| Aşk Doktoru |
|
|
| Melih Özuysal | ||||
|
Daha sararmaya başlamamış tarlaların arasından otomobilimizle kuğu gibi süzülürken, bir yandan da sigara içen doktorun, kadınsı anlamlarla ağırlaştırıp bıraktığı dumanları izliyordum. Ben romantik hayranlıkla erotik ilgi arasında gidip gelirken, aynı dudaklar kocasından bir an önce boşanmak istediğini, ayrılığımıza artık daha fazla dayanamayacağını da müjdelemeye çalışıyordu. Doğrusu doktor çok iyi geliyordu, ama ne yazık ki hayal olduğu anlaşılır anlaşılmaz beş duyudan birkaçı anında toz oldu. Tabii heyecan da gitti. Yine de hayal kurmanın doğası gereği, “öyleymiş gibi” yaşamayı sürdürdüğümden, boşanması için acele etmemesini, evimin çok küçük olduğunu -gerçekte de evimin küçük olması, hayalimi yaşanır değilse de görünür kılmaya çalışıyordu- bu nedenle taşınmayı düşündüğümü, daha geniş ev bulana kadar biraz sabretmesini filan saçmaladım. Bana öyle baktı ki gözlerimi dalgalardan birinin getirip bıraktığı, sağ mı sol mu belirsiz bir tokyo terliğe kaçırmak zorunda kaldım. Bakışları yolda, gözü bendeydi; profili, “Yani sen şimdi, daha büyük ev bulana kadar inin bize seyran olmaz mı, demek istiyorsun?”diyordu. Ben de susarak, “İnanmayacaksın ama bana bile dar geliyor,” diyordum. “Hmm, demek öyle…” demek için çenesinde bir çukur belirdi, sonra aynadan o çukurla bakışıp, beni, nasıl bir tedaviyi kaçırdığımı hayal ettirerek cezalandırmayı düşündüğünden eteğini yukarı çekip büyülü bacaklarını gösterdi. Bacakları çok güzeldi, aşırı güzeldi. Öyle ki hiç inandırıcı gelmedi, ben de başımı kıytırık yazlık konutlara doğru çevirmek zorunda kaldım. Kısacası, bana âşık olmasına rağmen güzel ve seksi doktorumu gözümü kırpmadan kaderine terk ediyordum. Ama yine de ona biraz daha eşlik etmeyi düşündüm, çünkü sonuçta kasvetli bir havada, ıssız bir kıyıyla birlikte başıboş yürüyordum. Üstelik -her şeye rağmen- doktor çok güzeldi. Ayrıca, beni hayallerindeki kadar değil de, hayallerimdeki kadar sevecek bir kadına rastlayabilmem için ne kadar yürüsem boştu, bunu biliyordum; gerçek buydu; gerçek doktordu. Bu nedenle onun peşinden gitmeye, daha doğrusu arabasından inmeyip beni götürmesine izin verdim. O da sigarasından bir nefes daha çekti. Ayağıma yosunlar dolandığında, hayat bana şaka mı yapıyor, yoksa bir şeyler mi söylemeye çalışıyor, hiç anlayamaya çalışmadan yürümeye devam ettim. Tekerleklerin bir çukura girip çıkmasıyla başka sahneye sıçrayarak, komşulardan gelen varsa görünmeyelim diye, evin arka tarafına park ettiğimiz otomobilde öpüşmeye başladık. Çok tedirgin olmuştum, doktor yanaklarımı avuçlarına alıp beni öpmek için kendine çektikçe izleniyormuşuz hissiyle boğuşmak zorunda kalıyordum. Buna rağmen eve girmenin tadını arttırmak için o anı atlamayıp, orada kalmaya devam ediyordum. Sonunda yeterince tatlandırdığıma karar vererek arabadan çıktım. Bu arada -ki bunu, kumda yürümekten yorulduğum için akıl etmiş olmalıydım- gerçeklik katmak uğruna bagajdan bir şeyler taşımaya kalkışmadığıma sevinmiştim, çünkü ne de olsa boşu boşuna yük taşımış olacaktım. Tedirginliğimi azaltmak için, “Eve girince, önce kimsenin olmadığından emin olayım, sonra da …” diye düşünmeye başlamıştım ki, “Öf!” diye bağırdı içimdeki bütün hayalperestler. “Evet ya!” diye ben de harladım kendime; “Rüyalarındaki kadar utanmaz olmana gerek yok elbette ama hiç değilse hayallerinde rahat etsen; neden şimdi eve girince ilk iş olarak yatağın altına bakacaksın ki?
