| Altın Dişli Kadın,Çok Dar Pantolonlu Adam Ve Çocuk Olmak İçinÇocuk Olmuş Bir Çocuk |
|
|
| Melih Özuysal | ||||
|
Çocuk önde, kadın arkada kaldırımda yürüyorlar, adam kadınla yan yana ama kaldırımdan aşağıda yürüyor. Kadın, çocuğuna arkasından bakarken altın dişleriyle sessizce gülüyor. “Çocukla bağlantılı bir başarısı olmalı ya da bir başarı peşinde.” diye, düşünüyorum. Sanki onunla övünüyor. Adam, çok dar beyaz bir pantolon giymiş. Üstüne de kolları sıvanmış açık mavi bir gömlek. Ağzında sigara, saçları ıslatılıp geriye taranmış. Ve o kadar zayıf ki, yürüdükçe rüzgarda dalgalanan bir afişe benziyor. Kadın, kadınlar nasıl giyinirdi, daha doğrusu kadın elbiseleri nasıldı, unutmuş da, aklında kaldığı kadarıyla sırtına bir şeyler geçirmiş gibi. Akılda pek kalmayan düz ve renksiz şeyler. Çocuksa yeni şortunu giymenin coşkusuyla, hızını kesmeyecek kadar alışmış olduğu naylon terlikleri sürüyor ayağında. Ara sıra onlara bakıyordum ama baktığımın çok da farkında değildim. Çünkü bu aile, bana göre, bu tatil kasabasıyla eskiden kalma, tanıdık bir uyum içindeydi. Ve eğer, ayakta beklerken dinlendiğim gölgeden tam ayrılmak üzereyken gördüğüm sahneyi kaçırsaydım, o ana kadar onlarla ilgili gördüklerimin hiçbir önemi olmazdı, hepsini o an unutmuş olurdum. Adam bu kadınla, bu çocuğun anasıyla yani, yeniden bir araya gelmiş. Ve daha yeni gelmiş. Ya çok uzak bir yerden, ya da uzun zaman sonra gelmiş. Gelmekten çok onlara dönmüş. Ve kendisinin seçtiği bir ayrılık olmuş sanki bu. Kadın sonuçtan hoşnut. Görüntü falı öyle diyor. Çocuk karpuzu gördü. Karpuz yığınındaki o karpuzu. Onu, yalnızca şımarmak için istedi. Çocukluk olsun diye de tutturdu; ilk kez şımaracakmış da, bunu karpuzda denemek istiyormuş gibi, karpuza gösterdiği ilgi çok abartılı. “Babayla bağlantıya geçmek için olabilir.” diye düşünüyorum. Belki de anneyle babayı kendisinde birleştirmek içindir. Sanki babası, onun bütün huylarını biliyormuş ve unutmuş da, gözden geçirilip anımsansın istiyormuş gibi, her hareketini bir gösteriye dönüştürüyor. Ama hareketleri eğreti. Hatta artık kendinde değil. Ama bu da babanın umurunda değil. Gördüklerimin sonradan birleşeceğini düşünmediğim için, onları sürekli izlemiyordum. Ama sonunda, bütün bu görüntülerin bendeki etkisini arttıran da, ‘hikaye’nin, o bakmadığım anlarla parçalara ayrılarak görünmez olmasıydı. Yeniden söylersem: Kaldırım. Çocuk önde, kadın arkasında, adam kadının yanında kaldırımdan aşağıda. Kadının altın dişli gülüşü, adamın zayıflığı, çocuğun terlikleri sürümesi, adamın dönüşü, kadının sevinci, çocuğun çocuk olma isteğinin çabaya dönüşmesi. Ve kadının, bir gülüşle çocuğu babaya sunuşu; bu gülüşle onu yeniden anımsatmaya çalışması. Ve sonra çocuğun karpuzu okşayışı. Sonra da, çoktan kucaklamış olması, kadının bu başarıya sevinerek gülmesi ve adamın bu ikisinin davranışına karşılık, sessizce bir ‘sonsöz’ tavrı takınması. Bu tavır kendisine onlar tarafından hediye ediliyorsa da, bunu olağan kabul etmesi. Daha sonra adamı biberlerin fiyatını sorarken görüyorum. Oysa o, yalnızca manavın önünden geçiyordu. Belki de bu, ‘sonsöz’ tavrının yüklediği bir görevdi. Yine bakıyorum: Kadın, babaya karpuzu daha aldıramamış. Karpuz hala çocukta, ama artık kucağında değil de, uzayan kollarında. Sonra, ortadan biraz daha küçük bu karpuzla çocuk ve kadın birbirlerine bakarak gülerlerken. Hala onlarda beni çeken bir şey yoktu, sadece biraz daha tanıdıklaşmışlardı. Yani her an, onlara bakmaktan tamamen vazgeçebilirdim, bunun için bir esinti bile yeterdi. Yine de, kendimi onlara bakıyor bulduğum bir anda, şu ana kadar ki onlara ait bütün görüntülerin tek durgun anına, neredeyse tamamen donmuş bir kareye; bütün görüntülerin arasını doldurup birleştiren, onları ‘hikaye’ yapıp bitiren bir sahneye rastladım: Karpuz yerde, çocuk anasına, anası karpuza bakıyor. Bakıldıkça, saçılmış kırmızı parçalar üzerindeki siyah çekirdekler ikisinin de gözünü alıyor. Birkaç saniye sonra sahne çözülüyor ve çocuk anasına doğru gelmeye başlıyor.Geliyor, geliyor ama duramayıp devam ederek, arkasını dönük olan babaya doğru seğirtirken, kadın hafifçe dönüp -baba görürse de, gözünü fazla korkutmamak için, hayal kırıklığını çok abartmadan- çocuğun kafasına çabuk,kısa ve net bir tokat patlatıyor.Babaya karşı onun adına verilen bunca emeği değerlendiremediğinden ve babaya vaat edilen mutlu aile fotoğrafının içine ettiği için yediği bu tokatla, çocuk bir an ışıldıyor ve tokadı içine sindirerek bilincini tamamlıyor. Baba bu parlayan sese dönünce, yani karpuzun durumunu da görünce, kadın, “Çocuk işte…” gülüşüyle, çocuğun sorumluluğunu aldığını ama karpuzun sorumluluğunu almadığını, ama yine de her şeyin kontrol altında olduğunu bildirmek için hafifçe dişlerini gösteriyor adama. Sonunda beklediğim kişinin gelmesiyle arabaya binip kasabadan dönüş yolculuğuna başladığımızda, yol boyunca, artık çocuk olmuş bir çocukla, tam onunla olabilecek bir karpuzun, sürekli, düşürecek ve düşecek olarak gözlerimde yankılanmaları vardı.
Görüntüleme sayısı: 1503 | Yazdır | E-Posta
1. 16-04-2008 00:01 yaratıcılık Çok farklı bir görme biçimi. Çok yaratıcı ve alabildiğine özgün bir öykü. Büyük bir zevkle okudum. Misafir Yorum yaz powered by AkoComment Tweaked |
||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



Yazın en sıcak günlerinden biri. Öğle saatleri. Bir kadın, bir adam ve dört beş yaşlarında bir erkek çocuk manava doğru yaklaşıyorlar. Ortalık oldukça tenha, çünkü hava çok sıcak.
