|
Karışık Otobüs Notları
- -Üşüyorum.
-
Otobüs, Ankara’dan yola
çıkıyor. Yanımdaki koltuk boş. Defter, kalem, kitap,
harita. Burası, küçük bir hücre.
-
Hücremde yedi gün
yalnızım. Düşünebilir, geniş pencerelerden dışarıyı
gözleyebilirim. İçime bakabilirim. Biliyorum ki, her
gezide olduğu gibi, dışarısı hatırlatıyor. Düşünceler
onarabilir, değiştirebilir. Isıtabilir.
-
Rehber, eline mikrofonu alıyor.
Grubun, sessizce yaşanan yola çıkış heyecanını bozuyor.
Tanışacağız. Nasıl mı? Bunun için, herkes iki soruya
yanıt verecek. Kimiz, ne iş yapıyoruz ? Neden Doğu Anadolu’ya
gitmek istiyoruz ? Basitçe atlatıyorum soruları. Artık
beni "tanıyorlar" !..
-
Biçimleri gözümün
önünden gitmiyor. Önce tekti. İrice, kahverengi.
Endişeyle, silmek için kâğıt mendil kullandığımda,
camın üzeri toz kâğıtlarla doldu. Yapmamalıydım,
diyorum. Onları güçlükle savuşturduktan sonra,
iki küçük siyah nokta daha peydah oldu. Çoğalmasına
şaştım. Henüz yolun başındayım. Bütün
fotoğraflar lekeli çıkarsa ya…
gibi. Hep doğuya doğru,
sonsuzca gidebilirim.
-
Kuzeye ya da güneye.
Isı neredeyse.
-
Boyuna, bir yerlerde durup,
‘lâvabo’ ya gidiyoruz. Tuvalet ya da yüznumara (her
ne ise) yerine geçen ‘lâvabo’ sözcüğü,
sinirimi bozuyor.
-
Sarıkamış’a geldik. Hiç
durmadan fotoğraf çekiyorum. Kaşı gözü güzel,
yakışıklı bir adam yanıma yaklaşıyor. Çoban olduğunu
söylüyor. Uzun uzun, büyük meselelerinden,
doğudaki terk edilmişliklerinden sözediyor. Dilsizim sanki.
Ne diyebilirim ki… Batıdan gelen bir beyazım ben. Sadece
utanıyorum.
-
Ben susup dinledikçe,
söylediklerini ilk kez duyduğumu düşünüyor
olmalı. Öyle yakın ki bana, içimi ısıtıyor. Hem de
öyle uzaklardan geliyor sesi.
-
Ankara’ya , meclistekilere haber
yollamak istiyor bizimle. İlgilenirler, değil mi? Birkaç
torpillinin bir telefonu yetiyormuş oysa. Uzunca konuşuyoruz.
Fotoğrafını çekerken, bana çok güzel gülüyor.
Belki de, sadece objektife…
-
Geniş ovalarda sürüler.
İlkbahar, yeni gelmiş doğuya. Yüksek, dik yamaçlı
dağlarla, genişlikler bir arada. Ne ova sıkıyor insanı, ne dağ
boğuyor.
Birbirini tamamlıyor işte.
Doğuda denge.
Bir dağ, kendini böylece
ele verebilir.
-
Çıldır’da,
‘lâvabo
işinin’ zor olacağını söylüyor rehber. Çıldır
Kaymakamlık binasından izin alınıyor. Otobüsten boşalan
grubun tuvalet için koşarak
kaymakamlığa girmelerini
seyretmek, oldukça eğlendirici…
-
Grubun kaymakamlıktaki
tuvalet macerasıyla ilgili, komik bir oyun yazmak isterdim.
“Bu kadar insan, bunca
yolu, hakkaten Çıldır’ı görmeye mi gelmiş?”
-
Gün batacak. Çıldır
Gölü çevresindeki yemyeşil doğa, ıssızlık,
yoksul köyler, koylar, gölün üzerindeki
bulutların suya düşen koyu gölgeleri, çisildeyen
yağmur, sonra sağanak, birden açılmaya başlayan gökyüzü,
gölün çevresini döndükçe bizi
terketmeyen gökkuşağıyla, gölün sessizliğinin
bende yarattığı melankoliyi hemen yok etmeli.
Devam edecek....
Görüntüleme sayısı: 499 | Yazdır | E-Posta
powered by AkoComment Tweaked |