-O kadar da kaba değil hayallerim. Birden içim sıkıldı, kendime çok kızdım; hemen sahneyi geri alıp doktoru doya doya öpmeye karar vermiştim ki araba çoktandır duruyor olduğu halde doktor öfkeyle el frenini çekip bana döndü ve “Sen benimle evlenmek istiyor musun, istemiyor musun?” diye bağırdı. Çok şaşırdım,“Şey,ben aslında …” diye kekeledim. Kekeleyince daha da sinirlendi, diziyle arabanın kapısını itip çıktı. Ben öpememenin acısıyla, tam özür dilemek için bir hamleye başlamışken, arkasına bile bakmadan arabanın kapısını öyle bir çarpış çarptı ki, eğer camı açık olmasaydı bundan sonrasını kesinlikle anlatamazdım. Aslında o an refleksle başımı geri çekebilirdim ya da sahneyi durdurabilirdim. Durduramadım çünkü doktorun, kapıyı açarken ayak bileklerinden bacaklarına, oradan da kalçasına yükselen öfkesi, kapıyı çarptıktan sonra attığı her adımda kalçasından beline, oradan da omuzlarına yayılıp, boynundan saçlarına sıçrayarak başına buyruk oldukça, gözlerim onun titreşen vücuduna yapışıyordu ve sanki o gittikçe ben kendimden uzaklaşıyordum. Başta kendim, artık kimse umurumda değildi; arabadan çıkıp arkasından koşmak üzereydim ki -belki de kontak anahtarını almayarak yaşananların inandırıcılığını azalttığım için- cep telefonum çaldı. Arayan oydu. Çok endişelenmiştim; kocasının bizden önce yazlığa gelmiş olduğunu dolayısıyla gizlenmemi söyleyeceğini sanarak -içimden, “Hiç olmazsa ‘geliyor’ olsaydı !” diye sitem etmeyi de unutmadan- çok hafif sesle “Alo” deyip bekledim. Sonra duyulmamış olabilir diye, “Benim…” dedim. Kahkaha atarak, “Gelirken bagajdan çantamı getir lütfen!”dedi. Sitemim işe yaramıştı, “Oh be!” dedim, istediği çanta olsun.” Bu arada cep telefonumun uzun zamandır çalmadığını düşünüp, “Acaba yanıma almadım mı?” diye düşünecek oldum, ama hayalcilerim hemen adamın birine arkamdan, “İyi günler,” dedirttiler. O yana hiç bakmadan, bagajın içine sakladım başımı; kime benzettiyse o olarak kalayım diye. Adam tip çıktı; yanımdan geçerken tekrar seslendi, “İyi günler!” Ben de oralı olmak zorunda kalıp, sesimi hiç tanımadığım bir kocanın sesine benzetmeyi umarak, “İyi günler,” dedim. Der demez de unutmadan hemen etrafı ıssızlaştırdım; bu tür gereksiz tiplerle uğraşmak istemiyordum artık. Dahası, zaman kazanmak için doktora çantasını götürmekten vazgeçtiğim gibi hem merdivenleri çıkmaya hem de soymaya gerek görmeden ikimizi yatağa attım. Doktor beni karşısında görünce çok sevindi, yüzüne renk geldi, sonra da neşe. Ardından mutlulukla doldu, sanki bıraksam orgazm olacaktı; “O kadar abartmayayım,” dedim. Ben böyle deyince, “Güzel bir yemeğin arkasından en iyi giden tatlı budur,”dedi, yaklaşıp hafifçe dudaklarımı ısırırken.‘Yemek ve ‘tatlı’ taşıyan ısırığı karnımı acıktırdı; öpmeye başladım. Fakat yürürken kendimi öpüşmeye tam veremiyordum. Ayrıca kova da, içinde balık olmaması nedeniyle giderek ağırlaşmaya başlamıştı. Bu arada dalgalar benim zikzak yürüyüşümle alay edip, ayakkabımı ıslatarak bana sululuk yapmaya devam ediyordu. Ama asıl, denizin kıyıda sergilediği ilginç bir şişe, tuhaf bir odun parçası ya da aşırı merak uyandıran minik ufolardan biri gözüme takıldığı an aşk hayatım kesintiye uğruyordu.
Birden gök öyle gürledi ki, doktor korkuyla kendisini yere fırlattı. Hep birlikte Görüntüleme sayısı: 248 | Yazdır | E-Posta Yorum yaz powered by AkoComment Tweaked |
||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



Bugün hava kapalı olduğu halde oltayı alıp denize inmiştim. Tahmin
ettiğim gibi, balık malık yoktu, bisikleti de almadığımdan eve sahilden
dönüyordum. Bir ara, hayal kurmaya başlamış olduğumu fark ettim. Daha
başındayken fark ettim, çünkü hem güzel, hem seksi, hem de bana âşık
bir doktor, üstü açık beyaz otomobiliyle beni yazlığına götürüyordu.
Üstelik rüzgâr gözlerimi yumdurup ağzımı açtırmıyor, saçlarımı sinir
bozucu biçimde karıştırmıyor ve hayatın anlamını buldurtmaya kalkarak
naif kaçamağımı burnumdan getirmiyordu.
