| Işığın Söndüğü An - Jamie Saul |
| Derya Cebecioğlu | ||||
|
“Hangisi daha önemli baba? Dürüstlük mü, sadâkat mi?” Kitabı okuyup bitirdiğimde arkama yaslanıp gözlerimi kapattım ve şunu diyebildim: Senin yaşaman önemliydi Danny.
“Daha dün uyandığında bütün soruların yanıtlarını bildiğini sanıyordu oysa... Gelecekte kendine ait küçük bir köşeyi çoktan sabitlemiş olduğuna inanıyordu.Cape Cod ve New York’a yapılan seyahatler... Nova Scotia’da balık avlayarak geçirilen tatiller... Oğlu büyüyüp kocaman bir adama dönüşürken ona öğretecekleri ve birlikte öğrenecekleri şeyler... Böyle düşünmüştü, böyle olacağı besbelliydi ama ya cebindeki bu şiir... Bu şiir planlarında yoktu ki! New York’ta yapılacak cenaze töreni de öyle...” Mekanımız Indiana, Gilbert Yolunda küçük bir üniversite.Yazarın mekan tasvirlerini çok beğendim. Bu yüzden Gilbert’taki harabelere birlikte bakalım. “Fazla süsü püsü olmadığı halde sağlamlığıyla ünlü Dor düzeninde dikilmiş sütunlar aşına aşına muhteşem girişi ayakta tutmakta zorlanmaya başladı. Dört geniş ve ferah pencere, kalaslarla çivilenerek nemli şehir havasına karşı korunmaya alındı. Amerika kıtasının sonsuzluklarına doğru kanat açmış gibi duran kartal kabartması, kartal bakışlarını, kırılmış stoik, kendini her türlü dünyevi zevkten ayrı tutan verandanın üzerinden ve beton merdivenlerden geçmişe doğru dikmiş; sanki “ne olacak şimdi bütün bunlar” dermişcesine uzaklara bakmakta. Köhneleşmiş ve çağın dışına taşınmış bu harabeler, haydi kendine yetemeyen demeyelim de, hırsından ölen bir geçmişin anısına dikilmiş bir anıt gibi, oldukları yerde zamana bekçilik etmeye devam ediyorlar.” Dr. Jack Owens üniversitede film eleştirisi dersleri veren bir öğretim üyesi. Tam dönem sonu olduğu için işleri çok yoğun. Vaktinin hemen hemen hepsi ofisinde geçiyor. Son günlerde oğluna yeterince zaman ayıramamaktan dolayı çok rahatsız ama birkaç hafta sonra birlikte çıkacakları tatili düşünmek onu rahatlatıyor. Oğluna çok düşkün. Sanatçı olan annesinin Danny dört yaşındayken onları terk etmesinden sonra herşeyini oğluna göre düzenlemiş. Yaşamı Danny’nin mutlu olması üzerine kurulu. İşte o sabah, filmler ve öğrenci notları arasında boğulmuşken ofisinin kapısı açılır ve polis olduğunu söyleyen bir adam ona oğlunun ölüm haberini getirir. Danny intihar etmiştir. Bir evladın ölümü zaten son derece trajikken bunun bir de intihar olması acıdan acıya, sorudan soruya sürükler Jack’i. Bütün bir yaz mevsimini olayı anlamaya çalışarak ve dipten dibe vurarak geçirir. Aklında binlerce “neden?” sorusu vardır. “Peki ama neden?” Jack’in gümrah bir keder ile yüzyüze kalıverdiği bu yas dönemini, aralara, bizi romanın sarsıcı sonuna hazırlayan ipuçları da yerleştirerek ince ince dokumuş Jamie Saul. Bunu yaparken de beklenenin aksine sanatçı yaşamına daha uygun bir hayat için onları terk edip giden anneyi hiç suçlamamış ve bize de onu suçlayacak malzemeler yaratmamış. Jack’in savrulup durduğu anı kırıntılarından onun oturup çocuk yetiştirecek bir kadın olmadığını anlıyor ve onu olduğu gibi kabul ediyoruz. Sadece Danny ve Jack adına kırıklıklar taşıyoruz hepsi bu. “Ann aşağıda kaldırımın ilerisinde taksi beklerken, Jack ve Danny camdan onu izliyorlardu. Minicik görünüyordu. Minicik kahverengi saçlı bir kafa ve rüzgarda