www.ikiciftlaf.net
Levent Safalı İle Felsefe Üzerine "ikiçiftlaf" Yazdır E-Posta
Gülçin Erim   

felsefe.jpeg1.Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

 

 Kendimi anlatmada işe yarayacağını düşündüğüm 3 tane anahtar kelimem var. Onları sıralayarak başlayayım: "makul","merak" ve "mizah". 

Öncelikle "makul" bir insanım ben :) yani rasyonel manasında söylüyorum bunu. Akılcılık, ya da rasyonellik dendiğinde aklınıza hemen "sıkıcı" bir portmanto (Ben portmantoları nedense çok ciddi ve otoriter bulurum. Her şeyi koyacak çekmeceleri, askıları, gözleri vardır. Sanki sana sürekli "şuraya koy" "buraya getir" diye emir verirler) ciddiyeti gelmesin. Akıl her türlü tuhaflığın, hınzırlığın, keyfin, maceranın  hizmetine girmeyi seve seve kabul eder. Yani illa ötekilerin "ciddi" bulduğu işleri yapmak zorunda değilsinizdir onunla. İşte ben de aklı "merak" ve "mizah" ile inceltip tadını çıkarmaya çalışıyorum.   

Neler mi yapıyorum? Öncelikle mesleğimi yapıyorum. Ben tıp doktoruyum. Ancak, yarım gün çalıştığım için "merak" ettiğim şeylere ayıracak epey vaktim oluyor. Merak ettiğim şeylerin çoğu da felsefenin alanında ama kesinlikle tümü değil. Çünkü ben "ayva tatlısı"nın nasıl yapıldığından tutun, Osmanlı'dan kalan ahşap evlerin taşıyıcı direklerinin niye 10X20 olduğunu da merak ediyorum. Bunu da bir entellektüellik efekti olsun diye söylemiyorum. Hani çocukken herkes meraklıdır ya... İşte ben bu çocukluk hastalığını atlatamamış gibiyim. Yoksa, "merak ediyorsun da n'oluyor peki" derseniz,  fiyakalı bir cevabım yok. Ama yeni bir şey öğreniyorum ya... işte onu eski bildiklerimle birleştirip  zihnimdeki lunaparkda dönme dolap falan yapıyorum. Bu şaka değil... sadece bir benzetme aslında. Yani daha güzel bir hayatım oluyor bir şekilde. Ama anlatması kolay değil... Peki şöyle desem: Hani hayal kurarken gözümüzün önünde bir şeyler canlanır ya... Nedir o "birşeylerin canladığı" yer? Bir tür "hayali ekran" gibidir değil mi?...  işte bir sürü (lüzumlu lüzumsuz) şey öğrendikçe, o ekranın çözünürlüğü artıyor sanki... Daha güzel hayal kurabiliyorsunuz... Tamam tamam kabul ediyorum. Hiç bir şey olmuyor. Sadece çok keyifli :) Ama en azından hem "faydalı" bir şey yapmıyorsunuz hem de bundan rahatsız olmuyorsunuz. Az bir şey değil bence. 

Ciddiyet dozunu biraz arttırarak cevap verirsem aslında gene aynı şeyi söylerim ama şöyle: sadece faydayı temel alarak bir şeyleri öğrenmenin insanı kısırlaştırabileceğini düşünüyorum ben. Ya da daha farklı şekilde ifade edersem: insanın dünyaya bakışını "yaygın" ya da "yatay" bilginin zenginleştirdiğini düşünüyorum. 
 

2. Bize 'felsefe yapmayın' diye söylendi bugüne kadar. Siz neden    felsefe yapıyorsunuz? Yapmakla da kalmayıp felsefe dersleri    veriyorsunuz? 

 

Aslında ben bazı şeyleri merak ediyordum. Sonra baktımki "birileri" benim merak ettiğim şeylerin epey bir kısmını toplamış adına da "felsefe" demiş. Benim de kolayıma geldi. İyi dedim. O zaman ben de ilgimi çeken şeye "felsefe" derim olur biter. 

Tabii bu işin hem şakası hem de  aslı.  Eğer bir insan felsefeyle ilgilenmeye karar verdiği için "felsefi sorunlarla" ilgileniyorsa, o ilgisinin kalıcılaşması çok zordur. Sizin kendinize ait sorularınız varsa, felsefe bir maymuncuk  görevi yapıp o soruların kilitlerini kırmanıza yardım eder. Çünkü bazı sorular vardır, bunlara cevabı sadece felsefe verebilir. O yüzden de biraz da mecburiyetten felsefenin kapısını çalarsınız.  

