| Abim |
|
|
| Jülide Karaarslan Çilingiroğlu | ||||
1961 yılının ocak ayında dünyaya gelmiş. Tek çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu olarak. Herkes gözünün içine bakıyormuş o büyürken çünkü aile ondan önceki oğullarını daha altı aylıkken kaybetmiş. Kendisinden dört yaş büyük ablası bile hemen abla olu vermiş o doğduğunda çünkü kim bilir beklide onunda o küçücük yüreğinde ne fırtınalar kopuyormuş. Ya bu kardeşini de alıp götürürse melekler diye?
Aradan yedi yıl geçmiş ve ailenin bir kız çocuğu daha olmuş. Artık üç kardeşlermiş. iki kız ve bir de erkek. Ortanca yani erkek kardeş yani kahramanım, her zaman ailenin gözbebeği olmuş. Hiçbir zaman, hiçbir konuda üzmemiş ailesini. Başarılı geçen ilk, orta, lise ve üniversite yıllarının ardından hayata atılmaya hazırmış artık. Babasının mesleği ile ilgilenmemiş, hep kendisi yoktan bir şeyleri var etmek istemiş. Üniversite bittikten sonra Mısır’a mastır yapmak üzere gittiğinde hayata umutla bakan pırıl pırıl bir delikanlıymış. Mastırını yaparken biraz rahatsızlanmış, basit bir soğuk algınlığı demiş doktorlar ilaçlarını al geçer. İlaçların bitince bir şeyin kalmaz. Bir kısmını almış bakmış iyi hissediyor kendini bırakmış ilacı falan, zaten oldum olası sevmezmiş ilaç içmeyi. Mastır bitmiş ve ülkesine dönmüş kahramanım. Artık onu bekliyormuş güzel ve başarılı bir gelecek. Dünyalar güzeli bir kızla tanıştırmışlar onu, aslında aklında evlilik yokmuş belki de ama kız o kadar güzelmiş ki hemen evlenmeye karar vermişler, çok da sevmişler birbirlerini. Aile bayılmış bu kararlarına, zaten tanıdıkları ve bildikleri bu gelin adayını onlarda yıllardır içten içe istiyorlarmış oğulları için. Çok güzel bir düğünle evlendirmişler çocuklarını. Herkes mutlu olmuş bu evliliğe. Kısa süre sonra mutlu haber gelmiş, kahramanım baba olacakmış. Aile sevinçten deliye dönmüş. Bir oğulları olmuş, bebeğe babasının adını vermiş kahramanım gururla. Ailede adet, oğlun oğlu olursa ve isterse babanın adı verilirmiş. O sıralarda işlerini de yoluna koymaya başlamış kahramanım. Aradan birkaç güzel yıl geçmiş her şey yolunda gibi gözükürken, bir gün kahramanım annesi ile bir yere gittiğinde ona bir gerçeği itiraf etmek zorunda kalmış. Çok yoruluyormuş, en ufak bir şey yapsa hemen nefes nefese kalıyormuş. Bunu duyan anne hemen demiş, hemen doktora gidiyoruz. Doğduğundan beri gözünün içine bakıp büyüttüğü biricik oğlunun hasta olabilme ihtimali bile sarsmış annesini, her anne gibi. Birlikte doktorun yolunu tutmuşlar haftasında. Bir yığın kontrol ve tetkiklerden sonra doktor duymak istemeyecekleri şeyler söylemiş onlara.
Önce bir düşünmüş kahramanım hayır yok, herkes gibi, milyonlar gibi, grip de olmuş soğuk algınlığına da yakalanmış ama hepsi o, başka? Başka derken aklına Mısır da onu günlerce yatağa yatıran o lanet hastalık gelmiş. Bunu duyan anne yıkılmış. Kahramanım hastalığını duyan herkese göre çok daha olgunlukla karşılamış başına gelenleri hem de daha neler yaşayacağını bilemeden. Daha karısının ikinci bir bebek beklediğini bilemeden apar topar hastaneye yatırmışlar gözbebeklerini. Böylece kahramanımın “İkinci Hayatım” dediği süreç başlamış. Aradan aylar geçmiş, durum daha da kötüye gittiği günlerden birinde, yattığı hastanenin doktorlarından bir tanesi kahramanımın kardeşini odasına çağırmış ve hiçbir zaman, hiçbir kardeşin duymaya dayanamayacağı gerçekleri söylemiş kardeşine.