uçuşan turuncu yağmurluğuyla kaldırımda dururken yanından geçen insanlar kadar herhangi biriydi artık. İnsan nasıl böyle birden bire hiç kimseye dönüşebilir... Turuncu bir yağmurluğa sarınıp, evini öyle arkada bırakıp çekip gidebilir... Elini uzat, taksiye işaret et, bin ve git...” “Bu oldu. Sırada ne var” kaygısı ile “olabileceklerin en kötüsü oldu. Daha ne olabilir” duygusu arasında gidip gelen Jack’in iyi dostları vardır. Yalnız bırakmazlar onu: “Lois’in yüzü sabırla donatılmış bir son yemek sofrası gibiydi. Ne üzgün denebilir, ne de tahkimkâr... Jack’in böyle bir günde herhangi birinin yüzünde görmeyi dileyebileceği tek ifade... Onu sorgulamadan, hiçbir soru sormadan, yalnız da bırakmadan yalnız bırakabilmeyi başaran bir ayna.” Ama Jack yerel polisten tuhaf bir adamla, umulmadık ve tedbirli bir dostluğu tercih eder. Marty ona iyi gelmiştir. Benzer bir acıyı yaşadıklarını hissederiz ama bunun ne olduğu hiç didiklenmez. “... uzun uzun düşünmenin, karanlıkları deşmenin ve o soruyu sormanın Marty’i bir yabancı olmaktan çıkaracağını biliyordu Jack. Sorunun cevabı derin bir acıyı açıklamak olacak, buna karşın soruna deva olmayacak, konuşulan kişi hiç tanımadığın biri olsa bile bir kez bu soru sorulup yanıtı da verildikten sonra artık o insan yabancı olmaktan çıkacaktı. Kişisel sorular sormak çok tehlikeli bir alana atılan bir adımdır.” Ve acının ardından boşluk gelir. Acı çekmek ve boşluk duygusunun kardeşliği iyi işlenmiş kitapta. “Hemen eve koşup Danny’in odasına çıktı. Danny ile dolu, Danny ile boş, boşlukla dolu odaya...” Ve yavaş yavaş düğüm çözülürken güzel bir “gece” tasviri ile karanlıkların sadece karanlık barındırmadığını anlatır bize yazar: “Gece kesinlikle uyuyan bir zaman değildi, tam tersi uyanışın, yaşama verilen bir selamın sesini barındırıyordu içinde. Günün sonu değil devamıydı.” Herşey ortaya çıkıp da olay çözüldüğünde ise tam da kriz anı gelgitlerini yaşar Jack. “Jack bir an önce oradan gitmek istiyordu ve hiç gitmek istemiyordu. C.J. o kadar zavallı bir haldeydi ki, onu kucaklamak, paramparça olmuş bedenini ve ruhunu sarmalamak istiyordu. Onu eşek sudan gelene kadar pataklamak istiyordu. Diğerlerini öldüresiye dövmek geçiyordu içinden. Kontrolü ele almak istiyordu ve orada öylece yığılıp kalmak da istiyordu.... Neyin en iyisi olduğuna karar verebilmek istiyordu. Saklanmak istiyordu. Marty ile konuşmak, bunları ona anlatmak istiyordu. Yalnız kalmak istiyordu ve babasını aramayı... Danny ile geçirdikleri her güzel günün hayalini kurmak istiyordu baştan baştan. Hepsini birden istiyor, hiç birini de istemiyordu.” Büyük bir sükûnetle akıp giderken duygularımızı duvardan duvara çarpan bir kitap Işığın Söndüğü An. Bir ilk roman ama çok başarılı bir ilk roman. Jamie Saul çağdaş popüler Amerikan edebiyatı için yepyeni bir soluk oluşturmuş bence. Sonraki eserlerini merakla beklememizi hak ediyor. Görüntüleme sayısı: 474 | Yazdır | E-Posta
1. 09-12-2007 01:45 ışığın söndüğü an Güzel bir kitaba benziyor. Teşekkür ederiz. Misafir 2. 25-05-2008 14:23 bir melek aslında ben hepsini okumadım ama nekadar kısaca okusamda hepsinin çok güzel olduğunu adım gibi eminim hoşçakalın canlarım Misafir 3. 25-05-2008 14:29 güzel kitap harika olmuş. Misafir Yorum yaz powered by AkoComment Tweaked |
||||