Peki niye felsefe dersleri veriyorum? Öncelikle beni disipline ediyor. İlgimi çeken bir konuyu birilerine anlatmak üzere öğrenmek daha yüksek bir sorumluluk duygusuyla hareket etmeme neden oluyor. Ayrıca bir şeyi anlatırken "eksiklerinizi" daha kolay  farkediyorsunuz. Bu sürecin bana çok şey kattığını söylersem hiç de abartmış olmam. Tabii, dersin beğenilmesi ve takdir görmesi durumunda bundan alınan bir haz da var. O da ayrıca çok güzel. 

 

3. Felsefe sizi nasıl değiştirdi? Felsefeden önce ve felsefeden sonra diye bir ayrım     var mı? 

 

Kesinlikle var. Felsefe insanı ne zaman ne kadar  "kesinlik" araması gerektiği ve hangi dozda  "şüphe" duymasının makul olacağı konusunda yetkinleştiriyor.  Bu iki "enstrümanı" yani  şüphe ve kesinliği kıvamında kullandığınızda bir konuyu ele alıp incelemek ve sonuca bağlamak hem keyifli hem de verimli oluyor. Aldığım felsefe eğitimi sonrasında bazı konularda daha toleranslı bazı konularda ise kolay taviz vermeyen bir formasyona ulaştığımı söyleyebilirim. Bir de tabii kendi hayatınızı gözden geçirmenize yarayan bir disiplin felsefe. 

Bu fikrimi şöyle de ifade edebilirim: Günlük tutmaya başlamadan önce felsefe eğitimi zorunlu olmalı yoksa insan ne yazacağını bilemezki? Ya da en iyisi Sokrates'in söylediğini tekrarlamak  "gözden geçirilmemiş bir hayat yaşanmaya da değmez." 

 

4. Gündelik hayatta felsefe ne işe yarar?

 

Hani ucunda yem bile olmayan sadece tüy olan oltalarla yakalanan balıklar vardır ya. Onların hazin bir tarafı vardır. Yani "hiç değilse canlı yeme gelselerdi" diye düşünür insan. İşte felsefe de gündelik hayatta en azından çapariye gelmenizin, sizi bir tüy ile avlamalarının önünü alır. En azından diyorum çünkü, temel düşünme biçimlerini bilmek, sağlıklı bir şekilde akıl yürütmek, çıkarım yapmak felsefenin aslında ilk adımlarıdır. Bunları bilen bir kişi de "psikolojik yönlendirme aparatlarının", "medyatik sihirli aynaların" menzilininin dışına çıkabilecek bir donanıma kavuşur.  Tabiki felsefe bilen kişi de bir sürü hata yapabilir ama daha az enayi pozisyonuna düşer. 

 

5. Özel ilişkilerde felsefe işler mi?

 

Hem "evet" hem "hayır" demeliyim sanırım. Örneğin kadın-erkek ilişkilerini ele alalım. Böylesi ilişkilerin kendilerine has "ortak karar alma", "ikna etme" "tartışma" dinamikleri vardır. Yani yan komşunuzla olan gürültü sorununuzu çözdüğünüz gibi çözemezsiniz sorunlarınızı. "Karşılanamayan beklentilere", "size saçma gelen keyfiliklere", "yeterince paylaşılamayan dertlere, sevinçlere" vb. felsefe aracılığı ile makul çözümler bulunamayabilir. Çünkü her iki insandan da bir tane vardır. Ve siz rasyonelsiniz diye karşı tarafın da öyle olması gerekmez. Örneğin mantık üstadı bir felsefeci bile  "bana ne"  "hiiiç" " olsuuun"  şeklindeki cevaplarla başedemez.  Siz ne derseniz deyin, sadece yukardaki üç kelimeyi kullanarak sizi çıldırtabilirler. Açıkçası iki kişiden biri rasyonel olmaktan yani makul olmaktan vazgeçtiğinde felsefenin de işi biter. Ama gene de bir işe yarar felsefe. Tıpkı şu fıkradaki gibi: 

Orduda amirallik sınavı yapılıyormuş. Amiral adayına sormuşlar. Düşman karasularındasın, donanmanda senin gemin dışındaki bütün gemiler batmış. Senin de dümenin kilitlenmiş durumda, düşman donanması sana doğru yaklaşıyor. Cephanen de yok. Ne yaparsın? Amiral adayı düşünüp, taşınmış çare yok..ağlamaklı bir sesle: Ya demiş tamam ben bir şey yapacağım ama önce ben bu duruma nasıl düştüm  onu anlatın bana.  

İşte felsefe de kendisi bir işe yaramadığı zaman bile, bu duruma nasıl düştüğünüzü anlamanız konusunda size yardımcı olabilir. Hayatınızı gözden geçirmenize ve temize çekmenize yardım eder.
Görüntüleme sayısı: 37 | Yazdır | E-Posta

RSS yorumları

Yorum yaz
İsim:
E-posta:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.
Basit işlemi yapmanız gerekiyor: 3 + 7 =

powered by AkoComment Tweaked

 
Sonraki >