| Bengi Bağlama Üçlüsü |
| İdil Nalbantoğlu | ||||
|
Bağlamanın neşesi. Çın çın. Kalkıp seke seke, kolları aça aça oynamamak zor. Kalkıp oynayamıyorsan oturduğun yerden ayağınla tempo tutup katılıyorsun bağlamaya. Sonra neşesi azalıyor bağlamanın. Üzgün titriyor teller. Tam olarak hatırlayamadığın bir şeylerin hüznü geçiyor içinden ama umutlusun. Çünkü tellerin titreyişleri biraz sonra yine neşeleneceğini sezdiriyor. Bir yandan hüzünlenirken bir yandan da biraz sonraki neşeye hazırlanıyorsun. Ve hızlanıyor teller. Çın çın. Neşe, sevinç. Kaşıklar dayanamayıp eşlik ediyor bağlamaya. Kaşıkların coşkusu bağlamanın coşkusuna karışıyor. Yine ayaktasın. Kollarını açmış sekiyorsun. Şimdi bir hikayeyi anlatıyor bağlamalar. İçinde bizim de rol aldığımız, tanıdığımız, sevdiğimiz. Anlayış ve şefkatle titriyor teller. Teselli oluyor yaralarımızdan birine. Çok anlayışlı biriyle sohbet eder gibi hissediyoruz kendimizi. Şimdi ise yumuşak ve beyaz olduğu kesin bir erkek sesi “seherde bir bağa girdim” diyor. Neden bilinmez, ovalar geliyor aklına. Ovalarda uzun yolculuklara çıkmak. Sonra yavaşlıyor bağlama. Usul usul. Ovalarda yaptığımız yolculuktan sonra dinleniyoruz. Sustuğunda bağlamalar, kaşıklar, davullar, güneş bahçesinde gezmiş, güneşlenmiş ve dönmüş gibiyiz.
Bağlamanın tellerine vurmayı gerçekten çok seven üç insanı dinlemiş olduğumuz kesin. Görüntüleme sayısı: 517 | Yazdır | E-Posta
1. 11-01-2008 23:31 Yani bağlamanın ezgilerini duyar gibi oldum. Hüzünden neşeye, dostun kucağından, engin ovalara Dinlemedim ancak hissettim bi koşu gidip 'Bengi bağlama üçlüsü'nden edinip amaaaann şıkır da şıkır raks etmeli, coşmalı neme lazım yalan dünyada kaçırmamalı böylesi güzel dillerden anlatılan güzellikleri Misafir Yorum yaz powered by AkoComment Tweaked |
||||