www.ikiciftlaf.net
Beklenen Şarkı Yazdır E-Posta
Sibel Ateş Yengin   

kadn.jpg Yeni bir güne merhaba diyordu büyük bir umutla. Kendisine söz verdi artık,

değişecekti. Bundan böyle hayatının vazgeçilmezi, değişimin ta kendisi olacaktı.

Bugün erkenden kalktı. Sabahın altısı. İlginç? Oysa sabah erken kalmayı hiç sevmezdi.

O hep, "Ben bu saatlerde ancak tuvalete gitmek için uyanırım" diye övünürdü. Önce bir duş alıp, dolabından en güzel elbisesini seçti. Çoraplarını iki farklı renkte giymeyi denedi. Bu da değişimin bir parçası olmalıydı. Hayatı değiştirmeye önce çoraplarından başlamıştı. Evet. Neden olmasın? Değişik bir buluş. Uyanır uyanmaz kahvaltı etmeyi de sevmezdi. Ama bu, düne kadar böyleydi. Tek başına edilecek bir kahvaltı için fazlasıyla mükemmel bir sofra hazırladı kendine. Gözü sigara paketine takıldı. Dayanılmaz bir istek duydu içinde sigaradan bir nefes alabilmek için. Tabii, vazgeçiverdi. Önce iyi bir kahvaltı, ardından günün vazgeçilmezi kahve ve sigara olacaktı. "Sigaramı değiştirmek istemiyorum" diye mırıldandı kendi kendine. Onu seviyorum. Sigaramı seviyorum diye bir şarkı uyduruverdi hemen. Sonra birden utandı. Sesini iğrenç bulurdu. Oysa çok hoşuna gitmişti şimdi sesi. Değişimin ayak izleri hemen belirmişti odanın ortasında.

"Acaba müzik dersi mi almalıyım?" diye düşündü. "Yok, en iyisi acele etmemek. Her bir şeyi sıraya koymalıyım. Hayır! Artık hiçbir şeyin sırası, sıralaması yok hayatımda, an, neyi gerektirirse onu yaşayacağım, hayatımı programlamayacağım" dedi sesini kalınlaştırarak. Hadi bakalım kolay gelsin...

Eski telefon defterini aradı buldu. Unuttuğu eski arkadaşlarını arayacaktı birer birer. Bu biraz zor olacaktı onun için. Çünkü yıllardır kimseyle görüşmemiş ve arkadaşlarından gelen görüşme önerilerini hep reddetmişti. Ya şimdi onlar istemezse diye geçirdi aklından. İyi bir bahane bulmalıydı. "Değişmeye karar verdim derim, yok olmaz; özledim desem, daha önce aklın neredeydi demezler miydi? Aman canım niye desinlerdi, başladım yine kılı kırk yarmaya. Boşver. Ne derlerse desinler hayat benim.

Bu değişim bende bencillik duygusunu da çıkarıyor ortaya. Oysa eskiden ne istediğimin bir önemi yoktu. Sanki başkaları mutlu olsun, onların dediği olsun diye yaratılmıştım.

Ama yaşamak sırası bana da geldi" dedi. Eski kocasının arkadaşlarını da arayacaktı. Bu işe en çok onlar şaşıracaklardı. Çünkü onları hiç sevmezdi. Artık sevebilirim diye düşündü. Telefonun başında uzunca bir süre durdu. Ahizeyi eline aldı. Gözü duvarda asılı olan natürmort tabloya takıldı. Artık eskiden olduğu gibi hoş görünmediğine karar verdi ve telefonu yerine bıraktı. Tabloyu asılı olduğu yerden çıkarıp salonun bir köşesine fırlattı. Biraz sinirli görünüyordu. Şu eski arkadaşları yeniden arama işi biraz canını sıkmış olmalıydı. Neden bu kadar gergindi ki? Alt tarafı bir telefon açacaktı.

Görüşmeyi istemezlerse telefonu kapatabilirdi. Nasıl olsa yüz yüze değillerdi. Telefon işini biraz ertelemeliyim diye düşündü. Mutfaktan en büyük çöp torbasını alıp salonun orta yerine koydu. "Eskiye ait ne varsa atacağım. Bunlar evden gitmezse yerine yenileri gelmez" diye mırıldandı. Önce, camın önündeki fiskos sehpanın üzerinde duran eski fotoğraf çerçevesi girdi çöp poşetinin içine. Gençlik fotoğrafını bile almadı içinden.

