| Rakılamalı |
|
|
| Derya Cebecioğlu | ||||
|
Şu kıyafetlere bak… Yahu kim giyiyor bunları? Hele şu saatler… Ayy! Değil koluma takmak duvarıma asmam ben bu kaba şeyleri. Bu ne böyle yaa? Camdan yapılmış galiba. Acayip bir şey. İnsan bu ucubeyi alıp masasına niye koyar? Off… ne sıkıcı bir pasajmış. Kısmete bak. Gümüşçü, takıcı falan bile yok. Çıkmalı çıkmalı. Hemen çıkmalı buradan. Lanet olsun, durmamış, hâlâ yağıyor. Bir meyhaneye gitse şurdan. İki meze, bir duble rakı. Valla iyi olur. Kimi aramalı? Ay kimseye merhaba bile diyesi yok, değil oturup sohbet etmek. Tek başına mı gidecek? Olmaz. Ayol niye olmazmış? Bal gibi de olur. Geldi, oturdu kardeşim. Var mı itirazı olan? Gitti, oturdu hakikaten. Garsonun “kaç kişi olacağız?” sorusuna ters ters bakıp “bir” diye cevap verdi. Öyle ters tersti ki bakışı, oğlan ne yiyip ne içeceğini bile soramadı cesaret edip. Biraz bekleyip kendi seslendi garsona. Mezesini rakısını söyledi. Kısa ve kesindi siparişler. Şöyle bir etrafına bakındı. Tek tük masalarda tek tük insanlar. Eh tabii, Salı Salı kim gelir bu saatte meyhaneye? Hemen kaşlarını çattı, aranıyor gibi olmasın diye. Aman şimdi biri gelir, hanımefendi, mıy mıy, hiç çekemezdi. Hiç. Önce yarım ufağı getirdi garson. Bardakları düzeltti. Tam rakıyı doldurmaya yeltendiğinde durdurdu oğlanı. Rakısını kendisi ayarlamayı tercih ederdi. Tekle duble arası bir şey koyuyordu bardağına. İki saat tarif edene kadar kendi yapardı. Suya uzandı. Lanet olsun, su sıcaktı. Hemen seslendi çocuğa: - Bana soğuk bir su lütfen, dedi masadaki şişeyi uzatırken. - Buz getirmiştim efendim. - Ben buz muz kullanmam kardeşim. Sen bana buz gibi bir su getir bakayım. Ses etmedi çocuk. Uzatılan suyu alıp gitti. Gerçekten de üzerinde buğusu olan bir şişe getirdi bu sefer. “Sağol” dedi kadın. Suyun hemen ardından da mezeleri geldi. - Söylemedim ama önden peynir vereceksin herhalde. - Hemen geliyor efendim. Yok yok. Hiçbir işi beceremiyoruz. Söylemesen gelmeyecek. Yahu rakının yanında peynir getirilmez mi? Mezeler de şuncacık zaten. Utanmasalar yüksükle getirceklermiş. Bilmediğin yere gelip oturursan böyle olur. Uzun bir yudum aldı rakısından. “Oh” dedi. Peynir de o ara geldi işte. Bir çift girdi içeri kahkahalarıyla beraber. Yakınına oturmasalar bari. Böyle kikir kikir insanlara gıcık olurdu. Neyse, yeterince uzakta oturdular. Şuraya bak. Ne sinir bir kadın. Yahu bu tonda bir sarı renk saçın doğasına aykırı. Bari saçının onuruna saygı göster. Bir de boyanmış ki… Yürüyen kozmetik dükkanı. Neyse, takılmamalı. Yok yere siniri bozulur insanın. Bir yudum daha içti. “Oh.” Ne güzel de içilir meret. Şu müziğe bak. Kimdir bu söyleyen allaşkına? Hadi bize hürmetleri yok, insan şu güzel rakıya hürmet eder. Duvarlarda da hep gemi resimleri. Neydi buranın ismi sahi, Titanik mi? Şuraya bak. Bütün masalar da dört kişilik. Sanki mecbur insanlar kare oluşturup içmeye… Ne yapıcaz, yemek bitince okey mi oynayacağız? Yok yok. Yaşanmaz bu memlekette. Bir yudum daha. Kapı açıldı, üç kişi girdi içeri. İki erkek bir kadın. Neyse bunlar nispeten daha düzgün tipler. Hmm, şu kahverengi paltolu adam da pek hoşmuş. Aa, ne ayıp, bak neler de düşündü şimdi. O da mı bakıyor ne? Yok yok, yüz vermemeli. Şimdi gelir, ordan buradan… Ayy ne sıkıcı… Kadehini bitirdi. Hemen yenisini doldurdu. Tam yoğurtlu semizotuna uzanmıştı ki: - Nermin? dedi masanın yanında duran adam. Aaa, bu o kahveli adamdı. Adını bildiğine göre tanıyor olmalı bir yerden. Ama nerden? Hatırlamalı, hatırlamalı… - Tanımadın tabii. Çok oldu. “Çok oldu” deyince hatırladı. - Kemal? dedi ama sanki isim söylemiyor soru soruyordu. - Evet, dedi adam. Ta kendisi. Çok değişmişim di mi? - Yok aslında. Kafam öyle meşgul ki… Ondan hemen çıkaramadım. - Yalnız mısın? - Yaa, öyle oldu. Ekildim. (Niye uydurdu ki?) - Valla kusura bakma, üzüldüğümü söyleyemiyeceğim. Dur arkadaşlara durumu izah edeyim de geleyim hemen. Otururuz di mi? - Otururuz tabii. Ne güzel olur. - Kıpırdama hemen geliyorum. Bu arada, ne hoş bir mekan di mi? diye sordu adam uzaklaşırken. - Sorma, ben de çok sevdim, dedi gülümseyerek. Adam gidince “kardeş” diye seslendi çocuğa. - Bir servis daha açar mısın buraya? - Hemen efendim. Görüntüleme sayısı: 357 | Yazdır | E-Posta
1. 13-03-2008 18:17 seviverdim ben bu kadını çok sevdim. Hayatın ufak bir sürpriziyle hemen ruh hali değişveriyor.keyifsizlikten keyife geçiveriyor. Gerçekten böyle olur bazen dimi,hayatın ufak bir çalımıyla neşeleniveririz.Bazen de hiç birşey kar etmez. Ama o ayrı bi mesele.Ben bu öyküyü, öyküdeki kadını çok sevdim. İyiki yazılmış diyorum Misafir Yorum yaz powered by AkoComment Tweaked |
||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



Sinemadan çıktığından beri anlamsız anlamsız dolaşıp duruyor. Film mi çok etkileyiciydi? Niye böyle çarpıldı durduk yere? Yok canım. O çarpılacak yer arıyordu sabahtan beri. Yağmur da başladı. Hızlanır şimdi bu. Gidecek bir yer bulmalı. Şu kafeye otursa? Üff, ne sıkıcı. Şuraya bak, vitrinlere kurulmuş insanlar. Hepsi konu mankeni. Bir de ifadesiz ki suratları. N’apıcak orda oturup? Bu saatte kahve mi içilir? Ne var ki, saat daha altı buçuk. İçen içiyor işte. Yok yok, çekilmez kafeler şimdi. Keşke biracı olsaydı. Pasajda bir midye tava yer, bir de bira içerdi, tamam işte. Hay aksi. Şakır şakır yağıyor meret. Şu pasaja girip dolaşmalı. Hem yağmurdan korunur hem de biraz vakit geçer. Bakarsın hoşuna giden bir şey bulur, alır.