Ağabeyiniz ölüyor lafını duyduktan sonra tüm işlemlerin, yurt dışındaki bağlantıların sağlanması, eşin dostun ve doktorların sayesinde bir hafta içinde olmuş ve abisi; arkasında hamile eşi, oğlu, sevdikleri, dostları, arkadaşlarını bırakıp Almanya’ya bu konuda dünyanın sayılı merkezlerinden birine annesinin ve doktorunun refakatinde dualarla uğurlanmış. Aradan yirmibir gün geçmiş beklenen, birilerini perişan eden ama kahramanımın ailesini sevinçten çılgına çeviren o mutlu haber gelmiş. Gencecik bir kalpmiş kahramanıma takılan, onsekiz yaşında üstelikte bir sporcunun kalbi. Hemen akabinde müjdeli haberi almış kahramanım birde kızı olmuş. Dünyalar güzeli bir kız. — Bir küçücük kandamlası gördüm üstümdeki kar beyazı örtünün üstünde ve o an anladım ki hayattayım, yaşıyorum. Kapıya baktım, koskoca camekân kapının arkasında annem, yüzünde Mona Lisa tablosundaki o muhteşem ifade ile bana bakıyor. Dudaklarında bir tebessüm ama gözleri ağlıyor. Kahramanım ülkesine dönmüş. Yıllar son derece mutlu bir şekilde akıp geçmiş. Çokta başarılı olmuş iş hayatında. Tam onüç yıl sürmüş bu mutluluk, onüç yıl. Kimilerine göre kısacık ama hayatın anlamına bilenler için koskoca onüç yıl. Kırküç yaşında çok sevdikleri gözbebeklerini uğurlamışlar sonsuzluğa. Sahne kapanmış, masalda burada bitmiş. Okuyanlar masalın sonunu beğenmemişlerdir bilirim. Genelde insanoğlu ölümün soğuk nefesini ensesinde hissetse de mutsuz sonları sevmez ama gerçekler de her zaman insanı mutlu etmez. Bu hikâyenin aslan yürekli kahramanı benim biricik ağabeyim. Yokluğunu her geçen gün biraz daha hissettiğim canımın bir parçası. Bu masalı neden sizlerle paylaştığımı da merak edenler olabilir, hemen anlatıyım. Benim yaşadığım bu gerçekten sonra hayata bakışım, insanlara bakışım tamamen değişti. Benim etrafımda beni üzebilecek insanlara yer yok artık. Beni kolay kolay başka bir ölüm acısı olmadıkça üzebilecek bir şey de yok artık. Ben artık hayata daha uzaktan bakıyorum, biraz daha yukarıdan, biraz daha kapı aralığından bakıyorum. İnsanların bunu yaşamadan hayatı daha az ciddiye almalarını diliyorum. Ölümün varlığını bilen, idrak eden insanların güneşin ne kadar güzel doğabildiğini, gecenin aslında ne kadar aydınlık olduğunu bilmelerini istiyorum. Güneş doğmuyor mu? Doğuyor tabii ama inanın bunları yaşadıktan sonra geceler karanlık, güneşte isteseniz de eskisi gibi parlamıyor artık, ta ki sevdiklerimizle bir yerlerde tekrar buluşana kadar. Sevdiklerinizle paylaştığınız parlayan güneşli günler ve aydınlık geceler geçirmeniz dileğiyle… Görüntüleme sayısı: 384 | Yazdır | E-Posta
1. 10-04-2008 13:35 sevgiyle anlatılması çok güç olan kaybınızı, bizleri perişanlığa va kahıra düşürmeden yazabilmeni ze çok saygı duydum.sonra dileğinizi yerine getirmek üzere,gidip sevdiğim birini kucakladım ve öptüm. çok öptüm. Misafir 2. 19-04-2008 21:30 ne mutlu çok sevindim sevgili ayşen, doya doya, koklaya koklaya öp. hep öp. Misafir Yorum yaz powered by AkoComment Tweaked |
||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



1961 yılının ocak ayında dünyaya gelmiş. Tek çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu olarak. Herkes gözünün içine bakıyormuş o büyürken çünkü aile ondan önceki oğullarını daha altı aylıkken kaybetmiş. Kendisinden dört yaş büyük ablası bile hemen abla olu vermiş o doğduğunda çünkü kim bilir beklide onunda o küçücük yüreğinde ne fırtınalar kopuyormuş. Ya bu kardeşini de alıp götürürse melekler diye?
