| Kader |
|
|
| Derya Cebecioğlu | ||||
|
Deliydi vallahi. Ama, o bildiğiniz delilerden değil. Kimbilir hangi aysız geceden çalınmış esmer teninde, teninden de esmer gözleri hiç görmediği denizlerden yakamozlar aşırmış gibiydi. Gözleri değil saçlarıydı maviye çalan. Uzundu önceleri ama kısalttı bir sabah, hergün örmek zor geldiğinden. Uykulu sabahlarda iki lokma yufka çiğnemek bile zul gelir çünkü Kader kıza. Şimdi ensesinden bir at kuyruğu yapıp, üstüne de entarisini geçirdimiydi, hazır işe gitmeye Mısır boylu, çalı gövdeli, kalın belli, kalın bilekliydi. Kara gözleri fıldır, parlak dişleri sırma, bir de koyverdi mi o şakrak kahkahasını, nesi 19’unda taşra kızı, yedi düvelin yosması derdi bilmeyen. Ama o yürek... O can, o cam, o çocuk yürek yok mu, bir kapıdan bir kapıya laf dolaştıran fesat kumkumaları bile edecek laflarından utanır da çok çok “deli kız işte” derlerdi bahsi geçince. Deli kız... Dolu kız... Çok değil üç ay evvel, o fidan delikanlının büyük şehirden sürgün gibi gelip fabrikada işe başlamasıylan hepten dellendi bizim Kader. Bir sevda bir sevda ki bunlardaki, sevda değil yangın. Sanki hep çırpı hep kozalak yer gök, bir köz bir har alevlendi tüm kasaba. Sevginin, saflığın, gönül şenliğinin kıvılcımlarını sıçrattılar her bir eve. Bunları eskaza birbirleriyle gördü mü kasabalılar –eskaza diyorum çünkü onlar kendi kuytularında şakırlardı birbirlerine- herkesin gözleri ışıklanır, koca koca gülüşlerle sıvanırdı suratları, kendileri değiyorlarmış gibi onların yürekleriyle gökyüzüne. Nasıl özenirdi onlara alem, nasıl.. Çünkü akılları hissettikleriyle, gençlikleri düşleriyle sınırlıydı sade. Başkaca sınır tanımıyordu yürekleri. Yine yemek üstü, patrondan saklı, zamandan çalıntı, kendi kendilerine yaratıverdikleri bir çay molasında bır bır bır konuşuyordu Kader. Mahmut’unu anlatıyordu. - Öpmesi başka, koklaması başka... Nereme deyse canım orama kayıyo valla. Bir basalım nikahı da, asıl o zaman anlatcam. Anlatcam da cakalancam cümlenize. Şehir görmüş ne de olsa. Kibar adam. Buraların öküzüne benzer mi? - Kız sen nerden biliyon buraların öküzünü de lafını ediyon? Hangisine elletmişliğin oldu da, bu başka, diyon? diye fesatlandı Gülcemal. - Aaa, tövbe tövbe! Üstüme iylik sağlık. Ayol sizden öğreniyom ben Gülcemal Ablam. Dinliyom da biliyom. Daha iki gün önce sen demedi miydin “öküz neremi elleyeceğini bile bilmiyo, hadi bilmedin bari elleştiğin yeri memnun et, diye? Yüzü kızardı Gülcemal’in. Gerçi kendiydi anlatan burdaki herkese her bir şeyini ama böyle hep birlikte otururken, ulu orta lafı edilsin de istemezdi doğrusu. Sertlendi, terslendi Kader’e: - Sus kız! Deli deli konuşup durdun gene. Oyaladın iyice bizi. Haydin kardaşlar iş başına. Biz başında durdukça bitmez bunun zırvaları, deyip hızla içeri seyirtti. Hınzır hınzır güldü öteki kadınlar. Yavaş yavaş dağılırken herkes, biri kolundan çekip geri bıraktırdı Kader’i: - Kız konuşulmaz böyle şeyler ulu orta. Tut şu dilini. Mahmut da Mahmut. Ne demez adama bu karılar. Vallah orospuya çıkacak adın. Bak Pembe Teyze dediydi dersin. - Amaaan be Pembe Teyze. Yüreğimdir çağıldayan benim, dilim aracı sade. Neyini gizleyeymişim, ayıp mı? Sevdik işte. Ne var? - Ben bilmem. Dediydi dersin, deyip yürüdü gitti kadın. Bir omuz silkip gitti peşi sıra Kader de. Dudakları tüm yüzüne yayılıverdi gene durduk yere. Belli ki Mahmudunda aklı. Mahmut da farklı değil Kader’den. İnansa şükredecek Allah’ına onu karşısına çıkardığı için. Adaklar kesecek, kurbanlar sunacak altarlarda. Bir süre için ortalıktan