|
|
| Derya Cebecioğlu | ||||
|
“Acıyı anlamak için dil gerekmiyor, yürek aynı yürek” diyor Seyit Soydan. Ya siz ne diyorsunuz? Biliyor musunuz, bugün bile rahat rahat konuşulamayan “açılım”ları hayatları boyunca isteyen, dileyen, bu uğurda ömür çürüten insanlar ne acılar çekti senelerdir? Sorgu, işkence, zindan… Hele ölümler… Hele ölümler… Sadece barışı savunmak bile savaş nedeni. İronik değil mi? “ Kızımız diyorum, düşlerinin içindeki bir masal ülkesinde yaşıyor. Orada mutlu. Canlı. Çünkü umudu var. Onların akan kanı toprağı suladıkça acımız çoğalıyor. Kardeş kardeşe gitgide düşman kesiliyor. Oysa bizler gözyaşlarımızı, ağıtlarımızı barış umuduna dönüştürürsek, akan kanı durdurabilir, evlatlarımıza kavuşabiliriz. Ben umutluyum hanımım. Yarın yeniden yollara çıkacağım. Nerede bir havar, nerede bir ağıt yakılıyorsa ben de orada olacağım. Cenazede, taziye evinde o acıyı paylaşacağım, birgün bu ortak acılar bitsin, barış gelsin diye dua edeceğim ben de. Barış hayal olmasın diye, yarın daha geç olmadan… Çiğdem gibi benim de umudum var artık. Hanım. Yarın yollara çıkacağım yeniden.” Bazı kitaplar dönemlerine çok denk düşer. “Yollar” insanlık tarihine çok denk düşen bir kitap. Öyküler var içinde. Bizim öykülerimiz. Hani yanıbaşınızda yaşayanlar var ya, hani İda’nın Zozan’ın oralarda. Şehrinizde, köyünüzde, dağlarda, ovalarda yaşayanlar. Evlerde, yollarda, zindanlarda yaşayanlar. İşte onların öyküleri. Doğu’dan Batı’ya biçim değiştiren ama özünde hep aynı olan insan hallerini anlatıyor “Yollar”. “İnsanın gözünün içine bakardı Habibe bacım. Mavi bir aydınlıktı gözleri. ‘Gözlerdeki ışık söndü mü korkacaksın’ derdi. ‘Tehlike asıl o zaman başlar. İnsanlık deyince burnunun direği sızlamalı, içinde coşku, gözünde parıltı kaybolmamalı.’ Umudunu yitirmedi Habibe. Yaşadıklarını ben yaşasaydım, şu karamsar halimle tahtalıköyü çoktan boylardım. Köye benden bir yıl önce gitti. Yanıkları yüzünden insan içine çıkamamış. Kimsenin kendisini o halde görmesini istememiş. Hep odasında kapalı. Gazeteler, kitaplar ve mektuplar. ‘Bir de insan sesleri’ diye yazmıştı mektubunda.” Bu kitap ile size sıcaklık sözü veriyorum. Sevda sözü, umut sözü, koyu bir hüzün sözü. Buz gibi bir tiksinti, kor gibi bir dostluk sözü. Bu kitap ile size barış ve insanlık sözü veriyorum. Sizden ise Sarya’yı tanımanızı istiyorum. Sarya’yı, abisini, babasını, en çok da annesini. Sonra Bozo’yu, Dersimli yiğit nineyi, Habibe bacıyı. Sonra Hevi’yi, Doğrucu Fevzi’yle karısı Nebiye’yi. Neşeli boyacı Musa’yı tanımanızı istiyorum. Sizden Seyit Soydan’ı tanımanızı istiyorum. Ve yüreğinizi Yollar’a yatırıp iki kadeh rakı içmenizi istiyorum.
Yollar Seyit Soydan Evrensel Basım Yayın 2009 176 sayfa
Görüntüleme sayısı: 190 | Yazdır | E-Posta Yorum yaz powered by AkoComment Tweaked |
||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



Acıyı hangi dilde tanımazsınız?
Çığlığı, hıçkırığı, gözyaşını? Ya ağıtları? Hangi
dilde tanımazsınız? Requem’i dinlerken eğleneniniz var mı? Bir
Afrikalı ağlarken tanır mısınız gözyaşlarını? Bir Hinduyu
yalvarırken gördüğünüzde “ne diyor bu?” der misiniz mesela?
