| Mektup |
| Alican Yardım | ||||
|
Şu anda, benimle birlikte dün geceden beri yaş döken gökyüzünün, betonu ve teneke damları döven sesleri arasında, internetten indirdiğim biraz Jan Garbarek biraz da Sade şarkılarıyla masamın başında oturuyorum. Nedense bir haftadır çevirip çevirip dinlediğim Sade'nin "Cry to Heaven" (cennete ağlamak) ve Jan Garbarek'in gregorian ve ortaçağ rahip korosu seslerine eşsiz saksafonuyla eşlik ettiği "O Ignis Spiritus" (Latincem olmadığı için İngilizceden çağrışımla spirit yani ruh) adlı parçayı dinlemekteyim. Dün akşam haberi aldığımdan beri düşündüğüm tek şey anneannemin gülen yüzü. Bugünse uykuyla uyanıklık arasında düşündüğüm, dedemle yıllarını geçirdiği yatakta meleğin gelip de haberi verdiği anda nasıl tevekkül ve aynı güler yüzle, biraz da çocukluğuna dönmüş olarak, yani daha çok küçük bir kız olarak meleğin elini tutuşu ve huzurla birlikte odadan ayrılmaları oldu. Ben anneannemi hep güler yüzlü hatırlıyorum galiba, ya da ben yanındayken hep gülümsüyordu. Dedeminse son yılbaşı yemeğinde anneanneme yağdırdığı iltifatlar ve onsuz yapamayacağı hakkındaki sözleri aklıma geldikçe ayrı bir hüzün kaplıyor içimi. Ne denli yalnız hissediyordur şimdi kendini, benim hep yaşamak istediğim ve çoğu insanın hayallerini süsleyen o büyük aşkı yaşayan ve yaşlayan adam. Ve sen, tanıdığım en güçlü insan... Kadın-erkek kavram ve becerilerinin üzerinde ruhani bir güçle yaşayan, yaşatan bir gizli güç, anne gibi, baba gibi, eş kalıplarına girmeyen sevgili, güzel Mine, dost Mourice, annem, benim annem. Dediğin gibi güçlü olmalıyız. Ve sen yine daha fazla. Biliyor musun, bu zor görevden dönünce bir ehliyet alacağım ve seninle görmediğimiz neresi varsa her yeri görmeye gideceğiz. Kazandığım parayla kocaman bir LCD televizyon ve DVD alıp izlemediğimiz her filmi izleyeceğiz. Tatmadığımız her çeşit yemeği, obez olmadan, yiyeceğiz. Sana sarı laleler almasam da çiçek pazarından, papatyalarla uyandırıp, yaptığım eşsiz kumpirle Pazar günlerini şabat havasında geçireceğiz. Belki biz de bin yıldır tapınakta yaşayıp da sonra özgür kalan ve herşeyi yeni keşfediyor gibi davranan Uzak Doğulu turistler gibi oluruz. Sanırım benim şu havayolu şirketlerinden birine kapağı atmam hem maddi olarak hem de kolay seyahat etmek açısından bize yardımcı olacaktır. Enrico Brizzi isimli İtalyan yazarın "Dikbaşlılar" adlı kitabını bitirdim. İtalya'da yaşayan ergenlik dönemindeki, rock-punk dinleyip, okumayı seven, biraz uçarı bir gencin aşık olmasıyla beraber yaşadıklarını anlatan güzel bir kitaptı. Bilirsin Latin ve Latin Amerika topraklarının yazarları, hikayeleri ve dilleri beni hep mutlu etmiştir. Ta ki bana ilk kitaplarımı aldığından, yani Steinbeck'in "Yukarı Mahalle" ve "Ay Battı"sından beri. (Hatırlıyorum da daha ben onları okumamış ve "Beyaz Diş"te tökezleyerek ilerlerken, Halit dedem büyük bir ciddiyetle ve kısa bir zamanda diğer iki kitabı okuyup bitirmişti.) Erendiz Atasü'nün kitaplarından sonra bayağı iyi geldi bu kitap. Aşkı Latin'ce yaşamak ne güzel, tutkulu ve doğal. Hemen Cesaria Evora'ları, Monica Molina'ları indirmeye başladım internetten. Bu arada haftasonu çıktığım çarşı izninde dayanamayıp, uzun bir aradan sonra girdiğim internette Facebook isimli furyaya kendimi üye yapıp, sonra günlerce sürüye ait olma durumunun verdiği suçluluk duygusuyla kendimle savaştım. Hâlâ da bu konuda tereddütlerim var. Nedense bu sürü durumu beni rahatsız etti. Yakında silerim üyeliğimi herhalde. Yaşasın özgürlük. Biraz da ikiçiftlaf sitesine göz gezdirip, yazıları, aklımda bir sürü şey uçuşaraktan okudum. Gözüme yine İdil'in yazdığı, Alican sen ne güzel bir şeysin, lafı çarptı. Mutlu oldum. Ne güzel bir söz ve bana yazmış. Sonra İdil'i düşündüm. Onun yıllar boyu hiç değişmeyen ve hep enerjik, hep mutlu, dünyanın değişik yerlerini gezerek misyonu için birşeyler toplayan özel bir büyücü grubunun üyesi olduğuna karar verdim. Yaşasın İdil. Bugün bir arkadaşımla kışlanın sınırları etrafında, daha çok insansız ve otluk kısımlarında bir yürüyüşe çıktık. Çiftçilik hayalleri kurarken