kaybolması istendiğinde, rasgele gelip, geçici yerleştiği bu kasabada, günü kurtarmak, biraz da işçiyle memleketten, haktan, eşitlikten hasbihal için girdiği bu iş yeri, onun için bir melek saklarmış meğer ne bilsin. Kendi gibi kara kaş kara göz kara bir kızda kendinden de büyük bir yürek yakalayıverince sevda ile gümbürdedi bütün vücudu. Ne etse söz geçiremedi kendine. Bir zaman da Kader’e yazıklandı halini, ne yaparız, ne ederiz üzerinden. Onun gibi dünsüz yarınsız, cebi anca emeğiyle para gören bir serseri mayınla hayatını geçirmesin diye öğütledi bile kıza ama kızın gözü teninden de kara: - Sen beni öbür kızlar gibi mi belledin, diye dellendi hepten Kader. Cep dediğin elbet emekle gülecek. Yarın dediğin kim için açık etmiş kendini de sana edecek. Dün mü dersin bana? Hemi de bana? Ana yoh baba yoh bu köylük yerde başımı yere düşürmeden yaşadım ben kuzum. Kolay mı belledin? Asıl iş birlikte. Sen koyuyon mu yüreğini ortaya, benimkinin yanına, koymuyon mu onu söyle. Eh bu sözlere ne denir ki artık... “helal olsun kız sana” dedi içinden ama ona belli etmedi. “Ben de bunları duymak için ettim bunca mızmızlığı. Bakalım ne diyeceksin diye. Yoksa benim yüreğim seninkinden de önce ortadadır.” diyebildi sade. Böylece evlenmeye karar verdi bizim gençler. Kağıtları bekliyorlardı o günlerde. Çekilip çekilip, sarı sarıveriyorlar birbirlerini. Ah, diyor bizim deli kız arada. “Ah, içime kalsa çoktan yattıydım altına ya, elden çok senden yanadır korkum. Üç gün sonra nikahı kıymadan girdiydin koynuma deyiverirsin diye. Er dediğin karıdan çok kancıktır bu işlerde.” - Hele bak şuna neler diyor, ben mi kız Kader? Benden mi şüphe ediyorsun? Ben seni incitecek laf edeyim ha? Lâl olayım daha iyi. Sen benim meleğimsim ey kız. Senin kanadında bir tüye ters dokunsam cehennem yazgım olur benim. İçimde taşırım ateşini. Ben seni karşıma çıkaran, seni benim Kader’im edene ne dualar edeceğimi bilemezken senin dediğine bak. Ama peki. Madem kuşku düşer içine, madem üşür yüreğin, karıncalanır, ben beklerim günümü. Ölenece beklerim, tasa etme sen. O günlere denk düştü işte, sendika denen bir yerlerden iki yağız delikanlının köye inmesi. Fabrika büyük, patron büyük. Sömürü de büyük elbet. Ama bir karşı duranı da vardır. Varmış. Artık bilinecek. Lakin herkes duydu da geldiklerini patron mu duymadı? Duydu elbet. Birgün paydos sonrası açılmadı kapılar. Dediler konuşma var. Önce güzel yollu “Ekmeğinizle oynatmayın elin itlerini” derken, sert bitti sonu. “Görürsem işitirsem yakarım tuttuğumu”. Velhasıl korktu insancıklar. Delikanlıları gören yüzgeri edip gidiyor. “İstemiyoruz, istemiyoruz...” sesleri her tarafta. Kim konuşur bu delikanlılarla? Eh bir Mahmut bir de Kader. Kader dedikse anladığından bildiğinden değil. Kalbinin temizliğinden sade. Birgün oturmuş oğlanla muhabbete, anlatır da anlatır kıkırdıya kıkırdıya. - Eeee, dedi oğlan. Benim senden istediğim işçilerin halidir. - Ben işçiyim ya, dedi Kader. İşte de benim halim. - Tamam da, benim demem, iş, güç, patron, koşullar... Sende laf varsa yoksa Mahmut, varsa yoksa sevdan. - Ee Mahmut da işçidir be ağbi. Sabır kallavi oğlanda. Alışkın bunlar gibisine. - Be güzel kızım, rahat mısın, hoş musun sen bu iş yerinde? İnsan gibi davranırlar mı sana ? - Bildim ağbi. Bildim ben senin derdini ya, sen benimkini bilmiyon. Hak diyosun, biz şuncacık hayatımızda nerde hak gördük ki burda arayalım. Doğru olandan daha fazla çalıştırmak diyosun, ben daa beş yaşımdaydım evin yükünü omzuma aldığımda. Ortalık süpür, küçüğüne bak, bi