| Kuzguni Siyah |
|
|
| Derya Cebecioğlu | ||||
|
-200’e hallederiz Ayten Hanımcım. -Kumaş ziyan olmasın da… -Yok yok. Endişe etmeyin. Bana güvenin. Yalnız, bir provaya çağıracağım sizi. Zahmet olacak ama… -Olsun. Ziyanı yok. Bana da değişiklik oluyor. Evden çıkmış oluyorum hiç değilse. Kızı bulmuştu bu kumaşı. Huyudur, geldi mi, sandık sepet karıştırmadan edemez. Unutmuştu Ayten Hanım. Ama görünce hatırladı. Ali Rıza Efendi Londra’dan getirdiydi. Kaşmir. Gerçek kaşmir ama. Öyle şimdikiler gibi değil. Zaten şimdinin nesini beğeniyordu ki Ayten Hanım? İpeği ipek değil, sateni saten değil, insanı insan değil. Eve giderken içi burkuldu gene. Aman anne, demişti kızı. Ne yapacaksın yeni paltoyu? İnadına yaptırıyor biraz da. Ölmedi işte. Ölmeyecek. Biliyordu ona nasıl baktıklarını. Ne yediği helal ne giydiği artık. Uzatmaları oynuyor. Yedek kulübesinde hem de. Bırakması bekleniyor, elini eteğini çekmesi. Çekmeyecek. Toruna torbaya rağmen hâlâ güzel çok şükür. Fazla kilosu var ama bel oyumu, eni boyu yerinde. Göğüs altından pens attırıyor paltosuna. Beline otursun, alt tarafa doğru hafif evaze genişlesin istiyor. Rengi de bir güzel ki kumaşın… Kuzgunî siyah. Parlıyor sanki. Prova çarşambaya, dedi Münevver Hanım. Cumartesiye teslim ederim. Gider canım ne olacak? Sanki başka işi var. Sinirlendi kızı. Adı gibi biliyordu sinirlendiğini. Burnunun kanatları genişler böyle durumlarda. -İyi. Diktir bakalım. Ne ara giyeceksen… Ölmemi bekliyorlar, diye düşündü Ayten Hanım. Ölmeyeceğim işte. Yeni paltomu giyip gezmelere gideceğim. Çarşambaya gitti provaya. Münevver Hanım işinin ehliydi. Gerçi tavsiye üzerine gelmişti ama gene de kumaş kıymetli olunca aklı kalıyordu insanın. Cumartesiyi zor etti. Paltosunu alınca içi içine sığmadı. Eskisini torbalatıp giyiniverdi kaşmir paltosunu. Bayram çocukları gibi hissetti kendini. Beyoğlu’na Markiz’e doğru yürümeli azıcık. Bir pasta bir çay ısmarlamalı. Oradan tünel. Sonra Kadıköy… Bir şey anlamadı o çocuk çantasına yapışıverince. Gayri ihtiyarî direndi. Oysa az önce Münevver Hanım’a verdiydi üç aylıktan arta kalanı. Kredi kartı falan da kafası almıyordu. Yeni icatlar işte. Şubat güneşinde parıldayan bir metal ışıltısı oldu son gördüğü. Yere yığıldı. Kaşmir paltoyu gazete kağıdı ile örttüler. Rengi kuzgunî siyah… Görüntüleme sayısı: 140 | Yazdır | E-Posta Yorum yaz powered by AkoComment Tweaked |
||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



-Ne kadara
olur Münevver Hanım?
