|
Meltem Tekin
|
|
Bu gece şeb-i yelda bize. Bu
gece bitmez tükenmez acı. Korkuların biriktiği, tebessüme
karışan dalgalarla denizine ulaştığı. Bu gece vuslat. Tutunma
bu gece. Gözbebeklerine sığmış bir 'ben', kara tanelere. Bu gece
şimdi ayrılık. Bu gece şimdi düş. Bu gece şimdi gelme
ihtimalinin kıblesi. Bırakılandan sonra gelen bitmişlik bu gece.
Kapının arkası, tren garı, eski otelin sükut dolu odası.
Karanlığın süsü, gölgenin tarumar hali, gönlümün çılgın,
ellerinin kocaman, saçlarımın kısa, sakallarının uzun hali. Bu
gece şeb-i yelda. Bitmez bu gece sensiz kucağımda.
Bu gece
ziyan şimdi. Denizlere sığmış dünyaya sığmamış bir
olasılık. Lacivert bu gece, sokaklar siyah beyaz. Bir ilaç
kutusuna sığar hayat, bir ilaç kutusundan çıkar ölüm,
kumlarda... Kar taneleri dolar ağıza bembeyaz taşar. Aşk
kalabalıkları yalnızlaştırır bu gece.
Silah şimdi bu
gece. Kendini vurur her karanlıkta her daim ama bu gece ölür.
Yeniden doğar sonra sabahlarda. Şeb-i yelda bu gece. Uzağı
getirir yanıma, dizlerimde uyutur. Uzatır geceyi sabaha dek. Ölüm
tattırır acıların her birinden. Hiçbir sevgiyi sığdıramaz
ölüme. 'Sen' der geceler olur sevgide.
Beyaz olurum bu
gece. Bir gelin gibi elindeki yüzüğü gecenin parmağına takan,
uçurumlarda. Siyah olursun bu gece, umutsuzluğunun karalarını
bağladığın. Merdivenin en alt basamağından koridorlara akar
sevgi bu gece. Kuşbakışı görürsün yaşamı geceye inat, pırıl
pırıl küçük kalbimi.
Bu gece uzun. En uzun gece bu gece.
Hasretinin lacivert bulutlarda göründüğü, toprağa karıştığı
sonra...
Bu gece...
Sensizliğin yıldönümü,
sonsuzluğa...
ARALIK 2009
Görüntüleme sayısı: 182 | Yazdır | E-Posta
powered by AkoComment Tweaked |