olan Tiwanaku’ya uğruyoruz. Unesco’nun Dünya Miras Listesinde bulunan şehir kalıntısı, taş bloklardan oluşan bir ören yeri. 7 basamaklı piramidal teraslar gökyüzünü, rahip heykelleri ve ünlü Güneş Kapısı’nı içeren tapınak yeryüzünü, 2m aşağıya yerleştirilmiş olan dikdörtgen avlulu tapınak da yeraltını simgeliyor. Güneş Kapısı üzerindeki başlıklı rahip kabartması, astronot figürü olarak da algılanmış ve uzaylıların varlığına işaret eden ( bence şüpheli) bir kanıt olarak sunulmuş. .İnka toplumunu oluşturan yerlilerin nereden geldiği de tartışmalı bir konu. Asya’dan ayrılan bir grubun kuzey Amerika’dan güneye ulaştığı, ya da güneyden deniz yoluyla geldikleri ileri sürülüyor. Her nasıl olduysa, bazı heykellerde “ Çinli” görüntüsü açıkça algılanabiliyor.

 

peru-bolivia_1_2008_214.jpgBolivya’nın idari başkenti La Paz, dünyanın en yüksek başkenti. Dağların yamaçlarından başlayan yapılaşma, 1000 m aşağıya doğru yayılıyor. Yüksek yerlerdeki gecekonduların derme çatma görüntüsü, vadinin tabanına doğru yerini bakımlı, şık ve yüksek binalara bırakıyor. Şehrin merkezindeki Cadılar Pazarı, hepimizin ilgisini çekiyor. Burada hediyelik el sanatları ürünlerinden başka, minare tozundan kertenkele kuyruğuna kadar her türlü büyücülük malzemesi satılıyor. Ortam renkli ama, renkler Peru’daki gibi çığlık atmıyor.

Şehrin yanı başındaki Ay Vadisi’nin jeolojik oluşumları, Kapadokya’ya olan benzerliği ile bizleri şaşırtıyor. Bir zamanlar bulunduğu boşluğu dolduran göl yok olmuş. Erozyon sonucu oluşan tepecikler kalmış geriye. Gerçekten de ay yüzeyini anımsatıyor.

Bolivya’nın ikinci başkenti Sucre, Yüksek Mahkemesi ile yargı merkezi. Öğrencilerin yoğun olduğu hareketli bir şehir. Çevrede yaşayan değişik etnik grupların farklı dokumalarını sergileyen bir de müzeleri var Dünyanın en yüksek kenti olan Potosi ( 4090m ) , Sucre ile birlikte Dünya Miras Listesi’nde yer alıyor. Gümüş madeni açısından çok zengin olan dağları artık önemini yitirmiş. Potosi. kolonyal dönemde görkemli hayatın merkeziymiş.12 dans okulu, 8 eskrim okulu bulunuyormuş. İnkalar, altın ve gümüş madenlerini değerli olduğu için değil, güneş ve ay ışığına benzediği için seviyorlarmış. Bu yüzden tapınaklarında ve kutsal yerlerde, altınla gümüşün ışıltısını hiç eksik etmemişler. İstilacılar da bu durumdan fazlasıyla yararlanıp, ülkenin bütün zenginliklerini İspanya’ya kolayca taşımışlar. Artık gümüş madeninin verimliliği kalmamış. Madenciler çok zor ve ilkel koşullarda çalışıyorlar. Özel kıyafetler giyerek biz de madenin içine girdik. Girişte yer alan tanrı heykeline çeşitli armağanlar sunulduğuna. (alkol, sigara, yiyecek, koka yaprağı v.s.) tanık olduk. Tanrılara değil ama, madencilere biz de armağanlar sunduk.

ferya3.jpgBöylece İnka topraklarına yaptığımız yolculuğun da sonuna geldik Geleneksel kıyafetleri içindeki insanları, renkli pazar yerlerini, uzun tüylü lamaları, en yüksek kentleri, gölleri, şehir kalıntılarını geride bırakarak. “Güneşin Çocukları”na veda ettik. Tekrar görüşünceye kadar.



Görüntüleme sayısı: 349 | Yazdır | E-Posta

RSS yorumları

Yorum yaz
İsim:
E-posta:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.
Basit işlemi yapmanız gerekiyor: 2 + 2 =

powered by AkoComment Tweaked

 
< Önceki   Sonraki >