tas çorba pişir tarladan dönenlere, daha da gücün kalırsa git bahçede sen de salla çapanı. Benimkileri yangın aldı da ondan rahat kaldım böyle. Rahat dedim a, aman ha, Allah kimseyi rahat komasın. Diyeceğim, bizde çok çalışmak küçükten ezberimizde. Ama devlet diyon, biz devlet mi gördük bi suç işlemedikten gayrı...Anca korkarız adı geçince. Biz kim devlet kim? Yok ağbi, size hayır çıkmaz bizim buralardan. Boşa yorma kendini. Kime sorsan, Allah’a şükredecek, bugünümüzü aramamayı dualıyacak hepsi o. Uzaklardan gelmişsin, niyetin de iyi ya, bi de şunu gör. Geçtiğimiz yerlerden geçsen çokdaan düşüp ölmüştün sen. Kader böyle böyle dedi. Kader buralı. Lakin Mahmut öyle mi ya? Zaten hamurunda var bu işler bu güçler. Adamlarla konuşalı karardı neşeli gülüşler. Sevda yine aynı sevda gönlünün derininde ya, başladı geceleri derin derin düşünmeye. “Ne işim var benim burda? Nasıl çıktıydık yola, şimdi bu mu son durağım?” diye diye sabahı sabah etmede. Bir de patron duyup da bunun sendikacılarla sıkı fıkılığını, atmasın mı bunu işten! Al sana hepten kara düşünce. Yok, evlenip çoluk çocuk köşesinde yaşayamaz Mahmut. Onun ülküleri var, büyük büyük hedefleri. Vatan diye uğraşana uymaz bu gönül işleri. Mahmut sessiz, Mahmut mutsuz, Mahmut düşünceli. Eski Mahmut değil yani. Üç aylık mutlulukmuş Kader Kız’ın görüp göreceği. Hele kimselerden yüz görmeyip gidecekleri gün, o sendikalı oğlanlardan biri alıp Mahmut’u karşısına “Kardeş sen buraların insanı değilsin. Ne kadar kalacaksın, ne kadar yaşayabileceksin böyle?” diyeli beri hepten dalar oldu gözleri. - Bilmiyorum, dedi Mahmut. - Peki o bilmediğin zamandan sonra, yani sen bu ait olmadığın hayata arkanı dönüp gidince o kıza ne olacak? - O bir melektir, diye dikeldi Mahmut. - Yaaa, dedi oğlan. Kaderini ellerine bırakmış bir melek. Yazgısını yanlış çizmeyesin diyedir lafım. Yazık etmek yazık olur çünkü böyle bir kıza. Yazık etmek yazık olur elbet. Lakin Kader anlamaz mı? Kader görmez mi Mahmut’un halini? Katıksız sevda bu, öyle sizin bildiğiniz gibi değil. Tek bir kara bulut görmek istemez sevdiceğinin gözünde. Dünyayı yakar, kendini mi yakmayacak? Bir gün gene kuytu, gene sessiz beraberken, herşeyi göze alıp söyledi Kader: - Sen git Mahmut. Sana ben de buralar da dar gelmede. Yüreğin sevdamdan da büyük atmada. Bildim ben. Böyle görceğeme seni, uzaktadır, kendi gibilerledir derim daha iyi. Ben eşimle dostumla, işimle gücümle eyleşir giderim dert etme. Sen bilirsin ben iyiyim, ben bilirim sen iyisin. Herkes kendi yerinde. Yazgımız buymuş elden ne gelir. Kem küm bile edemedi Mahmut. Biliyor çünkü bugün olmasa yarın olacak bu iş. Uzatmadı hiç, çekti gitti bir gece. Kafası zaten yola çıktıydı ya, yürek işte. Bir daha Mahmut lafı etmedi Kader. Ama sanırsınız o da gitti o gece. Deli kız, dolu kız oldu “yazık kız”, “zavallı kız” kasabalının dilinde.
Görüntüleme sayısı: 418 | Yazdır | E-Posta
1. 09-05-2008 19:12 Çok güzel Bu öyküde bir şey var.O deli dolu kızın yüreğinden çıkıp okuyucunun yüreğine ulaşan bir yangın var bu öyküde. Öyküyü okuduktan sonra insan kendini Kadermiş ya da Mahmutmuş gibi hiseddiyor. Çaresizliği yaşıyor iliklerine dek. Çok canlı bir öykü olmuş. Yüreğine sağlık deryacım. Misafir 2. 22-07-2008 00:36 Çok güzel Çok muhabbet tez ayrılık getir meseydi iyiydi ya ben de yazık- landım her ikisine de ama en çok da Kader'e. (Allah kavuştursun:) Misafir Yorum yaz powered by AkoComment Tweaked |
||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



- İlahi Kader. Delisin valla.
Hem de zır delisin.
