www.ikiciftlaf.net
İçimizdeki Şeytan Yazdır E-Posta
Derya Cebecioğlu   
icimizdekiseytan.jpgNasıl da kolay sıyırıveririz kendimizi her şeyden. Hayatta en sakınıp sakladığımız, pamuklara sarıp sarmaladığımız şey “ben”imizdir hep. “O” olayın başımıza gelmesi “kader”dir mesela. Tam da “orada” olmak “tesadüf”tür. “O”nunla karşılaşmak “şans”tır. Kazaları bile “trafik canavarı” yapar. Bizim kural tanımayan, kötü ve kaba bir şöför olmamızın neredeyse konuyla hiç ilgisi yoktur. Oluşturamadığımız koşullar “kısmet” değildir. Söylediklerimiz hiçbir zaman söylemek istediklerimiz olmaz: Ağzımızdan kaçar. İlle de gizli bir güç iter bizi “o”na veya “ora”ya.

Haklısınız tabii. Hayat zordur. Sorumluluğu üstümüze almak, paylaşmak ağırdır. Kaçmaksa kolay. Hele de elimizin altında her şeyi üstüne atabileceğimiz, ismiyle müsemma bir varlığımız varken, ne gerek vardır kahramanlık yapmaya. Şeytan. Ah zavallı şeytan. Az mı kahrımızı çekti? O şeytanı içimize kim koydu, nasıl gelişip serpildi bilmeyiz. Bildiğimiz tek şey içimizde bir şeytan olduğudur. Ve her şeyin müsebbibi O’dur.

"İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum; müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizm gururumuzun, salaklığımızın uydurması... İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... İçimizde şeytan yok... İçimizde aciz var... Tembellik var... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var... Hiçbir şey üzerinde düşünmeye, hatta bir parçacık durmaya alışmayan gevşek beyinlerimizlekullanmaya lüzum görmeyerek nihayet zamanla kaybettiğimiz biçare irademizle hayatta dümensiz bir sandal gibi dört tarafa savruluyor ve devrildiğimiz zaman kabahati meçhul kuvvetlerde, insan iradesinin üstündeki tesirlerde arıyoruz."

Sabahattin Ali’yi anlatmaya gerek var mı? Sabahattin Ali bir duruştur. Bir bakıştır.

"İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir."

Bir “Sabahattin Ali Romanı”nı anlatmaya gerek var mı? O roman mutlaka bizi anlatıyordur. Hep bizi… Tam da bizi.

Ömer hep oradadır, Macide her zaman böyledir. Ne çok Emin Kamil vardır etrafta. Ama Bedri’ler de vardır çok şükür.

"İşte Emin Kamil'in istediği de bu!.. Bir şey anlaşılmadan garip bir tesir yapmak... / Kendilerinde bir şeyler bulunduğunu vehmeden bütün acizlerin hiç şaşmadan bu basit çareye: Karanlık ve karışık olmak suretiyle derin ve manalı görünmek hilesine başvurduklarını unutuyoruz. / İnsanların en zayıf tarafları, sormadan, araştırmadan, düşünmeden, kafalarını patlatmadan inanmak hususundaki hayret verici temayülleridir. Dünyadaki yalancı peygamberleri yetiştirmek ve beslemek için en iyi gübre, işte bu bilmeden inanmak için çırpınan kalabalıktır." 

“Nicedir şöyle sıkı bir aydın eleştirisi okumadım” diyorsanız, “kendime sormam gereken soruları sormaktan kaçıyorum, bir silkelenip kendime gelmeliyim” diyorsanız, “nicedir bana bizi anlatan bir roman okumadım” diyorsanız “İçimizdeki Şeytan”ı okuyunuz. İçinizdeki şeytanlara bir kez daha ve biraz daha dikkatli bakınız.

 


Görüntüleme sayısı: 467 | Yazdır | E-Posta

Yorumlar (1)
RSS yorumları
1. 22-01-2008 11:36
Teşekkürler
Bu tanıtımı okuduktan sonra kitabı aldım. Hemen başladım okumaya. Daha ortalarındayım ama o kadar çok sevdim ki. Elinize sağlık bizimle paylaştığınız için. Yeni kitap tanıtımlarınızı merakla bekliyorum. İyi çalışmalar.
Misafir
Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin.

Yorum yaz
İsim:
E-posta:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.
Basit işlemi yapmanız gerekiyor: 1 + 4 =

powered by AkoComment Tweaked

 
< Önceki   Sonraki >