www.ikiciftlaf.net
Otobüs Notları Yazdır E-Posta
Zehra Başar   
Karışık Otobüs Notları

  k026.jpg

  • -Üşüyorum.
  • Otobüs, Ankara’dan yola çıkıyor. Yanımdaki koltuk boş. Defter, kalem, kitap, harita. Burası, küçük bir hücre.

  • Hücremde yedi gün yalnızım. Düşünebilir, geniş pencerelerden dışarıyı gözleyebilirim. İçime bakabilirim. Biliyorum ki, her gezide olduğu gibi, dışarısı hatırlatıyor. Düşünceler onarabilir, değiştirebilir. Isıtabilir.

  • Rehber, eline mikrofonu alıyor. Grubun, sessizce yaşanan yola çıkış heyecanını bozuyor. Tanışacağız. Nasıl mı? Bunun için, herkes iki soruya yanıt verecek. Kimiz, ne iş yapıyoruz ? Neden Doğu Anadolu’ya gitmek istiyoruz ? Basitçe atlatıyorum soruları. Artık beni "tanıyorlar" !..

  • Alnımı pencerenin camına dayıyorum. İçimde heyecan. Doğu’ya merak.

  • Konuşanları dinleyemiyorum. Aklımda toz zerrecikleri.

  • Biçimleri gözümün önünden gitmiyor. Önce tekti. İrice, kahverengi. Endişeyle, silmek için kâğıt mendil kullandığımda, camın üzeri toz kâğıtlarla doldu. Yapmamalıydım, diyorum. Onları güçlükle savuşturduktan sonra, iki küçük siyah nokta daha peydah oldu. Çoğalmasına şaştım. Henüz yolun başındayım. Bütün fotoğraflar lekeli çıkarsa ya…

  • İçimde soğuk rüzgârlar esen bir kuyu. İçimde düşkırıklığı.Üşüyorum.

  • Bedenimi, ruhumu ısıtmak isterdim. Geride bıraktığım hiç kimse, hiçbir şey yokmuş

gibi. Hep doğuya doğru, sonsuzca gidebilirim.

- Kuzeye ya da güneye. Isı neredeyse.

  • Erzincan yolu. Şu dağlarla, gene bir serüvenim olmalı. Uzak yükseklikler, bir şeyler söylemeye başlıyor bile .

  • Otobüste okurken, yazarken midem bulanıyor. İlk iki gün hiç not alamadım. Erzincan, Erzurum geçti… Şimdi daha az rahatsızım.

  • Erzurum, “Cağ kebabı. Civil peyniri.” C ?

  • Yağmur yağıyor. Aras nehri uzun süre yol arkadaşlığını bırakmıyor. Düşüncelerim onda.

  • Boyuna, bir yerlerde durup, ‘lâvabo’ ya gidiyoruz. Tuvalet ya da yüznumara (her ne ise) yerine geçen ‘lâvabo’ sözcüğü, sinirimi bozuyor.

  • Sarıkamış’a geldik. Hiç durmadan fotoğraf çekiyorum. Kaşı gözü güzel, yakışıklı bir adam yanıma yaklaşıyor. Çoban olduğunu söylüyor. Uzun uzun, büyük meselelerinden, doğudaki terk edilmişliklerinden sözediyor. Dilsizim sanki. Ne diyebilirim ki… Batıdan gelen bir beyazım ben. Sadece utanıyorum.

  • Ben susup dinledikçe, söylediklerini ilk kez duyduğumu düşünüyor olmalı. Öyle yakın ki bana, içimi ısıtıyor. Hem de öyle uzaklardan geliyor sesi.

  • Ankara’ya , meclistekilere haber yollamak istiyor bizimle. İlgilenirler, değil mi? Birkaç torpillinin bir telefonu yetiyormuş oysa. Uzunca konuşuyoruz. Fotoğrafını çekerken, bana çok güzel gülüyor. Belki de, sadece objektife…

  • Sarıkamış’ta iş bekleyenlerin, önünde öbek öbek durduğu meydan kahvesinin çevresinde dolaşıyoruz. Konuşuyorlar : ”Bunlar Türk’dür. Doğuyu görmeye gelmişlerdir…” Ben burada ne arıyorum ?

  • Geniş ovalarda sürüler. İlkbahar, yeni gelmiş doğuya. Yüksek, dik yamaçlı dağlarla, genişlikler bir arada. Ne ova sıkıyor insanı, ne dağ boğuyor. Birbirini tamamlıyor işte. Doğuda denge.

  • Büyük bir sürünün bütün hayvanları , başlarını aynı yöne döndürerek otluyor bozkırda. Rüzgârı arkalarına mı aldılar? Karşılarına mı?

  • Harap, kerpiç evli köyler. Aralarında, iki katlı betonarmelerle köyün zenginleri...

  • Doğuda çatılar, alüminyum kaplı. Karla, yağmurla bir ilişkisi olmalı.

  • Kars yolunda, obsidyen tepeleri. Güneşte pırıl pırıl parlıyor dağlar. Siyah, parlak taş. İşlenebilir…

Bir dağ, kendini böylece ele verebilir.

  • Çıldır’da, ‘lâvabo işinin’ zor olacağını söylüyor rehber. Çıldır Kaymakamlık binasından izin alınıyor. Otobüsten boşalan grubun tuvalet için koşarak kaymakamlığa girmelerini seyretmek, oldukça eğlendirici…

- Grubun kaymakamlıktaki tuvalet macerasıyla ilgili, komik bir oyun yazmak isterdim.

  • Otobüsün açık kapısından, otobüs muaviniyle Çıldır’lı bir adamın konuşmaları duyuluyor. Adam, alaycı gülümsüyor.

“Bu kadar insan, bunca yolu, hakkaten Çıldır’ı görmeye mi gelmiş?”

  • Otobüstekiler kendini tanıtırken, ön sıralarda oturan bir adam, 69’da doğuda bir ‘devrimci köprü’ inşa ettiklerini söylüyordu. Kimdi o? Bulup konuşsam… Hangisiydi?

  • Gün batacak. Çıldır Gölü çevresindeki yemyeşil doğa, ıssızlık, yoksul köyler, koylar, gölün üzerindeki bulutların suya düşen koyu gölgeleri, çisildeyen yağmur, sonra sağanak, birden açılmaya başlayan gökyüzü, gölün çevresini döndükçe bizi terketmeyen gökkuşağıyla, gölün sessizliğinin bende yarattığı melankoliyi hemen yok etmeli.
    Devam edecek....





Görüntüleme sayısı: 523 | Yazdır | E-Posta

Yorumlar (1)
RSS yorumları
1. 10-05-2008 01:07
Devamı....
Bu gezi yazısını bir solukta okudum. Emeğinize sağlık. Devamını merakla bekliyorum.
Misafir
Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin.

Yorum yaz
İsim:
E-posta:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.
Basit işlemi yapmanız gerekiyor: 5 + 4 =

powered by AkoComment Tweaked

 
< Önceki   Sonraki >