ağzıma iliştirdiğim bir buğday dalının aslında ne kadar eğlenceli olabileceğini deneyimledim. Rüzgarla ve kendi ağırlığıyla savrulan dal ağzımda (Sait Faik misali) bir sağa bir sola sallanırken insansız tepeleri, tarlaları ve gökyüzünü seyretmek iyi geldi. Seni çoook çoook özledim Anneciğim. Yüz gün gibi kısa bir süre daha buralarda oyalanıp sonra kuş misali yanına uçacağım. Dünkü telefon görüşmemizden de anladığım kadarıyla insansılar sarmış etrafını. Tüm dualarım seninle minişim. Dün sıkılmış bir şekilde saatlerin geçmezliğini sayarken, sevgili dostum Fırat'ın yolladığı paket elime geçti. İçinden Goriot Baba, Yüzbaşının Kızı ve adını şimdi hatırlayamadığım, bakmak için de yerimden kalkmaya üşendiğim bir kitap daha, deniz canlılarının embriyolarının mikroskopla çekilmiş resimleri ve mektubu çıktı. Birkaç fotoğraf da koymuş dostum. Bu adam ben neyi hayal edersem yapıyor. Bu duruma kıskançlıktan çok kıvanç duyuyorum. Kendisinin de dediği gibi, bizi çeken şeyler uyuştuğu için, yaptığı, okuduğu, düşündüğü şeyleri o söylüyor ben şaşırıyorum, ben söylüyorum o şaşırıyor. Elimdeki klasikleri bitirince kesinlikle Nietzche'nin tüm eserlerini almaya ve kronolojik olarak sistemli bir şekilde okumaya karar verdim. Bundan sonra okumak istediğim yazarların eserlerini sistemli olarak okumayı düşünüyorum. Canımmm, "Ölüm Allahın emri, ayrılık olmasa..." Şimdi o gülen gözleri, tonton yanakları ve üstünden çıkarmadığı entarisiyle anneannemin bizi huzurla izlediğine eminim. Yani içime öyle doğuyor. Sana sabır diliyor, seni çok çok çok sevdiğimi bir kez daha söylemek istiyorum. Dedemin ellerinden öpüyorum. Orada olan, bizden olan, kalplerindeki sevgiyi banknotlarla çürütmemiş olan herkese sevgi ve selamlarımı iletiyorum. Görüntüleme sayısı: 798 | Yazdır | E-Posta
1. 08-10-2008 22:26 Daha ne olsun sevgili Alican Senin yazıların insanda kuvvet, emniyet ve umut duyguları uyandırıyor. Hayatı eşsiz kılan ama çoğu zamanda gözden kaçabilen ayrıntılar senin gözünden hiç kaçmıyor. Hepsini yakalıyorsun bir bir. O zaman insan diyorki: işte bu dünyada kıymetli olan şeyleri görebilen gözleri, hissedebilen yüreği olan insanlar var. Hep de olacak. Şahane.Daha ne olsun. Bundan iyisi can sağlığı. Bi de çok seviliyosun onu bil. Misafir 2. 09-10-2008 11:38 Büyücü... Mektupların bende, tam da senin dediğin gibi,"özel bir büyücü grubunun üyesi" sıfatını hak edecek denli ilgi, merak ve sevgi uyandırıyor Alican. Sana ille de bir iki satır birşeyler yazma ihtiyacı duyuyorum. Çünkü, "özel bir büyücü grubunun üyesi" olmak,içimizdeki güzel özellikleri dışarıya taşımak ve başkalarına da bunu bulaştırmak ('bulaştırmak' olumsuzluğu çağrıştıran bir sözcük olsa da ben çoğu kez severim bu sözcüğü) becerisini gerektiriyor -ki ben bu beceriyi sende gördüğüm için kalbimi sevinç kaplıyor.Teşekkür ederim. Evet, sen hep yaz e mi? Misafir 3. 14-10-2008 22:25 Grup üyeleri... Oğlummm,canımın gizlisi, gözü- mün ışığı, gönlümün baharı... Yazdığın satırlar söken şafağın etkisi,yaşam iksiri gibi hem gönendirdi hem de içimde aç tırdığın filizleri yeşertti. Seninle ve büyücü grubunun üye leriyle yazdığın her bi şeyi ha- yata geçireceğiz. Karun'un hazi- neleri, Süleyman'ın serveti bizim varsıllığımızın yanında yoksulluğun her biçimine bürünü- veriyor. Sevgiyle uzanan elleri, gözlerinin ışıkları, yüreklendi- ren sözleriyle bir o kadar kala- balığız,anamızın karnındaki gibi güvenle sarmalanmış sonsuzluğa u zanır olmuşuz. İçim sana ve onla ra duyduğum sevgiyle yatışmış an neannenin varlığını daha çok his seder olmuştur. Tanrı, sevgiyse yarenlerimizle onu bulmuşuzdur. Gözlerinden öper öperim.... Misafir 4. 15-10-2008 15:51 Ah o anneanneler Anneannen ve sen birbirinize sahip olabildiğiniz için ne kadar şanslısınız.Ben anneannemi hiç tanımadım.Yazını okuyunca içimde eksik kalan bir yanımı keşfettim.Neyse ki kızımın anneannesi var. Dilerim ona da senin gibi silinmeyen güzel duygular kalır. Misafir 5. 24-11-2008 13:37 HAYRANLIKSA HAZIRIM... seni çok seviyorum dost...İSMAİL ÖNCEL Misafir Yorum yaz powered by AkoComment Tweaked |
||||