Masanın üzerindeki örtüleri, bibloları, yanmış mumları, kasenin içinde duran ıvır

zıvırları toplayıp attı. Çoğu kez üzerinde saatlerce oturup kocasını beklediği o emektar, dededen kalma berjeri kapının dışına taşıdı. O incecik vücudu neredeyse on kaplan gücündeydi. Delirmiş gibiydi; eline geçen her şey çöp poşetinin dibini boyluyordu. Ter içinde kalmıştı. Pencerenin önüne bir sandalye çekti ve hemen sigarasını yaktı. Hep en zor zamanlarında yanında olan tek şey sigarasıydı. Her zaman üç-dört paket alırdı. Evin bir yerlerinde geceler dumansız geçmesin diye sakladığı zulaları vardı. İşini şansa bırakmak istemezdi. Sigarasından keskin bir duman çekti, sonra da çok azını dışarı saldı. Gözü karşı evin balkonundaki kadına takıldı. Kadın yıkadığı çamaşırları özenle sepetin içinden çıkarıyor, silkeliyor bir daha silkeliyor ve ipe asıyordu. Rengârenk bebek elbiseleriydi ipe asılanlar. "Kız çocuğu varmış" dedi kendi kendine. Babası ne çok severdi kız çocuklarını ve her seferinde "Keşke diğer çocuklarım da kız olsaymış" diye hayıflanıp dururdu. "Eğer şanslı biriysen senin de kızın olur" demişti. Baba, benim çocuğum olmuyor demeye dili varmamıştı bir türlü. Gözleri doldu birden. Keşke benim de bir 'çocuğum' olsaydı diye geçirdi içinden. Eski eşiyle çocuk yapma girişimleri sonuçsuz kalmıştı. Kendini bir suçlu gibi hissederdi. Böyle düşünmesinde kocasının da payı büyüktü elbette. "İskelet gibisin, bu vücut çocuk tutar mı?" diye söylenip dururdu.

Ama her seferinde doktora gitmeyi reddeden de kendisi olurdu. Ona inat, suçsuzluğunu kanıtlamak için herhangi biriyle yatmayı bile düşünmüştü zamanında. İkinci sigarayı yakarken tüyleri dökülmüş halıyı fark etti. Bunu da atmalıyım diye söylenip bitmiş sigarasını halının üzerinde ayağıyla eziverdi. "Acaba bu evden de mi çıksam, evet evet bu eski evi de terk edip gitmeliyim" diye bağırdı yeni bir şey icat etmiş edasıyla. Sevinci çok uzun sürmedi. Özdemir Asaf'ın o çok sevdiği sözü geldi aklına "Benim için mutluluk, bir kibrit çöpü ne kadar yanarsa". Kibrit çoktan sönüp gitmişti.

Vazgeçmeliyim bu deli sevdadan diye düşündü. Kocaman bir sıkıntı, içine bir yılan gibi çöreklenip oturdu. Oysa, ne kadar heyecanlı görünüyordu. Artık babası da yoktu, kocası da. Tek başınaydı. İstediği ne varsa yapabilirdi. Büyük bir hızla gelip aklına giren bu olumsuz fikir, aynı hızla aklından çıkıp gitti. Umarım bir daha gelmezler. Çamaşır asan kadın içeri girmişti bile. O da işinin başına dönmeliydi artık. Bu 'Değişim' işini yalnız bırakmaya gelmiyordu, baksana hemen kendine bir yol bulup tekrar eskisi gibi umutsuzluğa düşmesine neden oluyordu başı boş kaldığında. Telefon defterini aradı. Bulamadı. O da çöp poşetinin içine girmişti galiba o hengamede. Ne iyi oldu diye düşündü. Bu kez de onu arasınlardı. Hem hayatında zaten hiç olmamışlardı ki. Ne fark ederdi. Hem böylece yeni insanlara da şans tanımış olurdu. Evet, iyi fikirdi. Çöpleri mutfağa taşırken antredeki boy aynasında gördü kendini. Yüzü ne kadar da solgun görünüyordu. "Gerçekten iskelet gibiyim" dedi. Upuzun bir sopa gibi. Nerede duracağını bilmeyen. Biraz kilo almalıyım. Kilo almalıyım. Yapmalıyım, etmeliyim, söylememeliyim, düşünmemeliyim. Yine aynıydı. Değişen bir şey yoktu ki... İşte o tanıdık karamsarlık çökmüştü içine. "Değişeceğim de ne olacak? Baksana aynıyım işte.

Aynı. Sürekli kendini tekrar eden. İğnesi takılmış plak gibiyim. Ne zaman biteceğine karar veremeyip, öylece dönenen, başıboş kalmış plak gibi. Bu bedenden bu ruh gitmedikçe... Önce ruhum... Ruhumu yenilemeliyim. Öldükten sonra bir yaşam var ise eğer. Neden olmasın? Bugün parlak fikirler bulma günündeyim" dedi son söz olarak.

Çöp yığınını antrede bırakmış ve pencere önündeki koltukta oturmuş buldu kendini.

Gözleriyle salonun her yerini taradı. Bir radar gibi. Tablonun çıktığı yerde eskiden

kalma badana izleri kötü görünüyordu. Kim boyayacaktı? Neyse birileri bulunurdu

elbet. Sandalyeye sırtını yasladı, gerindi. Ne çok yorgun hissediyordu kendini. Öyle ya, bugüne kadar hiç bu kadar çok şeyi bir arada yapmamıştı. Gözü avizeye takıldı.

Boyunu biraz uzatsam mı diye düşündü. Evet belki odanın içi daha aydınlık olurdu. Bir amazon gibi hemen yerinden fırladı. Gidip oklarını kuşanmalıydı. Oflaya puflaya kocaman bir merdiven getirdi yüklükten. "Kollarım güçlü hâlâ" dedi. Uzunca bir kablo bulmalıydı. Bu elektrik, priz, fiş işlerinden de hiç anlamazdı ya neyse. Doping almış gibi, aslında, kendisine fazla gelen bir enerjiyle evin her yerini aradı. İçi bir sürü işe yaramaz eşyayla dolu mutfak çekmecesinde buldu kabloyu. Onun için merdivenin en üst basamağına çıkmak da pek kolay değildi. Ama zoru seçmişti bir kere. Önce avizeyi çekti çıkardı çengelinden. Sanki defalarca bu işlemi yapmış gibi görünüyordu.

Darağacını hazırlar gibi kabloyu avizenin asılı olduğu çengele geçiriverdi bir çırpıda. Bu ne el marifetiydi böyle. Yükseklik biraz başını döndürdü galiba. Vücuduna biri asılıyormuş gibi hissetti. Onu boşluğa doğru çeken. Kabloyu asılı olduğu yerde bırakıp aşağıya indi merdivenden bir sincap gibi. Avizeyi alacaktı herhalde. Almadı. Müzik dolabını açtı. İçine bir plak yerleştirdi ve tekrar merdivenin en üst katına çıktı. Müzik başlamıştı. Babasının en çok sevdiği şarkıydı bu. "Beklenen Şarkı"... Babasını düşündü. eski kocasını düşündü, annesini düşünemedi bile. Ona ait çok az anı vardı belleğinde.

"Annem olmadı. Ben anne olamadım. İskelet gibi vücut çocuk tutar mı hiç? Tutmaz" dedi. Parça en can alıcı sözlerle devam ediyordu. Kablonun sağlamlığını kontrol etti. Dönüp göz ucuyla avizeye baktı ve "döndükten sonra" dedi yarı acı bir gülümsemeyle...





Görüntüleme sayısı: 325 | Yazdır | E-Posta

Yorumlar (4)
RSS yorumları
1. 10-04-2008 02:28
Bazen şans tanımak gerekir hayata ve ken
İskelet görünüşlü, annesi olmayan ve anne olamayan, kaderin tüm cilvesinden sıyrılıp değişmeye karar veren ama hayatın kendinde bıraktığı izler yüzünden değişmeyi bu kadar kolay beceremeyen kadına ne denir bilmem ki? Belki de böyle durumlarda "yeniden doğmak" gerekir. hayata ve kendimize bir şans daha tanımak gerekir. Hem de her şeye rağmen.  
Bu öyküyü çok beğendim. Emeğinize ve yüreğinize sağlık.
Misafir
Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin.
2. 11-04-2008 01:05
ahhh...
Nefis olmuş arkadaşım... "Beklenen Şarkı"yı dinleyip ağlamalı şimdi.
Misafir
Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin.
3. 17-04-2008 20:10
Yanıtsız sorular
Her ne kadar değişmeye karar vermekle istenilen değişimler gerçekleşmiyorsa da öyküdeki kadının değişim hazırlıklarının anlatımı etkileyici. Değişim zor olmasına zor da insanlar en çok kendilerinden sıkıldıkları yahut memnun olmadıklarında mı değişmeyi isterler? Öyküyü severek okudum sorular sordum yanıtsız
Misafir
Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin.
4. 19-04-2008 21:47
keşke
değişime başlamak için attığı her adımdaki hislerini ne enterasandır ki ta içimde biryerlerde hissettim.hemde hayatımın hiçbir döneminde bu kadar köklü bir değişim yaşamak zorunda kalmamış olmasam bile. 
çok güzel bir anlatım. tad aldım.
Misafir
Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin.

Yorum yaz
İsim:
E-posta:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.
Basit işlemi yapmanız gerekiyor: 5 + 0 =

powered by AkoComment Tweaked

 
< Önceki   Sonraki >